Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik’in açıklaması:
Bilindiği üzere, 21 üniversitenin rektör adayları, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından belirlenmiş ve Cumhurbaşkanı‘nın onayına geçtiğimiz günlerde sunulmuştu. YÖK Genel Kurulu, 21 üniversite için 63 ismi belirlemiş, Genel Kurul‘da rektör adaylarının isimleri oylama sırasına göre Köşk‘e gönderilmemiş, bazı üniversitelerde en çok oy alan adaylar liste dışı bırakılmıştı. YÖK‘ün son derece anti demokratik bir yöntemle rektör adaylarını belirlemesinin ardından, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün 21 üniversitenin rektörlerini belirlemiş ve YÖK tarafından kendisine iletilen ve tamamen anti-demokratik yollarla hazırlanan rektör adayları listesi içerisinden yine AKP‘ye yakınlığıyla bilinen ve listenin ilk sırasında yer almayan kimi isimleri rektör olarak atamıştır. Bu noktada bir yandan “türbana özgürlük” bildirisine imza atan 3 öğretim üyesinin rektör olarak atandığı görülmüş, öte yandan da üniversitelerde türbana geçit vermeyeceğini bildiren Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın, YÖK‘ün listesinde birinci sırada yer almasına rağmen rektör olarak atanmamıştır. Göreve geldiği gün “herkesin cumhurbaşkanı” olacağını belirten ve her fırsatta demokratlıktan söz eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ne seçimlerde en yüksek oy alan rektör adaylarının YÖK tarafından elenmesine itiraz etmiş, ne de gerçekleştirdiği atamalarda demokratik kriterlere yaslanmıştır. Görülmüştür ki, rektör atamalarında en önemli kriter, AKP‘ye ve onun programına bağlılıktır. Aslında gerek AKP gerekse Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, karşı çıkıyor gibi göründükleri YÖK‘ün antidemokratik yapısına ya da daha önceki Cumhurbaşkanı‘nın rektör atamalarının siyasi yapısına dört elle sarılmakta ve geçmiş dönemden miras aldığı anti-demokratik yapıyı, kendi siyasal projesi doğrultusunda sahiplenmektedir. AKP‘nin daha önceki rektör atamalarına karşı çıkışının arkasında üniversitelerin demokratikleşmesi ve özerklik gibi bir kaygının olmadığı, tüm kurumlarda olduğu gibi üniversitelerde de yandaş yapıların tesis edilmesinin öncelik olarak görüldüğü bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Yeni atanan rektörlerin, üniversitelerin daha fazla ticarileştirilmesi ve üniversitenin tamamen piyasanın hizmetine sokulması konusunda, Cumhuriyeti ve onun üniversitelerini koruyup kolladığını belirtilirken, o Cumhuriyet‘in öğrencilerini piyasa karşısında ezdirmekte beis görülmemiştir. Yeni atanan rektörlerin eski rektörlerin uygulamalarını aratmayacakları ve devraldıkları piyasacı bayrağı daha da ileri götürmek isteyecekleri bilinmektedir. Üniversitelerimizde piyasacılık konusunda belirgin bir anlayış farkı yaşanmayacak olsa da, üniversitelerin giderek cemaatlerin ve gericiliğin hizmetinde birer siyasi iktidar aygıtına dönüşmesi noktasında yeni dönemde belirgin saldırıların olacağı da ortadadır. Yeni dönem, üniversitelerde gerici ve piyasacı saldırıların daha artacağı bir dönem olacaktır. Mücadele dolu günler bizi beklemektedir. Atamalarının ardından üniversitelerde yaşanan istifalar anlamlı tepkiler olsa da yeterli değildir. Tüm üniversite bileşenlerin üniversitelerde yaşanan piyasalaştırma ve gericileştirme uygulamalarına karşı örgütlü tutum takınması, üniversiteye, bilime ve bilimsel değerlere yakışır bir davranış olacaktır. Eğitim Sen olarak, üniversitelerin bütün bileşenleri ile birlikte özgür, eşit ve demokratik bir yapıya kavuşması, özerk-demokratik, laik ve kamusal bir üniversite için mücadelemizi sürdüreceğiz.









