Türkiye, siyasal iktidarın yargı eliyle toplumsal muhalefeti kuşatma, muhalefet partilerini etkisizleştirme ve demokratik siyaset alanını daraltma girişimlerinden birine daha tanıklık etmektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararı ve sonrasında yaşananlar, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine dönük bir müdahale olarak görülemez. Bu karar, halkın seçme ve seçilme hakkına, siyasi partilerin demokratik işleyişine ve demokratik siyasetin bütününe yönelmiş açık bir müdahaledir.
İktidar, uzun süredir yargıyı bir hukuk kurumu olmaktan çıkarıp siyasal mühendisliğin aracı haline getirme pratiğini derinleştirmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atanması, muhalif siyasetçilerin ve toplumsal muhalefetin yargı operasyonlarıyla baskı altına alınması, sendikal ve demokratik hakların kriminalize edilmesi, bugün CHP kurultayına yönelik verilen “mutlak butlan” kararıyla yeni bir aşamaya taşınmıştır. Bu nedenle yaşananlar herhangi bir parti içi tartışmadan ziyade iktidarın halk iradesini tanımayan, demokratik siyaseti kendi sınırları içine hapsetmeye çalışan kayyımcı siyaset anlayışının devamıdır.
Siyasi partilerin genel başkanları, yönetimleri ve politik yönelimleri mahkeme koridorlarında değil; üyelerin, delegelerin ve halkın iradesiyle belirlenir. Bir siyasi partinin kurultayına dönük yargı müdahalesiyle parti yönetiminin değiştirilmek istenmesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi demokratik siyasetin varlık koşullarını da ortadan kaldırmaya yöneliktir. Hukuk, iktidarın muhalefeti dizayn etme aracı olarak kullanılamaz. Mahkemeler, demokratik iradenin yerine geçemez. Emniyet güçleri eliyle parti binalarına müdahale edilmesi ise bu sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda açık bir siyasal dizayn anlamı taşıdığını göstermektedir.
Tarafımız açıktır: Hukukun, demokrasinin, adaletin ve halk iradesinin yanındayız. Ancak bizim savunduğumuz hukuk, siyasi iktidarın muhalefeti dizayn etmek için araçsallaştırdığı hukuk değildir. Bizim savunduğumuz hukuk, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan, seçme ve seçilme hakkını koruyan, siyasi partilerin iç işleyişine demokratik ilkelere aykırı biçimde müdahale edilmesini reddeden gerçek bir hukuk devleti anlayışıdır. Çünkü demokrasi ancak gerçek bir hukuk devletinde işletilebilir, toplumsal barış ise ancak demokrasinin kurumsallaştığı koşullarda sağlanabilir. Adaletin olmadığı yerde barıştan; demokrasinin olmadığı yerde özgürlükten, hukukun iktidar sopasına dönüştüğü yerde ise halk iradesinden söz edilemez.
Bugün yaşananlar yalnızca bir siyasi partiye yönelik müdahale olarak görülemez. Bu müdahale; işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, halkların, sendikaların ve tüm demokrasi güçlerinin siyasal alana katılma hakkını da hedef alan daha büyük bir kuşatmanın parçasıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu süreci kendi demokratik olgunluğu, üyelerinin ve delegelerinin iradesiyle aşması esastır. Hiçbir dış müdahale kabul edilemez. Siyasi partilerin iç tartışmaları, iktidarın yargı eliyle müdahalesine açık hale getirilemez. Demokratik çözümün yolu, baskıdan, zor kullanmaktan, mahkeme kararlarıyla siyasi sonuç yaratmaktan değil; üyelerin ve delegelerin iradesinin özgürce işleyeceği demokratik kurultay süreçlerinden geçmektedir.
Emek mücadelesinin tarihsel birikimi bizlere göstermiştir ki demokrasi mücadelesi, yalnızca sandıkla sınırlı değildir; halkın iradesini, emeğin haklarını, kamusal yaşamı, laikliği, barışı ve özgürlükleri savunma mücadelesidir. Bugün demokrasiye yönelen her saldırı aynı zamanda emekçilerin haklarına, kamusal eğitime, sendikal özgürlüklere ve toplumsal barışa yönelmiş bir saldırıdır.
Bu ülkenin emekçilerini yoksullaştıranlar, kamu kaynaklarını sermaye çevrelerine aktaranlar, halkın iradesinden değil baskıdan ve zor aygıtlarından güç alanlar bilmelidir ki; örgütlü bir halktan daha büyük bir güç yoktur. Parti binalarını, belediyeleri, sendikaları, üniversiteleri ve toplumsal muhalefetin bütün alanlarını baskı altına alarak halkın iktidara karşı büyüyen itirazı bastırılamaz.
Eğitim Sen olarak; bedeli ne olursa olsun demokrasinin, halk iradesinin, adaletin ve barışın yanında olmaya devam edeceğiz. Başta emek ve meslek örgütleri olmak üzere tüm demokrasi güçlerini, bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen herkesi, halklar ve emekçiler üzerinde her geçen gün daha da ağırlaşan bu baskıya karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Demokrasi, adalet ve barış ancak yan yana durarak, birlikte mücadele ederek kazanılacaktır.











