Trakya`da ve Marmara`da meteorolojinin günler öncesinden uyarısını yaptığı şiddetli yağış sonucunda tam bir felaket yaşandı. Otuz bir kişinin yaşamını yitirdiği felaketin kesin bilançosu tümüyle ortaya çıkmış değil. 2010 Kültür Başkenti ilan edilen İstanbul`da alt yapı çökerken, maddi kaybın milyonlarca lirayı bulduğu dile getiriliyor.
Onlarca vatandaşın yaşamına ve milyonlarca lira maddi kayba neden olan bu felaket için resmi ağızlardan yapılan değerlendirmeler, en az felaketin kendisi kadar yaralayıcıdır. Başbakan Erdoğan bu ağır felaketin ardından “atalarımız derelerin intikamı ağır olur demişler” şeklinde bir açıklama yaparken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş da “gezegenimizi çok kötü kullanıyoruz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş`a ve kendisi de İstanbul Belediye Başkanlığı yapmış olan Başbakana göre sorumlu, doğa ve doğayı kötü kullanan insanlar! Oysa bu ifadeler yaşanan felaketi açıklamamaktadır. Daha ziyade birinci derece sorumluların, sorumluluklarının üstünü örtmeye hizmet eden bu tür ifadeler felaketi yaşayan vatandaşların acısını daha da ağırlaştırmaktadır.
Bir günlük şiddetli yağışın 2010 kültür başkenti ilan edilen bir kentte böylesine bir felakete yol açması tek başına doğa ile açıklanamaz!
Bu felakette yıllardır belediyecilikten tek anladıkları rant olan yerel yönetimlerin payı yok mudur? Çıkar uğruna en temel yerel yönetim ilkelerini ayaklar altına alan rantçı yerel yönetimler, yaşanan felakete davetiye çıkarmamış mıdır? Belediyelerin kaynakları dere yataklarının ıslahı gibi zorunlu alt yapı harcamaları yerine gösterişli “lale devri” harcamalarına ayrılmasaydı bu felaket bu denli ağır sonuçlar vermeyebilirdi.
Yaşanan felakette yıllardır uygulanan tarım politikalarıyla tarımsal üretimi bitme noktasına getirmenin ve insanlara göç etmekten başka yol bırakmayanların payı yok mudur? Ekonomik nedenlerle yaşanan zorunlu göçe bir de şiddet ortamı ve büyük baraj projeleriyle yerinden edilenler eklendiğinde, yaşadıkları topraklarda karınlarını doyurma olanağı ortadan kalkan milyonlarca insana, başta İstanbul olmak üzere üretim merkezlerinin toplandığı Marmara Bölgesine akın etmekten başka yol kalmamıştır. İnsanların yaşadıkları yerlerde geçimlerini sağlayabilmenin koşullarını yaratmaları gerekenlerin ufku ise, bir zamanlar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan`ın dillendirdiği İstanbul`a giriş için vize uygulanması önerisinin ötesine geçememiştir.
Ülkede bu kadar derin bir sosyal adaletsizlik varken, sanayi üretimi için gereken alt yapı ve maddi kaynaklar, ülkenin bir bölgesine bu denli çarpık bir şekilde yoğunlaşmışken her doğa olayından başka bir felaket çıkmaz mı?
Tüm bu çarpık gelişmenin mağdurları, hangi koşullarda olursa olsun çalışmak zorunda olan yoksul emekçiler olurken, karlı çıkanlar ise rantçılar ve her koşulda çalışmak zorunda olan emekçileri insanlık dışı koşullarda çalışmaya mahkum eden kapitalist sömürü düzeni olmaktadır.
Vahşi Kapitalizmin Son Kurbanları: Tekstil İşçisi 7 Kadın!
Nebahat, Nuriye, Bircan, Özden, Fikriye, Altın, Meviye.
Onlar neoliberalizmin, vahşi kapitalizmin en son kurbanları. 2005 yılında Bursa`da bir tekstil fabrikasında, işveren çok basit güvenlik önlemlerini almadığı için beş emekçi kadın yanarak yaşamlarını yitirmişti. Şimdi de İkitelli`de tekstil işçisi yedi kadın, benzer nedenlerle çamurlar içinde boğularak can verdi. Aynı mahallede, aynı sağlıksız konutlarda oturan, aynı fabrikada aynı koşullarda çalışan yedi emekçi kadın, sel felaketinden dolayı değil, insan taşımanın yasak olduğu bir yük aracıyla fabrikaya taşındıkları için yaşamlarını yitirdiler. Sabahın erken saatlerinde onları oturdukları yoksul mahalleden toplayan yük aracının penceresi, oturacak koltuğu olmayan ve kapağı dışarıdan açılan arka bölümünde balık istifi işe taşındıkları için bir anda araca dolan çamurlu sulardan kurtulamadılar.
Eğitim Sen olarak yaşamını yitirenlere rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyoruz.
Bu felaket, rantçı yerel yönetim anlayışının sorgulanmasına, deprem, sel vb. gibi doğal afetler karşısında en kısa sürede en etkili önlemleri alması ve acil kurtarma çalışmalarını organize etmesi gereken resmi yetkililerin bu sorumluluklarını ne denli yerine getirebildikleriyle yüzleşmelerine ve kadınların her türlü güvenceden, haktan yoksun, kölelik koşullarda çalıştırılmasına karşı önlemlerin alınması için bir ders olmalıdır.









