Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Türkiye’de Çocuk Emeği Kullanımı Eğitim Alanında Yapılan Yeni Düzenlemelerle Adeta Teşvik Ediliyor` başlıklı açıklama metnidir:
Bugün Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü. Türkiye‘de yaklaşık 1 milyona yakın çocuk işçi olduğu bilinmektedir. TÜİK verilerine göre 6-17 yaş grubunda bulunan çalışan çocukların yüzde 40.9‘u tarım, yüzde 50.1‘i tarım dışı sektörde faaliyet gösterirken yüzde 53‘ü ücretli veya yevmiyeli, yüzde 2.7‘si kendi hesabına veya işverene, yüzde 43.8‘i ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. Gerçek rakamın ise Türkiye İstatistik Kurumu‘nun resmi verilerinin de ötesinde olduğu tahmin edilmektedir.
Türkiye ILO‘nun dünyada çocuk işçiliğinin en kötü koşullarının ortadan kaldırılması için acil eylem planı adı altındaki 182 sayılı sözleşmesine taraf olmuştur. Bu çerçevede Türkiye‘de 15 yaşından küçüklerin çalışması yasaklanmıştır. Dünyada çocuk işçiliğinin en kötü biçimi olarak kabul edilen 15 alan vardır. Türkiye‘de çocuk emeğinin en kötü biçimleri, mevsimlik tarım işçiliği, küçük ve orta boy sanayi işletmeleri ve sokakta çalışan çocuklardır. Türkiye‘deki çocuk işçilerin üçte ikisinin bu ağır işlerde çalıştığı bilinmektedir.
Özellikle mevsimlik tarım işçiliğinin ülkemizde ciddi bir sorun olduğu ve öğrencilerin özellikle Şanlıurfa gibi sorunun yoğun olarak yaşandığı illerde eğitim döneminin ilk ve son aylarında çalışmaya gittikleri için okula devam edemedikleri bilinmektedir. Genellikle aileleriyle tütün, fındık veya pamuk toplamaya giden çocuklar eğitimlerine mecburen ara vermektedirler. Bu sektörlerde çocuk emeğinin ve kayıtlı işgücünün kullanımı ile ilgili ciddi bir denetim eksikliği söz konusudur.
Milli Eğitim Bakanlığı geçtiğimiz dönemde uygulamaya koyduğu (Devamsızlık takibi) ADEY uygulaması ile ilköğretim öğrencilerinin okula devamsızlığı konusunda öğretmenlerin araştırmalar yapmasını ve devamsızlık nedenlerini ev ve işyeri ziyaretleri yaparak tespit etmesini, devamsızlık nedeni olan sorunlara çözümler aramasını öngörmüştür. Oysa ki bu sorunlar çoğu zaman yapısal sorunlardır. Çocuğun çalışması da bu sorunlardan en önemlisidir. Örneğin söz konusu uygulama işsizlik sorunu nedeniyle okula çocuğunu gönderemiyorsa veli için öğretmenin iş aramasını, çocuk kanunlara aykırı olarak bir işyerinde çalışıyorsa öğretmenin bu işyeri ile ilgili hukuki işlem başlatmasını öngörmektedir. Devlet kayıt dışı ve sefalet koşullarında çalıştırmanın, iş cinayetlerinin yaygın olduğu ülkemizde yaklaşık 400 kişiyle sınırlı tuttuğu iş müfettişlerinin sayısını ve yetkisini artırmamakta, bunun yerine öğretmenlerin angarya olarak iş müfettişlerinin işini yapmasını öngörmektedir. Başta mevsimlik tarım işçileri olmak üzere çalışan çocukların eğitime kazandırılması ile ilgili hiçbir ciddi çalışması olmayan hükümet, bu devasa sorunların yükünü de öğretmenlerin sırtına yüklemektedir.
DİSK‘in derlediği verilere göre 2004-2008 4 yıllık döneminde çocuk istihdamındaki düşüş bir önceki döneme göre hız kesmiş durumdadır. Çocuk işçilikle mücadelede ivmenin düştüğü görülmektedir. Hatta yakın zamanda hayata geçen düzenlemelerle Türkiye‘de çocuk emeğinin kullanımı adeta teşvik edilmektedir. Çocuk emeği kullanımına ilişkin son detaylı istatistiksel araştırma 2006‘da yapılmıştır. Bu durum halen canlı olan bu sorunun çözümündeki ihmalkarlığın da bir göstergesidir.
Çocuk emeğinin yasal olarak düzenlenmesinin bir parçası olan Mesleki Eğitim alanında ülkemizde tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşündüğümüz düzenlemeler yapılmıştır. Bugün ülkemizde meslek liselerinin organize sanayi bölgelerinin içine kurulması tavsiye edilmektedir. Meslek liseleri ve firmalar arasında yapılan protokollerle salt firmanın ihtiyaçlarını karşılayacak yetilerle donatılmış çocuk emekçiler yetiştirilmeye çalışılmaktadır.
4+4+4 şeklinde temel eğitimin 3 kademeye ayrıldığı son düzenlemeler mesleki yönlendirmeyi ilk 4 yılın sonunda başlatmaktadır. Yine bu son düzenleme ile çocuğun temel eğitime 5,5 yaşında dahi başlayabildiği düşünülürse bu yaşın geleceğe dönük karar vermek için ne denli erken olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaştaki çocuğun ikinci dörtte mesleğe yönelmesi çoğu zaman kendi tercihleri üzerinden değil, pek çoğu düşük gelir grubuna ait olan ailelerin yönlendirmesi sonucu olacaktır. Eskisinden de erken yaşta çıraklığa/stajyerliğe başlayacak çocuk erkenden atölyelere, fabrikalara adım atacak, bu nedenle iş kazalarına ve meslek hastalıklarına daha da yatkın olacaktır.
Çocuk emeği kullanımını adeta kolaylaştıran düzenlemeler temel eğitim sisteminde yapılan değişikliğin de ötesindedir:
· Meslek okulu açan patronlara kamu kaynaklarından öğrenci başına 1.500 TL para ödemeyi öngören devlet mesleki eğitimden kademeli olarak elini çekmektedir.
· 6111 sayılı torba yasa ile 3008 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu‘na tabi olarak staj yapan 16 yaşından küçüklere ödenen ücret, brüt asgari ücretin üçte ikisinden, net asgari ücretin üçte birine düşürülmüştür.
· 4+4+4 düzenlemesi ile yüzde on olan “stajyer öğrenci” çalıştırma sınırlaması tamamen kaldırarak, patrona maliyeti oldukça az olan stajyer öğrenci emeği sömürüsü desteklenmiştir.
· Stajyer öğrenciler çoğu zaman eğitimini aldıkları alanla ilgisiz angarya işlerle görevlendirilmektedirler. İşyerleri öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği açısından yeterince denetlenmemektedir.
· 16 yaşından küçüklerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını engelleyen düzenleme, Meclise sunulan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı‘nda kaldırılmıştır. Tasarı 16 yaşından küçük çocukların ağır iş kollarında da çalıştırılabilmesinin önünün açılması tehlikesi taşımaktadır.
· Tasarı ile İş Kanunu‘ndaki; çocuk ve genç işçiler için alınması zorunlu sağlık raporları ve çıraklara tanınan iş sağlığı ve güvenliği hakkı ile ilgili düzenlemelerin iptal edilmesi gündemdedir.
Tüm bunların ötesinde Ulusal İstihdam Stratejisi ile de teşvik edilen esnek çalışma rejiminin yaygınlaştırılması dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocuk emeği kullanımını artırıcı bir etki yapmaktadır. Örneğin fason üretimde ya da evlerde üretimin belli bir aşamasının gerçekleşmesinde çocukların da büyüklerle birlikte çalıştığı, özellikle de kız çocuklarının evlerde üretime anneleriyle birlikte katıldıkları bilinmektedir. Çocuk gelinler sorununu çözümsüz bırakan 4+4+4 düzenlemesi aynı zamanda çocuğun temel eğitimin son 4 yılını evden takip etmesini olanaklı kılarak çocuğu bu gibi kayıt dışı çalışma biçimlerine adeta itmektedir. Son dört yılı okul dışında tamamlayacak olan öğrenci bu dönemde işgücüne güvencesiz biçimlerde katılmaya eğilimli olacaktır.
Ağaç yaşken eğilir mantığı çerçevesinde yapılan tüm bu düzenlemeler işgücünü henüz çocukluktan itibaren itaatkar bedenler olarak terbiye etmek için yapılmaktadır. Patronların büyümek için küçük ellerin ucuz emeğine ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Hükümet tüm bu düzenlemelerle kötü çalışma koşulları ve güvencesiz emek pahasına büyüyen bir ekonomi yaratan Çin gibi ülkelerle rekabet etmeyi mi amaçlamaktadır?
Çocuk emeği kullanımını adeta teşvik eden tüm bu gelişmelerden endişe duyan bizler çocuklarımızın gelecekleri ile ilgili kararları yeterli olgunluğa eriştiklerinde vermelerinden yanayız. Çocuklarımız ancak yetişkinliğe adım attıklarında, güvenceli, sağlıklı koşullarda iş gücüne katılmalılar. Bilinmelidir ki, çocuklarımızın eğitimini sermayenin taleplerine göre şekillendiren ve onları ucuz ve güvencesiz emek haline getiren düzenlemelerle tüm gücümüzle mücadelemizi sürdüreceğiz.









