Halepçe’yi Unutmadık

16 Mart 1988‘de, Halepçe‘de yaşananlar, insanlık tarihine kazınmış kara bir lekedir. Tıpkı İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşının sonlarında Japonya‘nın Nagazaki ve Hiroşima kentlerinde ölüm kusan atom bombalarının atılması gibi kara bir leke. Çünkü Nagazaki ve Hiroşima‘nın ardından, kitlesel imha gücüne sahip kimyasal silahların kullanılmasının lanetlenmesine ve neredeyse aradan yarım asır geçmiş olmasına rağmen, Halepçe‘de de benzer bir insanlık suçu işlenmiş, uçaklar kentin üzerine ölüm gazları yağdırmıştır. Halepçe‘de yaşayan binlerce insan uçaklardan atılan Hardal ve Sarin gibi kimyasal gazlarla katledilmiş, kentte canlı bırakılmamıştır. Bu katliamın ardından bölgede hayatta kalanlar da komşu ülkelerin sınırlarına yığılmış, yığıldıkları sınır boylarındaysa bambaşka dramlar yaşanmıştır. Bir halkı topyekün imha etmeyi hedefleyen katliam, hayatta kalanlara da zorlu göç yolları dışında seçenek bırakmamıştır. Halepçe‘de canlı bırakmayan kimyasal saldırının kendisi kadar acı olan başka bir şey de dünyanın gösterdiği tutum olmuştur. Saddam, 1988 yılı gibi iletişim olanaklarının alabildiğine geliştiği ve bu insanlık suçunu gizlemesinin mümkün olmadığı bir dönemde, bir kenti pervasızca kimyasal gazlarla yok etmeyi göze alabilmişti; çünkü tepki almayacağını biliyordu. Dünya, Saddam‘ı yanıltmadı nitekim. Demokrasi havarisi kimi ülkeler, göstermelik bir tepkinin ötesine geçmedi. Emperyal Batı ülkelerinin Bölgeye ilişkin politikaları, o dönem için Irak rejimini açıktan eleştirmelerine engel olmuştu. Üstelik daha sonraki tarihlerde, Irak yönetiminin kimyasal silah yapımında kullandığı maddeleri, Hollanda gibi ülkelerden satın aldığının açığa çıkması, bu duyarsızlığın başka nedenleri hakkında da yeterince fikir vericidir. Sadece Avrupa değil, dünyanın geri kalanı da bu katliama sessiz kaldı. Örneğin Halepçe katliamının yapıldığı günlerde toplanmış olan İslam Konferansı Zirvesi‘nde de sanki böyle bir katliam olmamış gibi davranıldı. Emekçiler Halepçe‘yi Unutmayacak! Halepçe‘yi unutmamak önemlidir. Çünkü dünya tarihi boyunca gerçekleştirilen diğer katliamlarda olduğu gibi Halepçe katliamında da tek sorumlu, eli kanlı bir diktatör değildir. Önemli olan diktatörlerin bu tür katliamları yapacak cesareti nereden bulduklarıdır. Halepçe‘nin de gösterdiği gibi, güç dengeleri, çıkarlar vb. gibi nedenlerle sessiz kalındığı sürece, katliam gerçekleştirecek bir diktatör her zaman bulunacaktır. Halepçe‘nin ve insanlık tarihinin karanlık sayfalarında yer bulan benzer katliamların sorumluluğu sadece katliam kararı verenlerin değil, katliama sessiz kalanlarındır da. Ve bu tür katliamları önleyebilecek tek güç, halkların, emekçilerin örgütlü gücü ve barış konusundaki ısrarıdır. Bizler, eğitim ve bilim emekçileri olarak, başka katliamların olmaması için Halepçe‘yi unutmayacağız. Yeni Halepçe‘lere meydan vermemek için, barış, eşitlik, özgürlük, adalet ilkeleri etrafında mücadelemizi yükselteceğiz. HALEPÇE KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR! YAŞASIN ORTADOĞU HALKLARININ KARDEŞLİĞİ YAŞASIN BARIŞ, YAŞASIN DEMOKRASİ Kız Çocuğu Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. … Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler. N.Hikmet Ran

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu