Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç`ın açıklaması:
Kamuoyunda yükseköğretim affının önünü açan yasa olarak bilinen ve 22 Ekim 2008`de yasalaşan 5806 Sayılı Kanun`un 15. maddesiyle “Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı eğitim kurumları ile Polis Akademisi ve bağlı yükseköğretim kurumlarında ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenim görürken 7/6/1995 tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar her ne sebeple olursa olsun okulları ile ilişiği kesilenler ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki aylık başvuru süresi içerisinde ilişiği kesilenlerin, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içerisinde başvurmaları halinde, Yükseköğretim Kurulunca öğrenim görecekleri fakülte veya yüksekokulları belirlenir. Belirlenen yükseköğretim kurumlarınca intibakları yapılan öğrenciler de bu madde kapsamından diğer öğrenciler gibi yararlanırlar.” hükmü getirilmiş ve Polis Akademisi ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı eğitim kurumlarıyla ilişiği kesilen öğrencilerden aftan yararlanmak için YÖK`e başvuran yaklaşık 800 öğrencinin 627`si Boğaziçi, İTÜ ve ÖDTÜ gibi Türkiye`nin önde gelen üniversitelerine yerleştirilmişlerdir.
Kamuoyuna da yansıdığı üzere YÖK`ün kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği anlaşılan bu uygulamanın çeşitli bakımlardan sorunlu bir uygulama olduğu aşikardır.
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, diğer yükseköğretim kurumlarında okuyan ve herhangi bir nedenle ilişiği kesilen tüm öğrenciler gibi, bu iki yükseköğretim kurumuyla ilişiği kesilmiş öğrencilere de aynı şekilde af kapsamında eğitim-öğretim hayatlarını sürdürme hakkı elbette sağlanmalıdır. Bununla birlikte kanunun ilgili 15. maddesine dayanarak gerçekleştirilen “yerleştirme” uygulaması, hem biçim hem de içerik açısından eşitsizlikler yaratmaktadır.
Birincisi, üniversiteleriyle ilişiği kesilen öğrencilere af kapsamında daha önce eğitim gördükleri üniversiteye geri dönüş hakkı sağlanmakta ve bu öğrencilere başka bir üniversiteye geçiş yapma hakkı tanınmamaktadır. Hal böyleyken, Polis Akademisi`ne ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı yükseköğretim kurumlarıyla ilişiği kesilen öğrencilere kendi okulları yerine, Türkiye`nin kalburüstü üniversitelerine yerleşmelerinin önünü açacak bir uygulamaya gidilmesi, aftan yararlanan diğer öğrencilere karşı eşitsizlik doğurmakta ve de zorlu ÖSS sistemiyle yüzde 1`lik dilimin en ön sıralarına yerleşerek Boğaziçi, İTÜ ve ODTÜ gibi üniversitelere yerleşen öğrencilere karşı da açık bir haksızlık yaratmaktadır. Bu anlamda uygulamayla, 627 öğrenciye ayrıcalık tanınmasının bir açıklaması olmalıdır. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, bunu hangi inisiyatife dayanarak gerçekleştirmiştir, açıklamalıdır.
İkinci nokta, “yerleştirme” işleminin biçimine ilişkindir. Sözkonusu 627 öğrencinin sözü edilen üniversitelere yerleştirilmelerine ilişkin kriter yukarıda alıntılanan kanunun 15. maddesinde ifade edilmemektedir. Kanunda sadece “Yükseköğretim Kurulunca öğrenim görecekleri fakülte veya yüksekokulları belirlenir.” hükmü yer almaktadır. Bu da, kanunun kendisine tanıdığı bu “geniş yetki”ye dayanarak YÖK`ün haksız ve keyfi bir “yerleştirme” ayrıcalığı sistemi geliştirmesine imkan vermiştir. YÖK, hem aftan yararlanan diğer yükseköğretim kurumlarına mensup öğrencilerin hem de ÖSS maratonunda kendisine yer bulmaya çalışan üniversite adaylarının karşısında bir “ayrıcalıklılar” kastı yaratmış ve tamamen keyfi bir kriter sonucunda bu yerleştirmeleri gerçekleştirmiştir.
Bu noktada belirtilmelidir ki, öğrencilerin okullarıyla ilişikleri kesilmeden önceki not cetvellerini ve 2008 ÖSS taban puanlarını dikkate alarak en yüksek not ortalamasına sahip öğrencileri, en yüksek taban puanlı fakültelerden başlayarak yerleştirmesi gibi bir kriter, keyfi bir kriterdir. Tamamen YÖK`ün inisiyatifiyle oluşturulan komisyonlar üzerinden gerçekleştirilen bu “ayrıcalıklı af” kriteri derhal değiştirilmelidir. Eğitim Sen, yükseköğretimde ayrıcalıklar yaratan bu “af” uygulamasının yarattığı eşitsizlik karşısında ilgili tüm kamuoyunu ses vermeye çağırmaktadır.









