Eğitimin Sorunları Bol Keseden Seçim Vaatleriyle Çözülemez!

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer‘in “Eğitimin Sorunları Bol Keseden Seçim Vaatleriyle Çözülemez! ” başlıklı basın toplantısı metni:

Genel seçimlerin yapılmasına sayılı günler kala seçime katılacak partiler seçim bildirgelerini açıklayarak seçim çalışmalarına başladılar. 22 Temmuz 2007 seçimleri, daha önceki seçimlerden farklı olarak ortaya atılan “seçim vaatleri” ile ön plana çıktı. Mazotun 1 YTL olmasından ÖSS‘nin kaldırılmasına kadar çok sayıda seçim vaadi seçimlere şimdiden damgasını vurdu. Ama asıl ilginç olan gelişme, seçim vaatleri peş peşe sıralanırken, bu vaatlerin nasıl gerçekleşeceği, kaynak sorunlarının nasıl çözüleceği vb soruların yine yanıtsız kalmasıdır. Seçime girecek partiler içinde eğitime yönelik vaatleri ile dikkat çeken ilk parti yaklaşık 5 yıldır iktidarda olan AKP‘dir. AKP, iktidar olduğu dönemde başta eğitim ve sağlık hakkı olmak üzere tüm alanları ticarileştirerek, eğitimi ve sağlığı paralı hale getirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı‘nda yaşanan siyasal kadrolaşma ve eğitimi daha da gericileştirmeye yönelik uygulamalar başta olmak üzere, geçtiğimiz dönemde Milli Eğitim Bakanlığı‘nın hemen her icraatı tartışma konusu olmuş, Bakanlık tüm eleştirilere karşın yine bildiğini okumaya devam etmiştir. AKP‘nin eğitimi kendi ideolojisi doğrultusunda şekillendirmesine yönelik her girişim Eğitim Sen tarafından dikkatle izlenmiş, eğitim uygulamaları ile ilgili düzenli raporlar hazırlanarak kamuoyuna açıklanmıştır. AKP, hükümet olduğu ilk günden bu yana hep özel öğretimi, özel okulları kamu kaynakları ile desteklemeye çalışmıştır. Halkın parasını kar amaçlı kurulan özel okullara ve öğretim kurumlarına harcamak için yasal düzenlemeler yapmış, bu düzenlemelerin tamamına yakını Eğitim Sen‘in hukuksal ve örgütsel çabalarıyla engellenebilmiştir. AKP hükümeti paralı eğitime olan hayranlığını devam ettirmeye kararlı gözükmektedir. Seçim bildirgesinde özel öğretim ile ilgili olarak yapılan vaatlere bakıldığında bunu görmek mümkündür. Buna göre önümüzdeki dönemde eğer AKP yeniden iktidara gelirse “eğitimin her alanında özel teşebbüs desteklenecek ve özel teşebbüsün eğitimdeki payı artırılacaktır” demektedir. Ancak asıl tehlikeli seçim vaadi “maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının da özel okullarda okuyabilmelerini sağlayabilmek amacıyla devlet tarafından hizmet satın alınması yoluna gidilecek” olmasıdır. Bu vaat, eğitimi tamamen paralı hale getirme ve kamu kaynaklarını özel okullara aktarma çalışmalarının devam edeceğini göstermektedir. Başta iktidar ve ana muhalefet partileri olmak üzere parlamentoya girme ihtimali bulunan siyasi partilerin seçim bildirilerinin, eğitime ilişkin bol keseden vaatlerle dolu olduğu görülüyor. Söz konusu partilerin seçim bildirgelerinde; eğitime yüzeysel ve gerçekçilikten uzak yaklaştıklarını, eğitimin sorunlarına basit propaganda malzemesine indirgediklerini gözler önüne sermektedir. Bütün partiler eğitimin önemi üzerine çok büyük laflar ediyorlar. Ama parti programlarında ve seçim bildirgelerinde eğitime verilen yer, bu laflarla örtüşmüyor. Bankacılık ya da serbest bölgelere ilişkin saptamalar, daha ön sayfalarda ve sayfalar dolusu yer bulabilirken, ülkenin en temel sorunları arasında yer alan sosyal politika ve eğitim konusu ancak en son sayfalarda yer bulabilmektedir. Bu bile söylenen büyük laflar ile partilerin gerçek yaklaşımları arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermeye yetmektedir. Çelişkinin başka bir örneği ise parti programları ile seçim bildirgelerinde yer alan vaatler arasındaki tutarsızlıklardır. Örneğin zorunlu eğitim süresi için AKP programında 11 yıl seçim bildirgesinde 12 yıl; CHP programında 12 yıl bildirgesinde 10 yıl geçmektedir. Partiler okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması ve parasız hale getirilmesi, zorunlu temel eğitim süresinin uzatılması, sınıf mevcutlarının azaltılması, tam gün eğitim sistemine geçilmesi gibi vaatlerde bulunmalarına rağmen bu vaatlerini hangi kaynaklarla finanse edeceklerine dair en ufak bir bilgi vermemektedirler. Bu da vaatlerinin samimiyetten uzak oluşunun göstergesidir. Okul Öncesi Eğitimin Yaygınlaştırılması: AKP, okulöncesi eğitim oranının yüzde 25‘ten yüzde 50‘ye çıkarılacağını; CHP tüm çocukların iki yıl okul öncesi eğitimden geçirileceğini; MHP, okul öncesi eğitimin temel eğitim kapsamına alınacağını; DP ise yoksul ailelerin çocuklarına ücretsiz okul öncesi eğitim olanağı tanınacağını belirtmektedir. Görüldüğü gibi okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması dört partinin de ortak vaadi durumundadır. Milli Eğitim Bakanlığı rakamlarıyla, 2006-2007 eğitim öğretim yılında okulöncesi eğitim veren okul sayısı 20.675, derslik sayısı 36.654 ve bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 640.849‘dur. AKP‘nin iddia ettiği gibi okulöncesi eğitim oranını iki katına çıkarmak için gerekli kaynağın finansmanı nasıl sağlanacaktır? Ayrıca bu hedefe ulaşmak için geniş bir zaman dilimi öngörülmektedir. Yeterli kaynak aktarılması ve hedeflerin hayata geçirilmesini kolaylaştırıcı alternatif modeller üzeride yoğunlaşmak bu süreyi çok daha kısaltabilir. Bildirgelerde okul öncesi eğitime ilişkin dikkat çeken başka bir nokta ise okul öncesi yaş dönemine ilişkin karmaşadır. Dünyadaki uygulamalarda okul öncesi 3-6 yaş grubunu içerirken AKP sadece 6, CHP ise 5-6 yaş olarak değerlendirmektedir. Henüz okulöncesi eğitim alacak çocukların hangi yaş grubuna girdiğini bile doğru dürüst bilemeyen partilerden, eğitimin bu kademesinde yaşanan sorunların çözümünü beklemek ne kadar inandırıcı olabilir? Zorunlu Temel Eğitim: AKP, zorunlu temel eğitimin kademeli olarak 2023‘te 12 yıla çıkarılacağını; CHP 10 yıla çıkarılacağını; MHP 12 yıl olacağını ve okulöncesi eğitimin, temel eğitim kapsamına alınacağını vaat etmektedir. Temel eğitim süresinin uzatılması öğrenci sayısını arttıracağından derslik, okul ve öğretmen sayılarının artan öğrenci sayılarına paralel olarak arttırılmasını gerektirir. Oysa Türkiye‘de bugüne kadar bu doğrultuda bir eğitim politikası benimsenmemiş, derslik ve öğretmen açıkları sistemin başat sorunları arasında yer almıştır. Temel eğitim süresine ilişkin vaatlerin gerçekçi bir yaklaşımın ürünü olmadığı açıktır. Çünkü daha 8 yıllık eğitimin amaçlarına ulaşılmış değildir. AKP, seçime yönelik olarak hazırladığı seçim bildirgesi ile halka yanlış ve eksik bilgiler vermekte ve seçmenleri yanıltarak oy istemektedir. AKP, seçim bildirgesinde derslik, altyapı, öğretmen ve donanım gibi sorunları büyük oranda çözdüğünü iddia etmektedir. Oysa eğitimin yapısal sorunları arasında yer alan derslik, altyapı, öğretmen açığı ve donanım sorunları hala çözüm beklemektedir. Derslik açıkları kalabalık sınıflarla çözülmeye çalışılmakta, okulların temel ihtiyaçları velilerden toplanan paralarla giderilmektedir. Bir başka temel sorun olan öğretmen açığı ise güvencesiz olarak istihdam edilen sözleşmeli, geçici ve vekil öğretmenler kapatılmaya çalışılmaktadır. AKP‘nin hemen her konuda olduğu gibi, eğitim konusunda hayal dünyasında yaşamakta, “sorunların büyük bölümünü çözdük” yaklaşımı ile kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir. Kaldı ki yüksek öğretimdeki tıkanmanın birinci kaynağını ilköğretimdeki eşitsizlik ve amaçsızlık oluşturmaktadır. Hal böyleyken ilköğretim mevcut sorunları çözülmeden süreyi uzatmayı vaat etmek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Alt yapıyı ve donanım tamamlamadan yapılacak her türlü değişiklik sadece günübirlik çözümler üretecektir. Bir örnek vermek gerekirse bugün ilköğretimde 30 kişilik sınıflarda eğitim yapabilmek için yaklaşık 20 milyar YTL (20 katrilyon TL) kaynağa ihtiyaç vardır. Eğitimi ticarileştirmekle övünen bir partinin bu kaynağı temel eğitime ayıracağını beklemek başlı başına hayalcilik olur. Partilerin eğitimin alt yapı sorunlarının çözümüne ilişkin vaatlerinin de altı boştur. AKP tekli eğitime geçileceğini, sınıfların 30 öğrencili olacağını; CHP, zorunlu bağışa son verileceğini; kırsal ve yoksul yörelerde yatılı okullar açılacağını; ders kitaplarını devletin vereceğini, öğrenciye gıda yardımı yapılacağını; MHP sınıfların 30 öğrencinin altına indirileceğini, tekli eğitim uygulamasına geçileceğini ve DP ise karne parasının kaldırılacağını, ders kitaplarının ücretsiz dağıtılacağını vaat etmektedir. Partilerin hiç birinin bu vaatlerini hangi kaynaklarla ve nasıl karşılayacaklarını söylememeleri ilginçtir. Bu durum, söz konusu vaatlerin sadece seçime kadar geçerli olduğunu, muhtemelen seçimden sonra eğitimin yine sorunlarıyla baş başa bırakılacağını göstermektedir. Partilerin seçim bildirgeleri başta eğitim olmak üzere sosyal alanlara ilişkin kaynak aktarımının ve kamu harcamalarının kısılmasını öngörürken, toplam eğitim bütçesinin iki katından fazla artış gerektiren bu vaatlerin gerçekten gerçekleştirilmek için söylenmesi hiç de inandırıcı değildir. IMF ile yapılan anlaşmalar gereği kamu harcamalarını azaltmayı, eğitimi ticarileştirmeyi hedefleyen partilerin eğitimin sorunlarını çözmesi mümkün değildir. Eğer eğitimin alt yapı sorunları kamu harcamaları yoluyla çözülemeyecekse, bu partilerin sorunları hangi kaynakla çözeceklerini belirtmeleri gerekir. AKP, iktidarı boyunca eğitimin alt yapısına ilişkin maliyeti velilerin omuzlarına yıkmıştır.. Bundan sonra da bu hedefin ya boş bir vaat olduğunu ya da maliyetin bugüne kadar olduğu gibi yine öğrenci velilerinin, yoksul halkımızın omuzlarına yıkılacağını göstermektedir. Orta Öğretim Orta öğretim ülkemizde öğrencilerin akademik, sosyal kazanımlarından çok ÖSS‘ye hazırlık dönemi olarak, eğitim hayatının tamamen dışına itilmiştir. Yıllardır bütün siyasetçiler mesleki eğitime önem verileceğini ve bu yolla hem işsizlikle hem de üniversite kapısındaki birikmeyle baş edeceklerini öne sürmektedirler. Ama söylediklerinin hiç birini hayata geçirme doğrultusunda somut adımlar atılmamıştır. Bu seçim döneminde de mesleki teknik eğitime önem verilmesi siyasi partilerin ortak politikası olarak görünmektedir. Ancak bunun nasıl geliştirileceklerine dair yine hiçbir açıklayıcı bilgiye yer vermemiş olmaları, bu konuda da samimi olmadıklarını göstermektedir. AKP orta öğretim reformu yapacağını; mesleki eğitimin oranının 2013‘te yüzde 50‘ye, 2023‘te yüzde 60‘a ulaştırılacağını, 4 ile 6. sınıflarda öğrencilerin mesleğe yönlendirileceğini; CHP Organize sanayi bölgelerine yatılı meslek liseleri açılacağını; DP ise meslek liselerinin oranının iki katına çıkarılacağını, Bilim ve Teknoloji Meslek Liselerinin açılacağını vaat ediyor. Mesleki eğitim doğrudan doğruya ekonomi ve üretimle ilgili bir konudur. Dolayısıyla sorunun sadece meslek okullarının sayısının artmasıyla çözülmesi beklenemez. Çözüm niceliğin nitelikle birlikte artırılmasından geçmektedir. Gerek ortaöğretime, gerekse ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sorunu yine sınavın kaldırılması ve sınav eklenmesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Oysa sorunun çözümü öncelikle ilköğretimdeki eşitsizliği gidermek ve daha sonra kimlerin akademik, kimlerin meslek okullarında okuması gerektiğini adil bir yöntemle belirlemek ve özel üniversite, çeşitlendirilmiş üniversite, e-öğrenme platformu vb. yöntemlerle kontenjanı artırılmış yükseköğretime yönlendirmekten geçmektedir. Seçim vaatleri yapılırken yapılacak işlerin öncelik sırasının ve hangi kaynaklardan nasıl karşılanacağının belirtilmesi gerekir. Aksi taktirde halkın gözünde oy almaya yönelik olduğu her halinden belli olan “boş vaatler” ile eğitimin ve ülkenin diğer sorunlarının çözülmesi mümkün değildir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu