Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın açıklaması:
YÖK Başkanvekili İzzet Özgenç, Araştırma Görevlilerinin mağduriyetlerini gidermek için mücadele etmelerini “Üniversitelerde YÖK‘e karşı bir direniş başlatmak yönündeki bir çaba” olarak değerlendirmiş ve hakları için demokratik tepkilerini gösteren araştırma görevlilerini suçlayıcı ifadeler kullanmıştır. YÖK‘ün öğretim elemanlarının atanmasına yönelik yeni yönetmeliği ve kurul kararına göre, üniversitede doktoralarını tamamlayan binlerce araştırma görevlisi, kadroya geçmek yerine işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya bırakılırken, YÖK Başkanvekilinin araştırma görevlileri ile ilgili olarak “uygulanan yöntemin yarattığı herhangi bir olumsuzluk yok” şeklinde bir açıklama yapmış olması düşündürücüdür. Bilindiği gibi Yükseköğretim Kanunu‘na göre üniversitelerde araştırma görevlileri iki şekilde istihdam edilmektedir. Birincisinde 33/a maddesine göre araştırma görevlileri rektör tarafından bu kadrolara üç yıllığına atanmaktadır. İkincisinde ise araştırma görevlileri, burslu öğrenci statüsüne indirgenerek bir yıllığına atanmaktadır. Bugüne kadar pek çok üniversite 50/d kadrosundaki araştırma görevlilerini doktoraları bittiğinde daha güvenli kadro imkânı sağlanan 33. maddeye geçirerek istihdam ediyorken, YÖK tarafından yapılan değişiklikle bu tür geçişlerin önü kesilmiş, binlerce araştırma görevlisi, elinde doktora diploması olmasına rağmen işsiz kalma tehlikesiyle baş başa bırakılmıştır. Araştırma görevlilerinin Türkiye çapında gerçekleştirdiği ve sendikamızın da içinde olduğu işine ve geleceğine sahip çıkma eylemlerini “YÖK‘e karşı bir direniş başlatmak” şeklinde yorumlamak, YÖK‘ün demokratik hak arama eylemlerine nasıl baktığını ve 12 Eylül zihniyetin YÖK üzerindeki etkisini hala sürdürdüğünü görmek açısından anlamlıdır. YÖK Başkanvekili Özgenç‘in yaptığı açıklamadan anlaşılmaktadır ki kendisini rahatsız eden demokratik eylemler, YÖK‘ün gözünü büyük bir sorun alanına çevirmesine yol açmıştır. YÖK Yürütme Kurulu‘nun 26 Kasım 2008 tarihli kararıyla 50/d‘ye göre istihdam edilenlerin, doktoralarını bitirdikten sonra işlerine son verilmesi istenmiş, işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya kalan araştırma görevlileri demokratik bir şekilde tepkilerini göstermişlerdir. Bu durum bugüne kadar gerçekleştirilen uygulamalara ve hukuka aykırı olduğu için sendikamız tarafından uygulamanın durdurulması için dava açılmıştır. Bilim özgürlüğünü gerçekleştirecek bir üniversite için genç akademisyenlerin iş güvenceli olarak (gelecek kaygısı yaşamadan çalışabilmeleri) zorunludur. Bu da ancak demokratik ve özerk bir üniversitede, bilim özgürlüğünün olduğu, parasız, özerk, demokratik bir üniversite mücadelesiyle birleştirildiği ölçüde başarılabilir. YÖK başkanvekilinin rahatsız olduğu nokta burasıdır. Üniversiteler özerk, bilimsel, demokratik kurumlar haline geldiğinde YÖK‘e ve YÖK‘ün uzantılarına ihtiyaç kalmayacaktır. Mevcut sistem, genç akademisyenlerin kıyımı ve onların karın tokluğuna bile olmayan koşullarda, güvencesiz olarak çalıştırılması üzerine kurulmuştur. Eğitim Sen olarak bu çarpık zihniyete karşı örgütsel ve hukuksal mücadelesini kararlılıkla sürecektir.









