Merkez Kadın Sekreterimiz Elif Akgül Ateş`in 26 Ekim 2007 tarihli “Kardelen Ayşe Kardelen Ayşe Güvencen Nerede Kadron Nerede” başlıklı basın açıklaması:
Anayasamız hala öyle olduğunu söyleye dursun ama memleketimiz hızla sosyal devlet olmaktan uzaklaşıyor. Artık sosyal sorunlara karşı kamunun yerine getirmesi gereken sosyal yükümlüklerden söz eden yok. Bunun yerine projeler ve piyasacı paydaşlar dönemine girmiş bulunuyoruz. Hükümetimiz her sosyal soruna bir proje üretiyor; her projeye de onu destekleyen bir şirket bulunuyor. Böylece sosyal yükümlülüklerin yerine getirildiğine, sorunların çözülebileceğine inanılması bekleniyor.
“Kız çocukların ve kadınların eğitime ulaşımı sorunu” mu dediniz, hemen bir proje üretiliyor. “Kadın yoksulluğu” mu dediniz, ona da bir proje. Piyasa mekanizmaları içinde kadın girişimciliği ve mikro kredi uygulaması ile yoksulluğun ortadan kaldırılabileceği öne sürülüyor. Ülkemizin en büyük kartellerini oluşturmaya başlayan medya da bu düzeneğin içinde ve tam yol destekçisi. Böylece gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından ve reklam karelerinden, projelerle kurtarılmış hayatlar, mutlu sonla biten sımsıcak masallar servis ediliyor bizlere.
Oysa madalyonun öbür yüzü çok farklı. Bize sunulanlar birer masaldan ibaret. Kadın yoksulluğu ya da eğitime ulaşım sorunu piyasa mekanizmaları içinde çözülebilecek türden değil. Piyasanın hangi sosyal sorunu çözebileceği ise ayrıca üzerinde durmaya değer bir konu. Kadın yoksulluğuna karşı yürütülen projelere ya da kadınların girişimci olmalarına karşı değiliz ancak sorunun çözümünün tümüyle bu uygulamalara havale edilmesini kabul edilemez buluyoruz. Medya, lokal projelerle sorunların çözülebileceği masalını servis ededursun çıplak gerçek şu ki, ülkemizde son yıllarda devlet, hızla sosyal devletin yükümlülüğü olan alanlardan çekilmekte ve ortaya çıkan boşluğun piyasa mekanizmaları içinde küçük teşviklerle ya da bir iki yıllık lokal projelerle doldurulacağı öne sürülmekte iken, sorunlar artarak devam ediyor. Yaşadığımız güncel bir örnek; cinsiyet eşitsizliği, kadınların ve kız çocuklarının eğitime ulaşımı ya da kadın yoksulluğu gibi kaynağı derinlerde olan ve çok geniş kesimleri etkileyen sorunların ancak sağlam devlet politikalarıyla aşılabileceği gerçeği göz ardı edilerek “haydi kızlar okula” ya da “kardelenler” gibi lokal projelerle çözülebileceği yaklaşımının ne denli yanıltıcı olduğunu gözler önüne sermeye yetti.
Son günlerde bütün televizyon kanallarında izleyenlerin içini ısıtan, gözlerini yaşartan bir reklam filmi oynatılıyor. Reklamlarda “Kardelenler” kampanyası ile okuyan genç bir öğretmenin öyküsü anlatılıyor. Kampanya sayesinde okuyan genç öğretmen (ve tabii ki proje ve destekçisi durumundaki GSM şirketi) hedefine ulaşmıştır ve yeni kardelenler yetiştirmektedirler. Reklam filminde “Kardelen Ayşe” olarak sunulan Elif öğretmenin gerçek öyküsü ise madalyonun öbür yüzünü bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Bütünlüklü politikalar olmadan lokal projelerle nereye kadar gidilebileceğini gösteriyor.
“Kardelen Ayşe” reklamının kahramanı Elif öğretmen reklamda olduğu gibi bursla okumuş ve şu anda Mardin Yeşilli`de öğretmenlik yapıyor. Ancak tatlı masal esintileri burada sona eriyor. Çünkü o, aslında kadrosuz bir öğretmen. Büyük güçlüklerle ve bursla okuyup Eğitim Fakültesini bitirebilmiş olmasına rağmen Milli Eğitim Bakanlığınca kadrolu ataması yapılmayan binlerce işsiz öğretmenden birisi o. Bu nedenle ayda 300 YTL maaşla vekil öğretmenlik yapıyor. Başka bir ifade ile asgari ücretin altında bir ücretle çalışıyor ve iş güvencesi yok. Bitmedi: O, mesleğini eğitimini aldığı branşta yapamıyor. Aslında sosyal bilgiler öğretmeni ama atama sorunundan ötürü İngilizce öğretmeni olarak çalışıyor. Üstelik Kardelen Ayşe`nin SSK primleri çalıştığı süre üzerinden değil ayda 15 gün üzerinden yatırılıyor.
İşte sosyal devlet uygulamalarının yerini alan piyasa mekanizmalarının ve projeye dayalı çözümlerin geldiği/gelebileceği nokta bu. Takvim gazetesinin haberi ile gerçek hayatını öğrendiğimiz Kardelen Ayşe, Eğitim Fakültelerinden mezun olmuş ama atamaları yapılmadığı için işsizlikle güvenceden yoksun olarak ve açlık sınırının altında çalışma arasında tercih yapmak zorunda bırakılan binlerce Eğitim Fakültesi mezununun sorunlarına ışık tutarken, kadın yoksulluğu ve eğitim sorunlarına sosyal devlet uygulamaları yerine lokal projelerle üretilen çözümlerin sınırlarını da gösteriyor.









