Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın “YÖK’ün Yükseköğretimi Yeniden Yapılandırma Çalışmaları Bilimsel Ölçütlerden, Kurumsal Saygınlıktan ve Toplumsal Önceliklerden Çok Uzak” başlıklı basın toplantısı metnidir:
Bilindiği üzere KPSS`de yaşanan kopya skandalı sonrasında sınavların güvenliği gerekçesiyle ÖSYM`nin yapısı değiştirilmiş, kadrolaşmanın önü açılmış, tüm sorumluluk ÖSYM personeline ve adaylara yüklenmiştir. Bu yapılandırmanın hemen ardından YGS`deki şifre skandalı patlak vermiştir. KPSS`deki kopya skandalı ve ardından gelen kişiye özel kitapçık uygulaması kamuoyunda “birileri için özel düzenlemelerin gerçekleştirilebileceği “kaygısını pekiştirmiştir. Başka bir iddia da “YÖK`ün kişiye özel denklik verdiği” haberlerinde vücut bulmuştur. Yaşadıklarımız açıkça göstermiştir ki AKP`nin gerçekleştirdiği köklü düzenlemeler ve değişiklikler toplumsal önceliklere cevap olamadığı gibi beraberinde birçok başka sorunu da getirmektedir. Üzerinde kaldırılmasına ve tüm izlerinin silinmesine dair ciddi bir toplumsal uzlaşı olmasına rağmen bu yönde adım atılmayan, yine “ben bilirim” tavrıyla yeniden yapılandırılmak istenen bir kurum da YÖK`tür. 12 Eylül`den bu yana 30 yıldır varlığını koruyan YÖK`ü kaldırmayıp, yeniden yapılandırmak için AKP`nin başlattığı sürecin bir adımı da 6 Nisan`da Gebze`de düzenlenen bir çalıştayla atılmıştır. AKP`nin bilimsel ölçütlerden ve toplumsal önceliklerden uzak düşen politikalarında izlediği yöntem ise bu sürecin ne kadar katılımcı, şeffaf ve demokratik işlediğini tüm açıklığıyla ifade etmektedir. 12 Eylül ürünü YÖK`ü kaldırmayıp, üniversiteleri özgür bilimin ve demokrasinin kurumları yapmak yerine piyasanın güdümüne sokarak yeniden düzenlemek isteyenlerin, 12 Eylül zihniyetiyle ne kadar paralel düşündükleri açıkça ortadadır. Bu sebepledir ki 6 Nisan tarihinde düzenlenen çalıştayın içeriği ve yöntemini bilgilerinize sunuyoruz. I- Reform Çalışmaları Bilimsel Ölçütlerden, Kurumsal Saygınlıktan ve Toplumsal Önceliklerden Çok Uzak Eğitim Sen olarak Yükseköğretim ile ilgili gelişmeleri çok yakından izliyor ve zaman zaman görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bugünlerde seçimlerden sonra TBMM`ye getirilmek üzere anayasa dahil yükseköğretim mevzuatı ve mevcut sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar hız kazanmış bulunuyor. Buna yönelik toplantılardan biri de, sendikamızın da davet edildiği 6 Nisan`da düzenlenen çalıştay idi. Çalıştayın düzenlenme amacı olarak yükseköğretim sisteminin sorunlarını konunun ilgili taraflarıyla birlikte ele almak olarak belirtilmekteydi. YÖK`ün Başkanvekili Prof. Dr. Yekta SARAÇ`ın imzasının yer aldığı 17 Mart 2011 tarih ve 12188 sayılı yazısında “3 Şubat 2011 tarihinde yükseköğretimin yeniden yapılandırmasına yönelik temel prensipleri kamuoyuna duyurulmuştur. Bu bağlamda konunun ilgili tarafları olan Bakanlıklar, iş dünyası, sendika ve dernek temsilcileri ile 6 Nisan 2011 tarihinde saat 10.00`da başlayacak bir çalıştay düzenlenecektir. Çalıştayda belirlenen prensipler çerçevesinde yükseköğretim sistemimizin sorunları ele alınacaktır. Söz konusu çalıştayın verimliliği açısından konunun kurumunuz yetkili organlarında görüşülmesi ve kurum görüşünün oluşturularak toplantıya katılınması önem arz etmektedir.” denmektedir. Sendikamızın 2004`deki Demokratik Eğitim Kurultayı da olmak üzere çeşitli toplantılarında ve Yükseköğretim Bürosunda (YÖB) bu yönde çalışmalar yapılmaktadır. En son Mart ayında “Üniversitelerde Bologna Süreci Neye Hizmet Ediyor?” adlı kitap yayınlanmıştır. Gelen çalıştaya davet yazısı üzerine Yükseköğretim Büromuzca YÖK`ün 3 Şubat 2011 tarihinde yaptığı yeniden yapılandırma duyurusu yeniden gözden geçirilmiş ve Türkiye için 2547`den de daha sorunlu olabilecek bir durumla karşılaşılmaması ve sağlıklı bir yükseköğretim reformu yapılabilmesi için sendikamızın görüşlerinin bir kez daha dillendirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu hassasiyetimizi ifade edebilmek için bu alanda çalışmalar yürüten ve Yükseköğretim Bürosu üyelerimizden değerli bir akademisyen arkadaşımız bu görevi üstlenmiştir. Ancak toplantıya gidildiğinde YÖK Başkanvekili sayın Prof. Dr. SARAÇ`ın koordinatörlüğü ve sayın Dr. Kemal Berkkan`ın moderatörlüğünde “Yükseköğretim Kurulu Ortak Akıl Platformu Çalışma Programı” adı altında davet yazısına, bilimsel ölçütlere ve kurumlararası saygınlığa yakışmayan bir senaryoyla karşılaşılmıştır. Yaşananlar kısaca özetlenirse, 3 Şubat`taki duyuruda yeniden yapılandırma çalışmalarının ana gerekçesi olarak “Kitle eğitiminin giderek çeşitlendirdiği öğrenci profiline muhatap olmak ve bunun yarattığı öğrenci taleplerini karşılamak, piyasa ihtiyacına cevap vermek ve istihdam gibi nedenler tüm dünyada yükseköğretimde çeşitliliği öne çıkarmaktadır” denilmekte idi. YÖK Başkanvekili sayın Saraç, bu toplantının rektörler toplantısından sonra ikinci toplantı olduğunu belirtmiş, kısa bir sunumla 3 Şubat`ta duyurulan YÖK`ün asgari reform prensiplerini özetlemiştir. Bu temel prensipler, “çeşitlilik”, “kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik”, “performans değerlendirmesi ve rekabet”, “mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı” ile “kalite güvencisi” olarak tekrar ifade edilmiş; YÖK`ün yeniden yapılandırma çalışmasının, belirtilen temel prensipler çerçevesinde katılımcı bir süreçte geliştirilmesine yönelik olacağını söylemiştir. Başlıklar halinde ise şunlar sayılmıştır:
1) YÖK, ÜAK, Varlık ve Görev Tanımları,
2) İşin Yönetimi, Mütevelli Heyeti, Meslektaş Katılımı,
3) Dış Paydaşların Yönetime Katılımı,
4) Çeşitlenme (Devlet, Vakıf, Şirket, Uluslararası Üniversitelerin Açılması),
5) Üst Yönetim YÖK ve ÜAK; Üniversite Düzeyinde Rektör ve Senato; Fakülte Düzeyinde Dekan, Kurul ve Bölümler Konusu,
6) Rektörlerin Göreve Gelme Şekli ve Yetkileri,
7) Üniversitede ve Fakültede Kurulların Yetkileri,
8) Özerklik ve Hesapverilebilirlik,
9) Yükseköğretimin Finansman Modeli,
10) Kalite Güvence Sisitemi,
11) Önlisans, Lisans ve Lisansüstü Düzeyde Yaşananlar,
12) Üniversitelerde Akademik Terfi Sistemi,
13) İstihdam edilebilirlik,
14) Üniversite-Sanayi-İş dünyası İlişkileri; Üniversite STK İlişkileri.
Dikkat edilirse bu başlıkların tamamı, Bologna Sürecinde EUA(Avrupa Üniversiteler Birliği)/ Bakanlar Konferansında belirlenen, YÖK Strateji Raporlarına ve TÜSİAD raporlarına yansımış bulunan bildiğimiz prensipler ve başlıklardan oluşmaktadır. Dahası bu ilk sunuştan sonra işin ciddiyeti de değişmiş ve esas oyun başlamıştır. Makine Mühendisi Koordinatörlüğünde “Post-İt” ve “Tepsi” Oyunu Şeklinde Reform Çalışmaları 10.30`da “Ortak Akıl Platformu” Logosu altında moderatör Dr. Kemal Berkkan devreye girmiş; “fikir üretme çalışması” yapılacağını belirterek “post it” ve “tepsi” oyununa başlamış ve oyun da toplantı sonuna kadar sürmüştür. Mezuniyet sonrası 2006`ya kadar ARÇELİK ve BEKO`da çalışan, 2006`da TÜBİTAK Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE) Projeler Koordinatörlüğüne geçen bir makine doktorunun böyle bir süreçte ve reform çalışmalarında nasıl bir rolü bulunmaktadır; bu anlaşılamadığı gibi, oyun da aşağıdaki şekilde sürmüştür. 1) “Ortak Akıl” Masası. Toplantıda ana başlık olarak “Ortak Akıl” kullanılmış, bunun için toplantı, öncesinden kimlerin oturacağı belirlenen 7-10 kişilik 8 masa oluşturulmuştur. Örneğin Eğitim Sen temsilcisinin adının da bulunduğu 6 nolu masa 2`si YÖK üyesi veya temsilcisi, 6`sı da bakanlık veya devlet kurumu temsilcisinden oluşmuştur. 2) Ortak Akıl Tepsisinin Perdeleri: Oyun için her masada oturumcuların önüne post-it ve post-itlerin yapıştırılacağı A3 boyutunda kağıt (tepsi) bırakılmıştı. Moderatör birinci perdede 10 sorunun tespiti için her defasında birer sorunu bir post-it`e yazıp tepsiye yapıştırma ve sonra o tepsiyi bir sağındakine vererek, 10 tur halinde tepsilerde 10 sorunun adlandırıldığı perdeyi zil eşliğinde açtı. İkinci perde bunların sınıflandırarak aynı olanların birleştirilmesi şeklinde idi. Üçüncü perde ise masadakilerin herbirine bunları, tekrar pul yapıştırarak oylatma, böylece ortak düşünmeyenin elenmesi şeklinde olmuştur. Böyle kurgulanmış bir masada ortak düşünmeyenin eleneceği zaten aşikardır. Böylece kendisi gibi düşünen akılları ortaklaştırma sağlanmış, sorunlar konusunda “ortak akla” ulaşılmış oldu. Dördüncü perdede sorunun kök nedenleri belirlenip, beşinci perdede çözüm önerileri oluşturuldu, altıncı perdede ise tüm masalar beşer dakika ile tespit ettikleri 10 sorunu, bunların nedenlerini ve çözüm önerilerini açıkladı. Sonunda akşam 16.00`ya gelindiğinde daha toplantının başında ifade edilen prensip ve başlıklardan rahatlıkla kestirilebilen 1999`dan bu yana şekillenen Bologna Sürecinin istem ve beklentilerinin bir kez daha altı çizilmiş oldu. Anlaşılan odur ki, reformun en kritik ayağını özel-şirket üniversitelerinin ve yabancı üniversitelerin açılmasına izin verilmesi oluşturacaktır. Diğer birkaç öncelikli husus ise sermaye gruplarının mevcut YÖK ve Devlet Üniversitelerinin de yönetimine katılması, Mütevelli Heyetleri oluşturulması, yükseköğretim kurumlarının çeşitlilik, kalite güvencesi, performans başlıkları altında dışsal denetim ve yönlendirmeye, finansal çeşitliliğe, esnek güvencesiz çalışmaya ve paralı üniversitelere zorlanmasıdır. Zaten 6 Nisan`da oynanan “Ortak Akıl” oyunu da ciddiyetsizliğin yanı sıra bilimsel herhangi bir yaklaşımla ilişkisiz basit işletme tekniklerine dayalı çeşitliliği de yok sayan piyasacı totaliter bir akla denk düşmektedir. Ciddiyete ve Sağlıklı Bir Reforma Davet Eğitim Sen temsilcisi bulunduğu masadaki YÖK yetkilisine, moderatör sayın Berkkan`a ve ev sahibi olan YÖK Başkanvekili sayın Saraç`a oyun başladığında, bu toplantı formatının çağrı yazısına, kurumlararası saygınlığa ve reform çalışmalarının ciddiyetine uygun düşmediğini, böylesi bir sürece kurumsal katılımı kabul edemeyeceğini ancak süreci izleyeceğini belirtmiş, sendikamızın ana görüş ve düşüncelerini kendi masasındakilere izleyici olarak ifade etmiş, görüşlerini ise düzenleyici sayın Saraç`a yazılı olarak vermek durumunda kalmıştır. Salt bu toplantıda yaşananlar bile, mevcut yapı ve üyelerle sağlıklı bir yükseköğretim reformu yapılamayacağını ortaya koymaktadır. Bilimleri de Dinleri de “Piyasa” Olmuş: Tek Düzenleyici Güç Piyasadır Görülmüştür ki öğrenci, bilim, araştırma ve üniversiteler birer meta sayılmakta ve “yükseköğretim” pazarında alınıp satılmak istenmektedir. Tek düzenleyici güç pazar (piyasa) ilişkileri sayılmaktadır. Ne yazık ki tüm öğrenci, öğretim elemanı ve üniversitelerimiz de bu duruma düşürülmek istenmekte, pazarda alınır satılır bir mal olarak görülmektedir. Örneğin bugünlerde çeşitli yerli yabancı yükseköğretim kurumları Otellerde, Fuarlarda, Havaalanlarında kendilerini tanıtmaktadır. Kendilerine göre “mallarını” tanıtmaktadır. Mevcut yeniden yapılandırma çalışmaları da bu anlayışa oturtulmuş bulunmaktadır. Temel prensipler zaten baştan koyulmaktadır. Bunlar da sonuçta özel-şirket üniversitesi açılabilmesi, yabancı üniversite açılabilmesi, piyasa ihtiyacının esas olması, mümkünse mütevelli heyetlerince yönetilmesi, dış-şirket ajanslarla denetlenmesi, değerlendirilmesi ve yönlendirilmesi gibi beklentilerdir. Tüm bunlar Türkiye`nin genç nüfus ve öğrenci potansiyeli ile zaten sınırlı olan araştırma fonlarını özel şirketlere ve yabancılara açmak, sonuçta da öğrenci ve yükseköğretim kaynaklarının sermayeye ve dışa akmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır. Kamu ve Türkiye bu “pazardan” daha da kaybederek çıkacaktır. Sendikamızın Yükseköğretime Yönelik Talepleri ve Çözüm Önerileri Ø YÖK kaldırılmalı, üniversiteler demokratikleştirilmelidir. Ø Üniversiteler özerk, katılımcı, laik, demokratik ve çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır Ø Politik yatırımlar ve oy hesabı nedeniyle, neredeyse her kentte bir üniversite açılmıştır. Dolayısıyla üniversiteler arasında derin uçurumlar bulunmaktadır. Bu eşitsizlik hem alt yapıda hem eğitim ve öğretimde hem de kadrosal düzeyde görülmektedir. Bu yüzden öncelikle mevcutlar arasındaki eşitsizlik giderilmeli ve yükseköğretimin niteliği yükseltilmelidir. Ø Üniversitelerde karar alma yetkisi demokratik olarak oluşturulan kurullara, alınan kararları yürütme yetkisi ise seçilmiş görevlilere verilmelidir. Ø Üniversiteleri paralı hale getirme girişimlerine son verilmeli, üniversite kapıları yoksul ve emekçi çocuklarının yüzüne kapatılmamalıdır. Ø Öğretim üyelerinin, öğretim görevlileri ve araştırma görevlileri ile diğer üniversite çalışanlarının iş yükleri azaltılmalı, bunun için ihtiyaç oranında kadro ayrılarak, adil ve eşit şekilde dağılım yapılmalıdır. Üniversite öğretim elemanlarının daha sağlıklı ve verimli çalışabilecekleri, araştırma yapabilecekleri mekanlar sağlanmalıdır. Araştırma görevlilerine çalışacakları konularda dayatma yapılmamalı, çalışacakları konuları özgürce seçmeleri sağlanmalıdır. Ø YÖK Kanunu`nun 33/a maddesince atamaları yapılan Araştırma Görevlilerinin kadro durumları, aynı kanunun 50/d maddesine çevrilmek istenmektedir. Bu düzenlemeyle Araştırma Görevlileri iş güvencesinden yoksun bırakılmakta ve bilimsel üniversite işini kaybetme korkusu duyan genç bilim insanlarının gelecek kaygılarına feda edilmektedir. Yapılan işlem hukuksuzdur ve yasalara aykırıdır. Araştırma görevlileri iş güvencesine kavuşturulmalı, tüm sosyal haklardan eksiksiz yararlanmaları sağlanmalı, asistanlık kurumu yeniden inşa edilmelidir. Ø Vakıf üniversitelerine yönlendirilen araştırma fonları yeniden kamu üniversitelerine yönlendirilmeli, bilimsel araştırmalar için ayrılan fonlar arttırılmalı, üniversitelerin her türlü teknik araç ve gereç ihtiyacı giderilmelidir. Ø Tüm üniversite çalışanları, ayrım yapılmaksızın Üniversite Personel Yasası kapsamına alınmalıdır. Ø İş güvencesiz çalışmayı kural haline getiren yemekhane, temizlik vb. hizmetlerin taşeronlaştırılmasına ve özelleştirilmesine son verilmeli, tüm bu hizmetler kamusallaştırılmalı ve iş güvencesine sahip kadrolu personel tarafından yürütülmelidir. Ø Tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi, üniversitelerimizde de çalışan yardımcı hizmetliler için açık ve net bir iş tanımı yapılmalı, hakları konusunda bilgi verilmeli ve böylelikle hizmetlilerin keyfi görevlendirilmesi, kişisel işlerde kullanılması sona erdirilmelidir. Ø Üniversitelerde etnisite ve cinsiyet başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa son verilmelidir. Bu amaca yönelik etik kurullar kurulmalıdır. Ø Kadınlara yönelik psikolojik ve fiziksel taciz ve şiddet uygulamaları kabul edilemez. Tüm emek platformlarına önerildiği biçimde, üniversitede de kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık politikaları uygulanmalıdır. Ø Üniversite öğrencilerinin hak arama eylemleri sırasında takınılan saldırgan tutumlar sona erdirilmeli, öğrencilere uygulanan disiplin cezaları sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır. Ø Tüm üniversite hayatı öğretim üyesi, araştırma görevlileri, diğer üniversite çalışanları ve öğrencileri kapsayacak şekilde demokratikleştirilmelidir. Ø Tüm eğitim ve bilim emekçilerinin toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı önündeki siyasal engeller kaldırılmalıdır. EĞİTİMSEN TV KESK‘li Tutuklular Serbest Bırakılsın 25.06.2012 – Genel Başkanımız Ünsal Yıldız‘ın Sendikamızda Yapılan Aramalara İlişkin Açıklaması ARAMA SON YAYINLAR TARİHTE BUGÜN Tarih: 31.7.1990 Olay: Bakkallar ve Bayiler Federasyonu kola boykotundan sonra yabancı içki ve sigara satmama kararı aldı. tamamını görüntüle… EĞİTİM BİLİM TOPLUM EPOSTA DUYURU Eposta duyuru listemize kaydolmak için aşağıdaki alana eposta adresinizi yazıp Kaydet tuşuna tıklayın. BANKA HESAP BİLGİLERİ Eğitim-Sen‘in banka hesap bilgilerini görüntülemek için tıklayınız.









