Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Gülçin İsbert’in “Hamile Bir Öğrenciyi Döverek Bebeğini Kaybetmesine Neden Olan Sorumlular Yargı Önüne Çıkarılmalıdır” başlıklı açıklamasıdır:
Hükümet, icraatlarını eleştiren kimseye tahammül edemiyor. Köşe yazısını beğenmediği gazetecileri işten çıkarması için gazete sahiplerine baskı yapıyor; hak arayan işçilerin aralarına provakatörlerin sızdığını iddia ediyor; seslerini duyurmaya çalışan öğrencileriyse yasa dışı olmakla suçluyor. En son Başbakan`ın Dolmabahçe`deki ofisinde üniversite rektörleriyle yaptığı toplantıyı protesto eden öğrencilere uygulanan şiddet de, hükümetin bu tahammülsüzlüğünün ürünüdür. Nitekim öğrencilerin feci şekilde dövüldüğü saldırı sonrasında Başbakan`ın yaptığı açıklamalar bunu doğrulamaktaydı. Bütün amaçları seslerini duyurmaya çalışmak olan öğrenciler güvenlik güçleri tarafından çok ağır bir şiddet görmekle kalmadılar başta Başbakan olmak üzere hükümetin çeşitli düzeylerindeki yetkililerce de suçlandılar. Dolmabahçe saldırısında yaşanan en vahim olaylardan birisi ise genç bir kadın öğrencinin karnına yediği tekmeler sonucunda bebeğini kaybetmesiydi. “Hamileyim vurmayın” demesine rağmen dayak yiyen kadın öğrencinin bebeğini kaybetmesi kamuoyunda yankı uyandırdı. Annesinin demokratik hak talebiyle katıldığı toplantıya muktedirlerin gösterdiği tahammülsüzlük, bir bebeğin daha hayata merhaba demeden veda etmesine yol açtı. Bir hayat başlamadan sona erdi. Bir cinayet işlendi. Söz konusu cinayetin cezasız kalmaması gerekiyor. Böyle bir olayın ardından yetkililerin, bu suçun faillerinin bulunması ve gereken cezaya çarptırılmaları için harekete geçmeleri gerekirdi. Oysa hükümet kanadı ve onu destekleyen kesimler, asıl suçlunun peşine düşmek yerine anneyi suçlamayı tercih ettiler. Onlara göre esas suçlu anneydi. Nedeni ise bir değildi. Her şeyden önce bir öğrenci olarak hakkını aramaya, sesini duyurmaya çalışmıştı. Bu hükümetin öğrenciler için asla uygun görmediği bir davranıştı. Ama daha kötüsü, bu öğrenci bir kadındı. Kadının asıl yerinin evi olduğuna inanan hükümet yetkilileri protestoya katılanın bir kadın olmasını asla hazmedemezdi. Hele de hamileyse! Nitekim hemen “madem hamileydi öyleyse ne işi vardı gösteride” demeye başladılar. Böylece işlenen cinayetin sorumlusu bulunmuş oldu. Öğrenci olduğuna, kadın olduğuna, hamile olduğuna bakmadan hak aramaya çıkan sen misin, öyleyse suçlu sensin! İşte AKP hükümetinin mantığı bu. Bu mantığa göre düşünmek değil itaat etmek esastır. Öğrenciler iktidardan farklı düşünmemeli, düşünseler bile bunu içlerinde tutmalı, sokağa çıkmalılar. Kadınlar ise asla geleneksel rollerini, mekânlarını terk etmemeliler. Uslu uslu evde oturmalılar, üniversiteye gidiyorlarsa da mutlaka okuldan eve evden okula. Bu kadar. Aksi takdirde bebeğiniz öldürülse de suçlu siz olursunuz. Biz Eğitim Sen olarak bu mantığı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Ne öğrencilere reva görülen şiddeti ne de kadınlara biçilen rolleri kabul etmeyeceğiz. Başbakan Bütçe Görüşmelerinde görencilere uygulanan şiddeti kınayan konuşmalara karşı “polisimizi ezdirmeyeceğiz” diyor. Biz de “öğrencilerimizi ezdirmeyeceğiz” diyoruz. Bir cinayet işlenmiştir ve sorumluları mutlaka bulunarak yargı önüne çıkarılmalıdır.










