Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Gülçin İsbert‘in “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Kız Öğrencilerin Onur ve Psikolojilerine, İhbarcı “Vatandaş”ın İddiaları Kadar Duyarlılık Göstermemiştir” konulu basın açıklaması:
Artık ülkemizde yapılan pek çok usulsüz işlemin, hak ihlalinin, hatta çoğu zaman cana kasteden girişimin ortak bir adı var: Vatandaş Duyarlılığı! Resmi yetkililer bu “duyarlı vatandaş”ın her türlü eylemine ve işlemine karşı son derece duyarlılar. Nitekim, zamları protesto etmek, daha demokratik ve özerk bir üniversite istemek ya da parasız sağlık ve eğitim talep etmek için sokaklara çıkanlara karşı sıfır tolerans gösteren yetkililer, gece yarısı kız yurdu baskınlarından linç girişimlerine uzanan bir dizi hukuksuz eylemi “vatandaş duyarlılığı”na bağlıyorlar. Eylül ayında, İzmir‘in Bergama ilçesinde 15 üyemiz hakkında “bir vatandaş”ın ihbarı üzerine soruşturma açılması ya da sokaktaki göstericilere pompalı tüfekle ateş eden “bir vatandaş”ın, Başbakan tarafından “vatandaşın da sabrı bir yere kadar” denilmek suretiyle haklı bulunması bunlardan sadece ikisi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü‘nün 10 Kasım 2008 tarihli gazetelerde yer alan açıklamalarına bakılırsa, bu “duyarlı vatandaş” en son Beşiktaş‘ta harekete geçmiş. Bilindiği gibi Beşiktaş‘taki bir kız öğrenci yurduna, ilçe milli eğitim müdürlüğü görevlilerince gece yarısı baskın düzenlenmiş ve yurtta kalan öğrencilere “buraya erkekler geliyor mu?”, “hamile olan var mı?” gibi son derece rencide edici sorular yöneltilmişti. İstanbul il milli eğitim müdürü, bu usulsüz ve yurtta kalan kız öğrenciler üzerinde travmatik etkiye yol açabilecek baskına ilişkin işlem başlatmak yerine, yapılan baskını savunarak, “bir vatandaş”ın şikayet dilekçesi üzerine gece denetim yapılmıştır açıklamasında bulunmayı tercih etti. Basında yer alan haberlere göre, bu “duyarlı vatandaş”, verdiği dilekçede “buradaki kızlar hamile, yurda giren çıkan belli değil” demiş. İlçe milli eğitim müdürlüğü de duyarlı vatandaşın şikayetini öyle ciddiye almış ki yurda gece yarısı baskını yapmaktan çekinmemiş. Neyse ki il milli eğitim müdürlüğünün içi rahat, çünkü “Kurum temize çıkmıştır. İftira edilmiş görünüyor.”!!! Olayın kendisi kadar olaya ilişkin yapılan resmi açıklamalar da manidardır. Her şeyden önce “vatandaşın duyarlılığı”nın sınırları nereye kadar diye sormak gerekiyor. Zira bu olayda “vatandaş” üzerine vazife olmayan bir şekilde namus bekçiliğine soyunmuş görünmektedir. Hadi sahiden de mahalledeki bütün kadınların “namus”undan kendini sorumlu gören bir “vatandaş” vardı diyelim. Peki ilçe milli eğitim müdürlüğünün görev ve yetkilerini her vatandaşın olur olmaz her türlü duyarlılığı mı belirlemektedir, yoksa yasa ve yönetmelikler mi? Vatandaş, yarın öbür gün kız öğrencilerin hava karardıktan sonra sokaklarda görülmesinin de “mahallenin namusuna halel getireceği” konusunda bir kuşkuya düşüp ihbar dilekçesi yazarsa o zaman ne olacak? Başkası, kız öğrencilerle erkek öğrencilerin aynı okullarda ve sınıflarda eğitim görmelerinden işkillenip bunlar aralarında kalem silgi alışverişi yapıyorlar, iyisi mi okullar ayrılsın diye dilekçe verse, sonra bir başkası da kızların okula gitmesi de “kurumu kirletir” dese, milli eğitim nasıl bir işlem yapacak? Kuşkusuz bu olayın en dehşet verici yönü de her halde il milli eğitim müdürünün “kurum temiz çıkmıştır” açıklamasıdır. Bu üç kelimelik cümle, ülkemizde kadın bedeninin ve cinselliğinin denetimi, kadına yönelik şiddet açısından nerede olduğumuzu ve cinsiyet eşitliği konusunda reform yapmakla taktir edilen AKP hükümetinin gerçek zihniyetini göstermektedir.










