Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde 9 Ekim 2014 tarihinde Kobane’ye destek amacıyla düzenlenen eyleme polisin saldırısı sırasında gözaltına alınan 5 araştırma görevlisi hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Ankara Adliyesi’nde görüldü. Duruşma öncesi akademisyenlere ve öğrencilere destek vermek için adliye önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Açıklamaya, CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Eğitim Sen Genel Örgütlenme ve Yükseköğretim Sekreteri İsmail Sağdıç, Eğitim Sen üyeleri, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden çok sayıda akademisyen ve öğrenci ile diğer üniversitelerden akademisyenler katıldı. Yoğun ilgi ve destek nedeniyle, salon değiştirilerek duruşma daha büyük bir salona alındı.
Akademi ve Akademisyenler Susturulamaz!
Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Ankara Adliyesi önünde destek için toplananlar adına bir açıklama yaptı. Karaca, ülkenin siyasal hırs ile kontrolden çıkmış bir biçimde uçuruma sürüklendiğini ve siyasal iktidarı denetleyebilecek bütün kurumlar birer birer tasfiye edildiğini söyledi.
Güvenlik, disiplin, tehdit gibi söylemlerle ve açılan soruşturma ve davalarla üniversitelerin birer korku yuvası haline getirilmesini kabul etmeyeceklerini belirten Karaca, Eğitim Sen olarak akademisyenlerin ve öğrencilerin yanında olduklarını ifade etti.
Açıklamanın tamamı aşağıdadır:
“Ülkemiz bütün sınırları geçmek isteyen bir siyasal hırs ile kontrolden çıkmış bir biçimde uçuruma sürükleniyor. Siyasal iktidarı denetleyebilecek bütün kurumlar birer birer tasfiye ediliyor. Anayasanın iktidarı sınırlandırmak için öngördüğü parlamenter kurumlar işlevsizleştiriliyor; siyasal muhalefet kriminalize ediliyor; kamuoyunu özgürce oluşturmak üzere çalışan basın boyunduruk altına alınıyor; barışçıl toplumsal talepler bombalanıyor; ülkenin bir bölümünde sokağa çıkmak, sokakta yatan ölülerini uğurlamak, yaşamak yasaklanıyor.
Hakikati araştırmanın verdiği güç ile siyasi iktidarı eleştirme sorumluluğunu taşıyan akademinin varoluş koşulları, kaba güç ve şiddetle; hatta nefretini gazete sayfalarına dökenlerin iftira ve hakaretleriyle ortadan kaldırılmak isteniyor. Varlığını ancak hakikati açıklığıyla ortaya koymaya çalışarak sağlayacak olan üniversite, siyasal iktidarın hırslı emirlerine itaat etmeye zorlanıyor. Türkiye’nin en değerli bilim insanları, mesleklerinin gereğini yaptıkları için suçlu ilan ediliyor.
Bugün, Türkiye tarihinde ilk defa bilim insanlarının kampüs içinden darp edilerek gözaltına alınmasını takip eden bir davayı izleyeceğiz. Dava, kamu denetçiliğinin ön raporuna göre, bilim insanlarını hukuksuz biçimde gözaltına alan güvenlik görevlileri hakkında değil. Aksine hukuksuzca gözaltına alınan bilim insanları hakkında. Bu dava, 9 Ekim 2014’te Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’ne, kampus içinde hiçbir olay yokken, Rektör Erkan İbiş’in yazılı izniyle kampüse giren polisin, öğrencilerini korumaya çalışırken gözaltına aldığı üyelerimiz Aysun Gezen, Nail Dertli, Celil Kaya, Onur Can Taştan, İlkay Kara ve 18 öğrencimiz hakkında.
Sadece meslektaşlarının gözlemlerinin değil, gerçek bir sorumluluk göstererek çalışmasını hazırlayan kamu denetçiliğinin ön raporuna göre de bütün suçlamaların asılsız olduğu bu dava, sadece üniversitenin geleceği açısından değil, “bağımsız yargı”nın geleceği açısından da önemlidir. Çünkü, davaya konu olan olayda üyelerimizin kişi özgürlüğü, kötü muamele görmeme ve eğitim hakkı ile ifade, bilim ve sanat özgürlükleri ihlal edilmiş; bilim insanları öğrencilerin arasında darp edilerek insan onuru zedelenmiştir. Üyelerimize isnat edilen suçlar sadece onlara yöneltilmemiştir, demokratik üniversite ve bilimsel özgürlüğe de yöneltilmiştir.
Üniversite açıkça sindirilmek istenmektedir. Bunun için her türlü kirli yola başvurulmaktadır. Hafta sonu “Yeni Akit” isimli gazetenin Siyasal Bilgiler Fakültesi akademisyenlerini açıkça hedef göstermesi de bunun en açık ifadesidir! Dün ODTÜ, Hacettepe; bugün ise Siyasal Bilgiler Fakültesi… Akademisyenleri hedef haline getirenleri en sert dille kınıyoruz! Herkes bilmelidir ki üniversitelerimizi ve akademisyenlerimizi yalnız bırakmayacağız! Çünkü biliyoruz ki yaratılmak istenen korkudur; korkunun ve baskının olduğu yerde bilim olmaz.
Bizler,
- Güvenlik, disiplin, tehdit gibi söylemlerle ve açılan soruşturma ve davalarla üniversitelerin birer korku yuvası haline getirilmesini kabul etmeyeceğimizi,
- Akademisyenlerin ve öğrencilerimizin yanında olduğumuzu,
- Üniversiteye, akademisyenlere ve haysiyetimize sahip çıkmak için baskılara direnmeye devam edeceğimizi,
- İnsan toplum ve doğa yararına üniversite mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.”










