Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç`ın `TMK Mağduru Çocuklarımız Okullar Açıldığında Koğuşlarda Değil Sınıflarında Olsunlar!` başlıklı açıklama metni:
Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç‘ın “TMK Mağduru Çocuklarımız Okullar Açıldığında Koğuşlarda Değil Sınıflarında Olsunlar!” başlıklı açıklama metni. Ülkemizde birçok çocuğun TMK‘dan kaynaklanan mağduriyetlerini gidermek için verilen uzun ve zorlu mücadeleler sonrasında Terörle Mücadele Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmış ve çocukların yargılanmalarına ilişkin bazı değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Ancak, TMK‘de yapılan değişiklik sonrasında tahliye edilen çocuklara rağmen, halen 60‘a yakın çocuk cezaevlerinde bulunmaktadır. Gerçekleştirilen değişiklikler sonrası medyadan yansıtılanın aksine tüm TMK mağduru çocukların serbest bırakılmaması arkasında yatan bazı gerçekler bulunmaktadır. Bunların bazıları, · Yerel mahkemeler değişiklik sonrasında doğrudan çocukları tahliye etmesi gerekirken, avukat başvurusu bekleyerek çocukların tutukluluk süresini uzatmaktadır. · Yargıtay ilgili dosyaların aciliyetini önemsemeyerek dosyaları hemen işleme koymamakta ya da arka sıralara atmaktadır. · Savcılar, rasyonel delil olmadan sadece kolluk ifadesi üzerinden ek iddianame hazırlayarak yargılama sürecini uzatmaktadır. Türkiye, “taş attıkları” gerekçesi ile yüzlerce çocuğu yetişkinler gibi yargılayarak altında imzası bulunanlar da dahil olmak üzere pek çok uluslar arası kuralı ihlal etmiştir. Çocuklara özgü yargılamanın temel kuralları BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), Çocuk Ceza Adaleti Yönetimi için Asgari Standart (Pekin Kuralları), Özgürlüklerinden Yoksun Bırakılan Çocukların Korunması için BM Kuralları (Havana Kuralları) ve Çocuk Suçlarının Önlenmesi için BM İlkeleri (Riyad İlkeleri) gibi temel uluslar arası düzenlemelerle belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu yargılamalar, çocuk adalet sisteminin temelini oluşturan bu düzenlemelerin tümüne aykırılık oluşturmaktadır. Cezaevlerindeki eğitim koşulları, çocuklarımızın eğitim haklarını herhangi bir kayba uğramadan kullanmalarına elverecek nitelikte değildir, hem de daha önemlisi, eğitim olanaklarından bağımsız olarak çocukların TMK hükümlerine dayanarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Birçoğu Anadolu Lisesi, Fen Lisesi öğrencisi olan çocukların diğer özlük haklarının yanı sıra eğitim hakları da engellenmektedir. 2010 -2011 eğitim ve öğretim yılının başlamasına çok az bir zaman kalmışken TMK mağduru çocukların koğuşlar yerine sınıflarında olmaları gerekmektedir. Yaklaşan bayram sürecini de cezaevlerinde geçirecek olan çocuklarımızın hiç değilse bayram sonrasında ailelerine, okullarına, öğretmenlerine ve arkadaşlarına kavuşmaları sağlanmalıdır. Tahliye edilenler için de öğrenim sürecinden koparılmaları sonrasında ortaya çıkan öğrenim kayıplarının giderilmesi için de gerekli tüm adımlar atılmalıdır. Öyle ki tahliye edilen çocukların rehabilitasyonu için hiçbir şey yapılmaması en az bu çocukların yetişkinler gibi yargılanması kadar utanç vericidir. Sadece çocukların değil, ailelerinin ve bölgedeki devlet aktörlerinin zihinleri de rehabilite edilmelidir. Devletin asimile edici yaklaşımları yerine bölge koşullarını iyi bilen uzmanlar tarafından bir program hazırlanarak rehabilitasyon süreci başlatılmalı ve bu süreç için gerekli bütçe hazırlanmalıdır. Eğitim Sen olarak tüm yetkili kurum ve kuruluşları bu insanlık ayıbını sonlandırmaya davet ediyoruz. Çocuklarımıza koğuşlar yerine okul sıralarını sunmanın öneminin farkındalığıyla hareket ediyoruz. Devletin ilgili kurumlarına, çoğu öğrenci olan ve tahliye hakkı kazanan çocukların serbest bırakılmaları ve bu çocuklar için kısa vadede psikolojik destek uzun vadede ise planlı bir rehabilitisyon sürecinin başlatılması çağrısında bulunuyoruz. Halen cezaevinde olan ve sayıları yaklaşık 60‘ı bulan çocukların haklarının gasp edilmesinin son bulmasını istiyoruz. Bilinmelidir ki Eğitim Sen bu utanç verici durum sonlanıncaya kadar bu sürecin takipçisi olacaktır. Tutuklu çocuklar derhal serbest bırakılsın, okullarına kavuşsun ve “şeker de yiyebilsinler.”









