Merkez Kadın Sekreterliği 2000 – 2002 Yılı Basın Açıklamaları

2 KASIM 2000 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMASI

8 Mart 2000 tarihinde başlayan ve 17 Ekim 2000 tarihinde BM Genel Merkezinde son bulan “Dünya Kadın Yürüyüşü” çerçevesinde 8 Ekim 2000 tarihinde Ankara`da gerçekleştirilen mitinge Türkiye`nin dört bir yanından binlerce kadın katıldı. Türkiyeli kadınlar “Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa, Tacize, Tecavüze ve Irkçılığa Karşı Dünyayı Değiştirmek için Yürüyoruz”  sloganıyla yürürken, 159 ülkede kadınlar yoksulluğa, şiddete ve savaşlara son vermek için kitlesel eylemler düzenledi ve desek kartları topladılar.

Kadınların adil, barışçıl bir dünya kurma ve yeryüzü servetinin Kuzeyle Güney, Doğuyla Batı, erkekle kadın, zenginle yoksul, kırla kent arasında eşit paylaşılması talebiyle başlattıkları girişim ve barışçıl eylemler dünyanın hiçbir ülkesinde engellemeyle karşılaşmazken, Türkiyeli kadınların kart postalarken ve Ankara`ya yürürken Düzce`de maruz kaldıkları şiddet ülkemiz adına utanç vericidir.

Dünya Kadın Yürüyüşü Uluslar arası Koordinasyonu tarafından Cumhurbaşkanına ve İç İşleri Bakanına yazı gönderilerek kadınların barışçıl eylemlerine müdahale edilmemesi istenmişti.

Son olarak, Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçilerinin örgütlü gücü Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi üyesi ve Ankara`daki Kadın Mitingine katılan 12 kadın hakkında Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından izinsiz il dışına çıktıkları bahanesiyle soruşturma başlatılmıştır. Devlet memurlarının izin alarak il dışına çıkmaları çağın gerisinde kalmış bir uygulamadır ve çoğunlukla uygulanmamaktadır. Bunun gerekçe gösterilerek Kadın Mitingine katılan Diyarbakır Eğitim Sen üyesi; Ayşe Çiçek, Rojda Yel, Figen Aras, Müzeyyen Akıncı, Emine Gül, Şivezat Işık, Cahide İnal, Tenzile Karakuş, İlknur Gümüş, Meryem Demir, Devrim Beyaztaş, Zemzem Fedai hakkında açılan soruşturma kadınların demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesine karşı yöneltilmiş bir tehdittir. Eğitim emekçileri olarak kadınların eşitlik, barış ve özgürlük mücadelesini destekliyor ve bu haksız idari soruşturmanın derhal durdurulmasını istiyoruz.  Elif Akgül

Merkez Kadın Sekreteri

16 ARALIK 2000 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMASI,

Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası 18-19-20 Temmuz 2000 tarihlerinde yapılan 4. Olağan Genel Kurulu`nda oybirliği ile kadın sekreterliği oluşturma kararı aldı. Merkez Yönetim Kurulumuz, Genel Kurul kararı doğrultusunda “Merkez Kadın Sekreterliği”ni oluşturdu. Bu karar uyarınca Eylül 2000 tarihinde Şubelerimizde de “Şube Kadın Sekreterliği” hayata geçirildi.

Ülkemizde eğitim iş kolunda çalışanların %44`ünü kadınlar oluşturmaktadır. Oysa sendikamızdaki kadın üyelerin oranı %34; karar alma mekanizmaları içindeki ağırlığı ise merkezi düzeyde %11, şubelerde %24`dür. 98 Eğitim Sen Şubesinde toplam 686 Şube Yöneticisinin yalnızca 165`i kadındır. Dünya sendikal hareketi kadın erkek eşitsizliğini sorgulayarak, kadınlar için pozitif ayırımcılık politikaları geliştirmiştir. Kadın emekçileri örgütlü mücadeleye dahil etmeden emek örgütlerinin amaçlarına ulaşmaları mümkün değildir. Bu amaçlarla sendikamız bünyesinde oluşturulan Kadın Sekreterliği; kadın üyelerin ve eğitim sektöründeki kadınların öncelikli sorunlarını açığa çıkararak kadın emekçilerin taleplerinin oluşturulması, kadınların toplumsal yaşama ve sendikal örgütlenmeye aktif olarak katılması doğrultusunda politika üretecektir. Öz güveni artırmak ve sendikal vasıflar kazandırmak üzere bugüne kadar yürüttüğü kadın eğitimini yaygınlaştıracaktır.

Evde ve işyerinde üstlendiğimiz çifte sorumluluk emekçi kadınları, hem sendikal mücadelede öncü görevi üstlenmekten hem de meslekte yükselmekten alıkoymaktadır. Kadınların ailevi sorumlulukları, toplumun kadına bakışı ve sendikaların erkek egemen yapısı emekçi kadınların sendikalara katılımını zorlaştıran etmenlerdir.

Kadının emek mücadelesine etkin katılımı ancak toplumsal ve öznel sorunlarının gündeme alınmasıyla mümkün olacaktır. Eylem, etkinlik, eğitim ve yayın faaliyeti gibi araçları seferber edilerek, eğitim emekçisi kadınların sendikal mücadeleye etkin ve kitlesel katılımın yöntemleri geliştirilecektir. Bu doğrultuda, 16 ve 17 Aralık 2000 tarihlerinde Kadın Sekreterle yapacağımız Türkiye toplantısının ilk gününü bilgilendirme ve seminerlere, ikinci gününü de eylem ve etkinliklerimizin planlamasına ayırdık. Toplantının sonuçları ve eylem-etkinlik takvimimiz daha sonra basına ve kamuoyuna duyurulacaktır.

“Kadınların sendikaya ihtiyacı var,  sendikanın da kadınlara”

Elif AKGÜL

Merkez Kadın Sekreteri

ANNELER GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI /  MAYIS 2001

Ayaklarımızın Altındaki Cenneti Değil, Yeryüzündeki Cenneti İstiyoruz!

Annelik toplumsal, ekonomik ve siyasal anlamından ve ülkemizde kadın sorunlarından koparılarak, tüketimi körüklemenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Oysa annelik ne ülkenin ekonomik, siyasal ve toplumsal durumundan ne de kadınların yüz yüze kaldığı gerçeklerden ayrı olarak ele alınabilir.

Tarih içinde siyasal sistemlerin değişikliğe uğramasına rağmen; toplumsal cinsiyet ekonomik ve toplumsal yaşamda, değer yargıları, gelenekler, dinler, hukuksal yapı tarafından değişmeden varlığını sürdürmüştür. Son yıllarda küreselleşme olarak tanımlanan gelişmeler bir yandan dünyada ve ülkemizde kadınların durumunu kötüleştirirken, öte yandan tamamen tüketimi amaçlayan ve kadının bedeni gibi sevgiyi de metalaştıran “sevgililer günü” ve “anneler günü” gibi özel günler giderek daha fazla hayatımızın içine girmektedir.

Kadın ticareti ulusal sınırları aşarak uluslar arası düzeyde bir suç haline geldi. Milyonlarca kadın ve kız çocuğu cinsel köleler haline getirerek pazarlamakta ve köleliğin çağdaş biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın ve çocuk emeği sömürüsünün hiçbir sınır tanımadığı bir dünyada bütün sorunlardan arınmış bir “annelik” hali düşünülemez.

IMF ve Dünya Bankası`nın dayatmaları doğrultusunda şekillenen yapısal uyum programlarının sonucu olan özelleştirmeler ve işsizliğin ürettiği ekonomik, siyasal ve toplumsal krizler, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da artırmaktadır. Ülke kaynaklarının militarizasyonu, eğitim, sağlık ve sosyal güvelik hizmetlerinde kesintilere yol açmaktadır ve bu gelişmenin kurbanları da bilindiği gibi kadınlar ve çocuklardır.

Öte yandan, dinsel inanışlar, gelenekler, toplumsal değer yargıları ve bunların hukuksal alandaki yansımaları; kadınların özgürleşmesinin, kimliğini bulmasının ve dünyayı erkeklerle eşit paylaşmasının önünde en önemli engeli oluşturmaktadır. Sonuç kadının ezilen ikinci cins olarak yaşamını devam ettirmesi ve birincil görevinin annelik ve ev kadınlığı olduğunu öğütleyen cinsiyetçi işbölümünün sürmesidir.

Kadının çalışma yaşamına girmesi “ev kadınlığı ve anneliğin” asli görevi olmasını engelleyememiş, sağladığı kısmi gelişmenin yanı sıra çifte yük altında daha fazla ezilmesi ve sömürülmesi sonucunu doğurmuştur.

Ülkemizde kadınların yüzde 28`i hala okuryazar değildir ve hala kız çocukların yüzde 12`si hala okula kayıt yaptıramazken,

Bebeklerin binde 42`si doğumda yaşamını kaybederken,

Anneler, cezaevleri ve mahkeme önlerinde çocuklarına yapılan işkenceye tanık olurken

Barış anneleri savaşların yaşandığı topraklarda her türlü şiddetin kurbanı olurken,

Cumartesi anneleri çocuklarının akıbetini sorarken,

Zenginle yoksul arasındaki uçurum çığ gibi büyüdüğü bir ülkede çocuklarının geleceği kaygısını yaşayan annelerimizi “anneler günü”yle avutmak mümkün mü?

Elif Akgül

Merkez Kadın Sekreteri

5 ARALIK 2001 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMASI

Yaşanabilir bir Dünya kurmak için kadınların evde, okulda ve toplumsal yaşamda karşılaştığı olumsuz koşulları değiştirmek istiyoruz. Kadın eğitimcilere yönelik ayırımcı uygulamaları açığa çıkararak, kadınların becerilerini, yeteneklerini ve kabiliyetlerini sergilemelerini sağlayacak çalışma koşullarını elde etmek ve işyerinde ayrımcılığın bütün biçimlerini ortadan kaldırmak için mücadele ediyoruz. Gerçek anlamda bir demokrasiye ulaşmanın ve özgürleşmenin gereklerinden olan cinsiyet eşitliğinin sağlanması sorunu, aynı zamanda demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren sendikamızın da temel sorunları arasında yer almaktadır.

Bu doğrultuda, üyesi olduğumuz Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), kamu çalışanı kadınların özgün sorunları ve taleplerini içeren, “AYIRIMCILIĞA KARŞI KADINLAR İÇİN EŞİTLİK HEMEN ŞİMDİ” adlı bir kampanya başlattı. 15 Mart 2002 tarihine kadar sürecek olan bu kampanyanın talepleri şunlardır;

Kılık kıyafet yönetmeliğinin çağdaş normlara göre değişmeli ve kadınların işyerlerinde pantolon giyebilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır,

En az 50 kişinin çalıştığı işyerlerinde ve küçük il/ilçe ve beldelerde merkezi kreşler açılmalıdır,

Çalışma yaşamında kadına yönelik cinsiyetçi bakış açısının değişmeli, terfi ve atamalarda eşitlikçi davranılmalıdır,

Çocuğun sevk işlemleri anne veya babanın isteğine bağlı yapılabilmeli, çocuk yardımı günün koşullarına uygun olarak belirlenmelidir,

ILO standartlarına uygun olarak doğum öncesi 2 ay, doğum sonrası 1 yıl ücretli izin verilmelidir,

Şiddet mağduru olan kadınlar için rehabilitasyon merkezleri oluşturulmalıdır.

“Eşitlik için Örgütlenme” kampanyamızın programı doğrultusunda kamu çalışanı kadınların işyerlerinde pantolon giymesinin önündeki engellerin kaldırılması talebiyle kadın meslektaşlarımız 7 Aralık 2001 tarihinde işyerlerinde ütülü kumaş pantolon giyeceklerdir.

Türkiye`de eğitim emekçilerinin ekonomik ve sosyal haklar için yürüttüğü mücadelenin örgütsel ifadesi olan Eğitim-Sen, aynı zamanda kadın eğitimcilerin çalışma hayatında yaşadığı özgün sorunlar için de mücadele etmektedir. Kadın eğitim emekçilerinin en başta gelen taleplerinden birisinin işyerlerinde pantolon giymek olduğunu biliyoruz. Ve bu yasağın kadını ikincil cins gören ve bu nedenle çirkin kıyafetler içine hapseden gerici zihniyetlerin ürünü olduğunu da biliyoruz. Eğitimin çağdaş, demokratik ve laik bir içerik kavuşabilmesi için öncelikle kadınlara yönelik ayırımcı ve çağdışı, çalışma yaşamını zorlaştıran uygulamalara son verilmesi gerekmektedir.

Evli kadınların kamu çalışanı olmasını yasaklayan ve onları zorla evine gönderen Hitler Almanya`sında kadınların makyaj yapması, şık giyinmesi ve pantolon giymesi de yasaklanmıştı. Ülkemizde sendikaları ve örgütlenmeyi yasaklayan 12 Eylül askeri darbesinin kamu çalışanı kadınlara pantolon giyme yasağı getirmesi oldukça çarpıcıdır.

Kadın bedeni üzerinde sürdürülen bu savaş biz emek örgütlerine gösteriyor ki; kadın-erkek bütün emekçilerin özgürleşmesi ve insanca yaşanabilir bir dünyanın inşası yolunda yürürken kadınların özgürlüklerini sınırlayıcı, baskıcı rejimlerin kadınları ikinci sınıf gören zihniyetlerinden kalma tabular yıkılmalıdır.  Özgürlükçü, eşitlikçi, barışçıl ve dayanışmacı dünya görüşümüzün bir aynası olarak kadınların pantolon giymesini yasaklayan çağdışı düzenlemeleri değiştirmek istiyoruz. Kadın emekçilere yönelik ayırımcılıkla mücadele etmek ve kadınların haklarını savunup geliştirmeyi sendikal mücadelemizin vazgeçilmez bir parçası olarak görüyoruz.

Yaşamın her alanında çalışan ve üreten kadınların kendi yaşamını ilgilendiren konularda söz sahibi olması için;

Kadın Bedeni Üzerindeki Denetime Son Vermek İçin Eğitim-Sen`li Kadınlar 7 Aralık 2001 Tarihinde Okullara Ütülü Kumaş Pantolon Giyerek Gidecekler!

Unutmayalım Ki; Birimiz Giyersek Suç, Hepimiz Giyersek Hak Olur!

Kılık kıyafet yönetmeliğinin çağdaş normlara göre değiştirilmesi ve kadınların pantolon giyebilmesini istiyoruz. Çünkü kadınların pantolon giymesinin yasaklayan, kadın bedeni üzerinde kontrol baskı kurmak isteyen, cinsiyetçi ve muhafazakar ideolojiler demokrasinin ve özgürlüklerin en büyük düşmanıdır. Çünkü pantolon kadın emekçilere işyerlerinde daha rahat hareket etme imkanı sağlar ve kadın sağlığı için daha uygundur. Çünkü kadınların pantolon giyme engelinin aşılması, EĞİTİM-SEN`in çağdaş, laik, demokratik eğitim mücadelesinin bir parçasıdır.

Artık Değişme Ve Değiştirme Zamanı Geldi!  Kadınlar İçin Kadınlarla Birlikte daha güzel, adil ve özgür bir dünya kurmak istiyoruz! Haydi kadınlar Eğitim-Sen`e!

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu