12 Eylül 1980 askeri darbesi ve sonrasında yaşanan acılar ve anti demokratik uygulamalar, aradan 45 yıl geçmiş olmasına rağmen hala sürmektedir. 12 Eylül politikalarının yarattığı koşullardan beslenenler yasama, yürütme ve yargı başta olmak üzere, devlet yönetimine ait bütün yetkilerin tek bir kişiye bağlandığı yeni rejim inşa edilmiş, ancak darbe dönemlerinde görülebilecek baskı ve şiddet politikaları ile temel hak ve özgürlüklere yönelik saldırılar yaşanmıştır.
Darbe sırasında on binlerce kişi tutuklanmış, idam edilmiş, işkencelerden geçirilmiş, fişlenmiş, sendikal hak ve özgürlükler askıya alınmış, muhalif sendikalar kapatılırken devlet güdümlü sendikaların önü açılmıştır. Devletin halk üzerinde doğrudan bir baskı ve şiddet aygıtına dönüştüğü o günlerden bugüne hayatımızda pek çok şey değişmiş, fakat siyasi hayatımızda düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere, eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, insan hakları vb. en temel ilkeler her fırsatta ayaklar altına alınmıştır.
12 Eylül, toplumun farklı kesimlerini olduğu gibi eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesini de derinden etkilemiştir. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), 12 Eylül ile birlikte kapatılmıştır. Kapatılan ilk büyük örgütün, öğretmenlerin örgütü olması dikkat çekicidir. Sıkıyönetim mahkemeleri, 200 bin üyeli örgütü yasaları hiçe sayarak ‘gizli örgüt’ suçlamasıyla kapatmıştır. 7–8 ay içerisinde temyiz süreci de tamamlanmak üzere TÖB-DER yok edilmiş, öğretmenlerin, bin bir zorlukla ve yetmiş yılda alın terleriyle biriktirip aldıkları mallarına el konulmuştur. 12 Eylül’de TÖB-DER üyesi yaklaşık 25 bin üye ve temsilci de çeşitli nedenlerden dolayı mesleklerini kaybetmiştir. Çok sayıda TÖB-DER üye ve yöneticisi 12 Eylül yasaları ile sürgün edilmiş, görevlerinden olmuşlardır. 3.854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin görevine 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanılarak son verilmiştir.
12 Eylül sonrasında toplam 4891 kamu personeli işten çıkarılırken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hukuksuz KHK’ler ile 130 bini aşkın yakın insan kendilerini savunma hakkı tanınmadan ihraç edilmiştir. Özellikle son yıllarda kamuda yaşanan hukuksuz ihraç ve sürgünler, halkın iradesi yok sayılarak atanan kayyumlar, siyasetçiler, belediye başkanları ve muhalif gazetecilere yönelik hapis cezaları ve tutuklamalar, iş cinayetleri, kadın cinayetleri ve çocuklara yönelik istismar uygulamalarına yönelik tutumlar ve darbe dönemlerini bile gölgede bırakan uygulamalardır. 45 yıl önce ülkenin üzerine kabus gibi çöken darbeci zihniyet, 19 Mart sivil darbesi ile kurumsallaşmış, halk iradesi bir kez daha gasp edilmiştir. 12 Eylül darbecilerinin izinden gidenler bugün siyasallaşmış yargı eliyle siyasi alan yeniden dizayn edilmeye çalışılmakta, seçme-seçilme hakkına yönelik hukuk dışı girişimler üzerinden çok partili yaşamın kazanımları hedef alınmaktadır.
12 Eylül’ün, ‘Türk-İslam sentezi’ anlayışı eğitim sistemi içinde, okullarda ve üniversitelerde kurumsallaşmaktadır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim sistemini “Türk-İslam sentezi” üzerinden yeniden düzenleme girişimi, siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Eylül darbecilerinin yarım bıraktığı işi tamamlamak istediğinin en somut kanıtıdır.
Türkiye’nin en karanlık dönemini ifade eden 12 Eylül ve onun izinden gidenlerin karanlık zihniyeti, sivil darbe uygulamaları ve baskıcı-otoriter yönetim anlayışıyla bugün daha açık şekilde görünür hale gelmiştir. Bu zihniyetle hesaplaşmak, askeri ya da sivil darbe ayrımı yapmadan bütün darbelere karşı çıkmaktan geçmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, kendi halkına karşı düşmanca tutumlar sergileyen baskıcı-otoriter uygulamalara karşı eşitlik, özgürlük, laiklik, barış ve demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi ile mümkündür.











