Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın açıklaması:
Üniversitede bilimsel üretim yapmak, iş güvencesinin sorun olmaktan çıktığı, ekonomik kaygıların asgariye indiği bir ortam gerektirmektedir. Türkiye‘de uzun süredir “demokratik ve özerk üniversite” talebini savunan bizlerin en çok şikâyet ettiği nokta üniversitelere ve üniversite hayatına yönelik müdahaleler olmuştur. Üniversitelere, bilime müdahale olmamalıdır. Bilim, hükümetlerin isteklerinden mümkün olduğu kadar bağımsız gelişmeli, sermaye sahipleri, tekelci firmalar üniversitedeki araştırmaları kendi ihtiyaçlarına göre yönlendirmemeli, araştırmaların yönünü ülkenin ve halkın çıkarları, ihtiyaçları belirlemelidir. YÖK‘ün öğretim elemanlarının atanmasına yönelik yeni yönetmeliği ve kurul kararına göre, üniversitede doktoralarını tamamlayan binlerce araştırma görevlisi, kadroya geçmek yerine işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Yönetmeliğe göre doktoralarını tamamlayan araştırma görevlilerinin üniversiteyle ilişiği kesilecektir. Yıllarca her türlü zorluğa göğüs gererek çalışmalarını sürdüren araştırma görevlileri işsizlik tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bilindiği gibi Yükseköğretim Kanunu‘na göre üniversitelerde araştırma görevlileri iki şekilde istihdam edilmektedir. Birincisinde 33/a maddesine göre araştırma görevlileri rektör tarafından bu kadrolara üç yıllığına atanmaktadır. İkincisinde ise araştırma görevlileri, burslu öğrenci statüsüne indirgenerek bir yıllığına atanmaktadır. Bugüne kadar pek çok üniversite 50/d kadrosundaki araştırma görevlilerini doktoraları bittiğinde daha güvenli kadro imkânı sağlanan 33. maddeye geçirerek istihdam ediyorken, yapılan değişiklikle bu tür geçişlerin önü kesilmiştir. YÖK‘ün 31 Temmuz 2008‘de çıkardığı ‘Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik‘le öğretim elemanı kadrolarına naklen ve açıktan yapılan tüm atamalar için Akademik Personel ve Lisansütü Eğitime Giriş Sınavı (ALES), Kamu Personeli Dil Sınavı (KPDS) veya Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) şartı getirilmiştir. Ayrıca YÖK Yürütme Kurulu‘nun 26 Kasım 2008 tarihli kararıyla da 50/d‘ye göre istihdam edilenlerin, 33. maddeye göre kadroya geçirilmemesi istenmiştir. Bu durum bugüne kadar gerçekleştirilen uygulamalara ve hukuka aykırı olduğu için sendikamız tarafından dava açılmıştır. Bilim özgürlüğünü gerçekleştirecek bir üniversite için genç akademisyenlerin iş güvenceli olarak (gelecek kaygısı yaşamadan çalışabilmeleri) zorunludur. Bu da ancak demokratik ve özerk, bilim özgürlüğünün olduğu, parasız, emekçi sınıflardan gençlere açık bir üniversite mücadelesiyle birleştirildiği ölçüde başarılabilir. Bugün bin bir zorlukla karşı karşıya olan araştırma görevlilerinin, genç akademisyenlerin haklarını savunmanın yolu, öğrencilerle, bilim özgürlüğü için mücadele veren öğretim üyeleriyle birleşerek mücadelenin ortaklaştırılmasından geçmektedir. Mevcut sistem, genç akademisyen kıyımı ve onların karın tokluğuna bile olmayan koşullarda, güvencesiz olarak çalıştırılması üzerine kurulmuştur. Eğitim Sen olarak bu çarpık sonuçlara karşı örgütsel ve hukuksal mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.









