Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç`ın “Milli Eğitim Bakanlığı`nı Toplusözleşmeye Çağırıyoruz!” başlıklı basın açıklaması metni:
Krizin yarattığı tahribat sürüyor. Fabrikalar, atölyeler, küçük işletmeler kapanıyor, çalışanlar işten atılıyor, işsizlik, yoksulluk, açlık kanıksatılmak isteniyor.
İşsizlik oranı %30 ile rekor seviyede. Gençlerimiz işsizliğin pençesine itiliyor, esnaf, üretici, halk kaderiyle baş başa bırakılıyor. Hükümet iflas etmiş politikalarla ülkeyi yönetmeye çalışıyor.
Halkın eğitim ve sağlık gibi en temel hakları rafa kaldırılıyor, sadece parası olanların tedavi görebileceği ve eğitim alabileceği bir ülke yaratılmak isteniyor.
Bizler eğitim ve bilim emekçileri olarak, tüm bu yıkım sürecinin karşısında taleplerimizi gerçekleştirmek ve toplusözleşme hakkımızı kullanmak için Türkiye`nin dört bir yanından başlattığımız yürüyüşümüzle 3 Haziran tarihinden bugüne kadar yollardayız.
Eğitim Sen, eğitim ve bilim emekçilerinin sadece ekonomik, sosyal ve özlük hakları için değil, insanca bir yaşamın vazgeçilmez unsuru olan demokratik hakları için de mücadele etmektedir. Herkese eşit ve parasız eğitim mücadelemiz ile insanca yaşam ve demokrasi mücadelesi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Bu haklı mücadele Eğitim Sen ve konfederasyonumuz KESK üzerindeki baskıları giderek arttırmakta, sendikal gücümüz zayıflatılmak istenmektedir. Son dönemde KESK bütünlüğüne yönelik olarak sürdürülen baskınlar, tutuklamalar ve 3 Haziran Çarşamba günü, İstanbul yürüyüş koluna yönelik engellemeler ve polis saldırısı bunun en önemli göstergeleridir. Bilinmelidir ki, bu baskı ve sindirme politikaları bizleri mücadelemizden asla alıkoyamayacaktır.
Bunun en kararlı yanıtı, eğitimin ve eğitim-bilim emekçilerinin giderek daha da derinleşen sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların çözümü noktasında MEB`i toplu iş sözleşmesine çağırmak amacıyla 3 Haziran tarihinde Türkiye`nin dört bir köşesinden Ankara`ya gerçekleştirmiş olduğumuz yürüyüşümüzdür.
Bizler bugün, herkese eşit, kamusal, demokratik, laik ve bilimsel eğitim hakkı için, eğitim ve bilim emekçilerinin en temel haklarının yaşam bulması için, Anayasanın 90. maddesi ve uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan toplu iş sözleşmesi hakkımızı bir kez daha ifade etmek üzere Ankara`dayız.
Toplu iş sözleşmesi metnimizde kapsamlı bir şekilde yer alan taleplerimizden bazıları özetle şunlardan oluşmaktadır;
Sadece parası olanlara değil, tüm yurttaşlara ayrım gözetmeksizin eşit ve parasız olarak eğitim hakkı sağlanmalıdır. Eğitim süreçleri bilimsel, laik, demokratik, kamusal bir temelde yürütülmelidir. Çocuklarımıza kreş, her gün için yeterli beslenme, süt ve temiz su imkanı sağlanmalı, yılda en az iki defa ücretsiz sağlık taraması yapılmalıdır. Okul öncesi eğitimden, yüksek öğrenime kadar okullaşma ve okulların mevcut yapılanmasına dair temel sorunların çözülmesi için okullara ödenek ve eğitime yeterli bütçe sağlanmalıdır. Sözleşmeli, geçici, ücretli çalıştırma yerine kadrolu ve eşit işe eşit ücret temelinde tüm çalışanlar için güvenceli çalıştırmanın esas alındığı bir düzenleme yapılmalıdır. Vergide adaleti sağlayacak bir düzenleme getirilmelidir. Ek ders ücretlerinin gasp edilmesine son verilmelidir. Eğitime ilişkin karar süreçleri sadece yöneticilerin değil, eğitimin bileşenlerinin (öğretmenler, hizmetliler-memurlar, öğrenciler, veliler ve bilim insanları) tümünün katılımıyla demokratik bir tarzda işletilmeli, yöneticiler seçimle belirlenmelidir. İLKSAN tasfiye edilmeli, üyelerinin hak edişleri hiçbir kayba uğratılmadan, yasal faizi ile birlikte bir defada ödenmelidir.
Eğitim Sen`in talepleri, aynı zamanda 81 ilin, 17 milyon öğrencinin 800 bini aşkın eğitim ve bilim emekçisinin talepleridir.
Eğitim Sen taleplerinin ancak işveren Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılacak toplusözleşme ile gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bunun için yürüyüşümüzün ana amacı eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, özlük, sosyal ve demokratik haklarının elde edilmesi için hükümeti toplu sözleşmeye çağırmak olarak belirlenmiştir.
Hükümet kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkının varlığını kabul etmeyip bu hakkımızı kullanmamızı engellemeye çalışırken, mahkemeler birbiri ardına toplu sözleşme hakkımızı kullanabileceğimize ilişkin kararlar vermektedir. Olumlu kararlar yalnızca, Danıştay ve İdare Mahkemesi tarafından değil, uluslararası mahkemeler tarafından da verilmeye başlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin (AİHM) vermiş olduğu son karar sonrasında AKP Hükümeti kamu emekçilerinin grev ve toplusözleşme hakkını kullanmasını engellemek istemesi açıkça suç işlenmesi anlamına gelecektir.
İçinde bulunduğumuz dönemde toplu görüşme sürecinin toplu sözleşmeye dönüştürülmesi, grev hakkımızın en temel sendikal hakkımız olarak kullanılması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Eğitim Sen olarak kararlı bir şekilde yürüttüğümüz bu haklı mücadelemizde, başta öğrenci ve velilerimiz olmak üzere toplumun en geniş kesiminin desteğinin bizimle birlikte olacağına yürekten inanıyor. Sorunların gerçek çözüm zemininin toplu iş sözleşmesi süreci olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.









