Taciz ve Tecavüzü Meşrulaştıran Bu Zihniyet Üniversitede Kalmaya Devam Etmemelidir

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın basın açıklamasıdır:
 

Ülkemizde her gün ortalama en az üç kadın öldürülüyor. Her gün kız çocuklarına ve kadınlara yönelik yeni cinsel istismar, taciz ve tecavüz haberleriyle dehşete düşüyoruz. Yasalarda yapılan kimi iyileştirmelere rağmen, kadına yönelik erkek şiddeti hız kesmiyor. Yaşanan kadın katliamının boyutlarının farkında olan herkes, önlem alınması, bu suçlara karşı yargının daha etkin işlemesi, kolluk kuvvetlerinin üzerlerine düşen sorumluluğu tam olarak yerine getirmesi için kafa yorarken, Selçuk Üniversitesinden yükselen bir ses akıllara durgunluk verdi. Zira “Profesör” titrine sahip Orhan Çeker`in dile getirdikleri, kadına yönelik şiddeti önleme ve cezalandırmaya ilişkin yetersiz kalmakla eleştirdiğimiz yasa ve uygulamaların fersah fersah gerisindeydi. “Hadım yasası” ile ilgili bir gazeteciye yaptığı açıklamada, sorunun odağında kadın olduğunu söyleyen Çeker, dekolte giymenin taciz ve tecavüzü teşvik ettiğini, dekolte giyinen kadınların taciz ve tecavüzden şikayet etmelerinin makul olmadığını çünkü böyle giyinmekle suça ortak olduklarını buyuruyordu. Bu görüşlerin bir adım ötesi dekolte giyinen kadının kırbaçlanması gerektiği anlayışıdır. Erkeğin yaptığı her yanlışın esas sorumlusu olarak kadını gören; bu nedenle kadın bedeninin, cinselliğinin ve davranışlarının sıkı bir şekilde denetlenmesini savunan bu görüşler, baştan sona dehşet vericidir. Çünkü her şeyden önce kadınları giyimlerinden dolayı hedef göstermektedir. Kadın düşmanıdır, kadına yönelik cinsel suçları meşrulaştırmaktadır, suça teşvik niteliği taşımaktadır. Söz konusu açıklamaları dile getirenin akademik konumu, giyiminden dolayı kadını hedef gösterme ve kadına yönelik cinsel şiddeti teşvik etme niteliğini daha da ağırlaştırmaktadır. Her gün beş kadının öldürüldüğü, onlarcasının tacize ve tecavüze uğradığı bir ülke yargısının, kadınlara doğrudan ve açık bir şekilde yönelmiş olan bu tehdidi görmezden gelmemesi gerekir. Öte yandan kişinin bir kamu üniversitesinde olması ve akademik titrinden dolayı görüşüne başvurulmuş olması da gözden kaçmamalıdır. Bu kadar açık kadın düşmanlığı yapan, kadınları hedef gösteren ve kadına yönelik cinsel şiddeti meşrulaştıran ve görüşünde de ısrar eden bir kişinin ÜNİVERSİTEDE KALMASI KABUL EDİLEMEZ. Halk arasında “Hoca bunu yaparsa” diye başlayan özlü sözü anımsarsak, bu açıklama dolayısıyla kadınların karşı karşıya bulunduğu tehdidin büyüklüğü hakkında fikir sahibi olabiliriz. Hoca böyle söylememelidir. Yargı ve idare açıkça kadın düşmanlığı yapan bu anlayışı paylaşıyorsa diyecek bir şey kalmıyor ama paylaşmıyorsa, söz konusu açıklamayı yapan hocanın üniversitede yeri olmamalıdır. Yoksa yakında, Afganistan`da olduğu gibi tecavüze uğrayan kadınların zina suçundan cezalandırılmasını önerenler, dahası cezayı kendileri vermeye kalkanlar çıkacaktır. Son olarak bu açıklamanın tam da AKP`li kadın milletvekillerinin taciz ve tecavüz suçlarını erkeğin hormonlarına indirgeyen yasa tasarısı hazırladıkları bir dönemde yapılmış olmasının son derece ironik olduğu belirtilmelidir. Zira Orhan Çeker, kadına yönelik taciz ve tecavüz suçlarının kaynağında hormonların değil zihniyetin olduğunu çok açık bir şekilde göstermiştir. AKP`li kadın vekiller eğer kadına ve kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet için bir kaynak arıyorlarsa bu zihniyete baksınlar. Biz eğitim ve bilim işkolunda örgütlü bir sendika olarak, üniversitenin bu zihniyete müsamaha göstermesinin kadına yönelik nefret suçlarına ve kadın katliamına ortak olmak anlamına geleceğini vurguluyoruz ve sorumlu kurumları acilen göreve çağırıyoruz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu