Genel Başkan Alaaddin Dinçer’in 6. Dönem 10. Başkanlar Kurulu Açılış Konuşması

Değerli Başkanlar, Değerli Basın Emekçileri,

Eğitim Sen 6. Dönem 10. Başkanlar Kurulunu, Merkez Yönetim Kurulu adına selamlıyorum.

Son Başkanlar Kurulumuzdan bu yana Türkiye`de ve dünyada yoğun gündemler yaşandı. Merkez Yönetim Kurulu olarak, geçtiğimiz döneme yönelik olarak, sürece ilişkin genel değerlendirmemizi dönemsel çalışma raporumuzda yaptık. Burada birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Bir süredir hepimizin gözlemlediği gibi, emekçilerin, ekonomik-sosyal ve siyasal talepleri için mücadeleye atılmaları bakımından ciddi sorunların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Genel olarak emek hareketin içinde bulunduğu zayıflıklar ve zaaflar nedeniyle, egemenlerin kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçirmesi ve yönlendirmesi kolaylaşıyor.

İşsizlik, yoksulluk, açlık vb sorunların neden olduğu çöküntü ve çaresizlik, geniş halk kesimlerini kendi yaşamları ve geleceklerine yönelik olarak karar vermede tereddüde düşürüp, umutsuzluğa itiyor. Bu durum bir taraftan insanları hakları için mücadele etmek yerine kaderciliğe yönlendirirken, diğer taraftan yoksul kesimlerin gittikçe büyüyen bir ekonomik güç haline gelen dini cemaat ve tarikatlara yönelmelerini beraberinde getiriyor.

Değerli Arkadaşlar,

Geçtiğimiz aylarda yaşananlar, halkın yıllardır çektiği acılara yenilerinin eklenmesine neden oldu.  Yıllardır Kürt sorununun çözülmemesinden kaynaklı olarak rejimde yaşanan tıkanma, egemen güçlerin sorunu sadece bir “asayiş sorunu” olarak görmesinin de ötesine geçti. Özel harp yöntemleriyle yürütülen “psikolojik savaş”ın da etkisiyle, Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözüm isteyenlerin köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı günleri yaşıyoruz.

Yıllardır eğitime, sağlığa ve diğer temel hizmetlere ayrılması gereken 400 milyar dolara yakın kaynağın silahlanmaya gitmiş olması düşündürücüdür. Belli kesimler, çatışmalı durumun devamını isteyerek bu “büyük pasta”dan hem ekonomik, hem de siyasal anlamda pay almak istemektedirler. Kürt sorununun bugüne kadar çözülmemesinin kökeninde çözümsüzlüğü isteyenlerin etkisi ve payı göz ardı edilemez. Soruna bu açıdan bakıldığında, Türkiye için asıl tehdidin barış isteyenler değil, savaştan yana olanlar ve savaş çığırtkanlığı yapanlar olduğu görülecektir.

Yaşanan sorun büyüktür ve bir kan davası gibi, bir intikam alma gibi ele alınamaz. Tersine; Kürt sorunu çok boyutludur ve sadece “iç mesele” değil, uluslararası boyutları da olan bir sorundur. Bu yüzden de olup bitene objektif ve soğukkanlı bakabilmek önemlidir. Kendi halkına güvenmeyen, resmi ideolojinin dışında düşünen herkesi “bölücü” kategorisinde değerlendirenlerin bırakalım demokrasiyi, insanlıktan ve temel insani değerlerden bile nasiplerini almadıkları ortadadır.

Sağduyulu davranmak, bir Kürt-Türk çatışmasına yol verecek kışkırtmaların önünü kesmek, ülkenin sınır ötesi maceralardan uzak tutulması için çalışmak, bugün her zamankinden daha çok önem kazanmıştır. Bu giderek daha zorlaşmaktadır ama Türkiye`nin Kürtleri, Türkleri, tüm emek ve demokrasi güçleri, halkın sağduyulu yaklaşımı ile bu güçlüklerin de üstesinden mutlaka gelecektir. Örneğin emek ve demokrasi güçleri tarafından gerçekleştirilen 3 Kasım mitingi yaratılmak istenen gerginlik atmosferine en anlamlı yanıt olmuştur. Benzer tutumları işyerlerinde ve günlük yaşantımızın her alanında göstermemiz, içine sıkıştırılmaya çalışıldığımız gündemleri değiştirebilmemiz açısından önemlidir.

Değerli Arkadaşlar

Sendikamız tarafından düzenli olarak, değişik konu başlıklarında eğitimin içinde bulunduğu sorunları ele alan raporlar hazırlanmaktadır. Hazırlanan raporlarla tespit edilen ve eğitim alanında yaşanan bazı ilginç ve çarpıcı sonuçlar kamuoyu ile düzenli olarak paylaşılıyor. Sendikamızın raporlarına ve yaptığı araştırmalara dayanarak, eğitim harcamalarının finansman kaynaklarına göre dağılımında halkın payının arttığı, eğitimde maliyetin faturasının her geçen yıl velilere daha çok yüklendiği, velilerin yaptığı eğitim harcamaları oranının diğer ülkelerden çok yüksek olduğu ortadadır.

Birleşmiş Milletlerin (BM) 177 ülkeyi ele alan ve “hayat beklentisi”, “eğitim”, “bilgiye erişim” ve “gayrisafi milli hasıla”yı kriter olarak ele aldığı insani gelişmişlik endeksinde dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye`nin 84. sırada yer alması düşündürücüdür. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine göre 111. sırada yer almış olmamız ise daha utanç verici bir durumdur. Uluslararası kuruluşların açıkladığı rakamlar, Eğitim Sen`in araştırmalarını doğrular niteliktedir.

İnsani Gelişmişlik Endeksi`nin belirlenmesinde eğitimin çok büyük ağırlığı olmasına rağmen, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarının hala çözüm beklemektedir. Eğitim sistemimiz, bölgeler, iller, okullar ve toplumsal kesimler arası eşitsizlikler düşünüldüğünde, toplumdaki gelir grupları açısından varsılların lehine yoksulların aleyhine bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Son dönemde Amasya`da dört kız öğrencinin baskı nedeniyle okul değiştirmesi, ardından Adana ve Isparta`da yaşanan gelişmeler, kesinlikle münferit değildir ve eğitime egemen olmak isteyen zihniyetin yansımalarıdır. Yaşanan baskılar, açılan soruşturmalar ve verilen cezalar, bilimsel, demokratik ve gerçek anlamda laik eğitimi savunanların sindirilmesini amaçlamaktadır.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunların çözümü, siyasi iktidarların bugüne kadar yaptığı gibi, eğitim sendikalarının, öğrenci ve veli örgütlerinin taleplerine kulaklarını tıkayarak, kendi bildiğini okumayı temel politika edinerek gerçekleşemez. Bu nedenle sorunlara karşı takınılacak en sağlıklı tutumun, en tek tek öğrenciler, veliler, öğretmenler ve diğer eğitim emekçilerinin birleşerek, birlikte hareket ederek mücadele etmesi olduğu ortadadır.

Değerli Arkadaşlar,

Eğitime ve halkın eğitim hakkına yönelik gerici müdahalelerin yoğunlaşması, gerçek anlamda laik, bilimsel ve demokratik eğitimin ülkemizdeki tek kararlı savunucusu olan Eğitim Sen`in varlığını ve önemini daha da arttırmıştır. Bu nedenle, eğitim hakkına yönelik taleplerimizi gerçekleştirebilmek için, örgütsüz eğitim emekçilerini sendikamız çatısı altında örgütleme, öğrenci velileri başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerini eğitim hakkı talebi etrafında birleştirme ve harekete geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Eğitim Sen, bunu başarabildiği oranda kendisini yenileyecek, saldırılara karşı daha güçlü örgütsel karşı koyuşlar gerçekleştirebilecektir.

Anayasa değişikliği tartışmalarıyla başlayan süreç, “reform” adı altında sürdürülen neoliberal saldırı programlarının nasıl ve ne zaman hayata geçirileceğine dayanmış durumdadır. Bu amaçla 59. hükümet döneminde gündeme gelen sağlık ve sosyal güvenlik hakkına yönelik yasal değişiklikler, Meclis`in gündemindedir. Bunu eğitimde ve diğer alanlarda benzer saldırıların izlemesi kaçınılmazdır. Kazanılmış haklarımıza yönelik yeni saldırı dalgasına karşı, tüm emek örgütleriyle omuz omuza vererek direnmek sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

Eğitim alanında ve genel olarak yaşanan anti demokratik uygulamalara zamanında müdahale etmemiz, başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere, tüm halkın benimsediği ve desteklediği bir sendika haline gelmemizin öncelikli koşuludur. Bu noktada kongreler sürecini, örgütsel anlamda bir yenilenme, mücadele hattımızı güçlendirme, eğitim ve bilim emekçilerinin en geniş kesimlerini sendikamız çatısı altında birleştirmek için seferber etmenin adımı olarak değerlendirmek gerekir.

Başkanlar Kurulumuzun, önümüzdeki sürecin ihtiyaçlarına denk düşen mücadeleye yönelik önerilerde bulunacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu