Genel Sekreterimiz Mehmet Bozgeyik`in “Katliamın Sorumlusu “Töre” Değil, Koruculuk Sistemidir” başlıklı basın açıklamasıdır:
Mazıdağı`na bağlı Bilge köyünde aralarında on yedi kadının ve altı çocuğun da bulunduğu 44 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan katliamdan büyük üzüntü duyuyoruz. Yaşamını yitirenlerin yanı sıra, 35 çocuğun hem annesini hem babasını, 20 çocuğun annesini, 15 çocuğun da babasını kaybetmiş olması, katliamın sonuçlarını daha da ağırlaştırmakta, üzüntümüzü arttırmaktadır. Ölenlere rahmet, geride kalan ailelerine ise baş sağlığı diliyoruz. Kaybedilen canları artık geri getirmek mümkün değil. Bu acı olayın geride kalanlar üzerindeki derin etkilerinin giderilmesi, öksüz ve yetim kalan çocuklara güvenli bir hayat kurulması için yapılması gereken çok şey olduğu açıktır. Ama tüm bunların yanı sıra vakit geçirilmeksizin yapılması gereken en önemli şey, koruculuk sisteminin lağvedilmesidir. Olayın ayrıntıları açığa çıktıkça daha net bir şekilde görülmektedir ki, namaz kılan erkekleri, hamile kadınları, çocukları soğuk kanlı bir şekilde hedef alan bu katliamın ortaya çıkmasında, koruculuk sistemi ve onun yarattığı dejenerasyon bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “töre, husumet insan hayatının önüne geçemez, ilkellik, vicdan yaralayan vahşet” açıklamasında bulunurken, Erdoğan ise “hiçbir töre, bunu mazur gösteremez, medya, üniversiteler, herkese görev düşüyor” diyerek yine töre vurgusu yaptı. Başbakanın mantığına göre medyaya, üniversitelere, bölgedeki “töre”yi değiştirmek için çalışmak görevi düşüyordu.
Ortada iddia edildiği gibi “ilkel töreler”den kaynaklanan bir cinayet olsaydı; toprak paylaşımı gibi bir nedenle akrabalar arasında çıkan kavgada bir veya birkaç kişi yaşamını yitirseydi, kan davası sonucu bir veya birkaç kişi hayatını kaybetseydi, “namus” adına işlenen bir cinayet olsaydı ya da bir adam kişisel bir husumetle bir eve ateş açsaydı, Başbakan`ın medyaya, üniversitelere yaptığı çağrının anlamı olabilirdi.
Ama öyle değil. Mardin`de gerçekleştirilen katliam, ne anlık öfkeyle işlenen bir cinayettir, ne toprak, ne kan davası, ne “namus” saiki ile bir veya birkaç kişinin katledilmesi olayıdır. Bu katliam, Mardin`de ya da ülkemizin başka bölgelerinde “töre” ya da “namus” saikiyle gerçekleştirilen ya da “cinnet” anında işlenen cinayetlerin hiç birine benzememektedir. Yüzlerini kar maskeleriyle gizleyen, uzun namlulu otomatik silahlar kullanan ona yakın erkek, planlı bir şekilde bir eve baskın yapmış, bir odada namaz kılan erkekler ile diğer odada bulunan kadın ve çocukları on beş dakika boyunca taramışlardır.
Katliamı gerçekleştiren erkekler devlet tarafından silahlandırılmış olan köy korucularıdır. Hedef alınan ailenin erkeklerinin büyük çoğunluğu da korucu olup, katliam bu korucuların jandarma karakolunda bulunduğu bir saatte gerçekleştirilmiştir. Olaydan yaralı olarak kurtulanlar, katillerin geride sağ kalan kimsenin bulunmamasını hedeflediklerini dile getiriyorlar. Saldırganların neden kar maskesi taktıkları, neden geride tanık bırakmamak için gayret ettikleri ise, Mardin Valisinin “terör olayı olarak göstermek istediler. Ancak şahitler ve yaralılar olduğu için öyle olmadı” değerlendirmesiyle açıklığa kavuşuyor.
Korucuların şimdiye değin karıştıkları suç olaylarının sayısı on iki bini geçmiştir. Bu olay ise koruculuk sisteminin toplumda yarattığı tahribatın geleceği dehşet boyutlarını göstermiştir. Başbakan, medyayı, üniversiteyi göreve çağırmadan çok önce, kendi siyasi görevini yerine getirmeli ve koruculuk sisteminin lağvedilmesi için adım atmalıdır.
Olayın, itinayla üzerinde durulması gereken başka bir boyutu daha bulunmaktadır. Katliamı planlayanların ve gerçekleştirenlerin hedefledikleri gibi, geride hiç tanık kalmasaydı, bu katliamın ülkemizin siyasal ve toplumsal atmosferine ne tür bir etki yapacağı sorusunu sormak zorundayız. Olası yanıtlar, bir bölgeyi değil tüm ülkeyi ve geleceğimizi ilgilendirmektedir. Geçmişte, barış umudunun doğduğu önemli anlarda işlenen benzer karanlık katliamların ülkeyi nerelere getirdiğini çok iyi biliyoruz. Yeniden genel affın, silahların susmasının gündeme geldiği günümüzde, işlenen bu katliam karşısında başta hükümet ve yargı olmak üzere tüm kesimlere ciddi işler düşmektedir.
Töre gerekçesinin ardına sığınmak, ülkemizi yeniden karanlık ve kanlı bir mecraya sürükleme çabasındaki karanlık güçler karşısında başını kuma gömmekten başka anlam taşımamaktadır. Dolayısıyla hükümeti, medya ve üniversiteleri göreve çağırmadan önce kendi görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.









