Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek`in yapmış olduğu basın açıklaması metni:
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve bakanlık bürokratları, eğitim sistemini kural/hukuk tanımaksızın akıllarına estiği gibi yönetmeye çalışıyor. MEB`in ‘yaptım oldu` anlayışı ile hukuk tanımaksızın yapmaya çalıştığı uygulamaların dökümünü sendikamız tarafından kazanılan davalardan görmek mümkündür. Hal böyleyken Hüseyin Çelik yine bildiğini okumaya, eğitim emekçilerinin hak kayıplarına neden olacak uygulamalar yapma ısrarını sürdürüyor.
Ek derslerle ilgili esasları belirleyen Bakanlık Kararnamesi yayınlandı. Kararnamenin yayınlanmasından önce, bu kararname ile ortaya çıkan bir çok hak kaybının/gasbının giderilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerimiz sendikamız tarafından gerek Bakan`a gerekse de bakanlık bürokratlarına iletildi.
Savunamayacağın Kararnameyi Neden Çıkardın?
Aslında kendilerinin de farkında oldukları eksikleri Bakanlık savunamaz durumdadır. ‘Ben yaptım oldu ama doğan sonuçlardan ben sorumlu değilim` anlayışı ile eğitim sistemi yönetilemez. Milli Eğitim Bakanı kararnamede yer alan ve kendilerinin de savunamadıkları noktaları Maliye Bakanlığı ile ilgili sorunlar olduğunu dile getirmektedir.
Biz şimdi Hüseyin Çelik`e soruyoruz,
Maliye Bakanı AKP`nin bakanı değil midir? Milli Eğitim Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı arasında bir uyuşmazlık mı vardır? Maliye Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir uyuşmazlık varsa -ki buna inanmıyoruz- bu durum Hüseyin Çelik`in sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?Eğer Maliye Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir uyuşmazlık varsa, bunun sonuçlarını eğitim emekçileri mi çekmek zorundadır.
İnsafınız Kurusun !
Ek dersle ilgili yapılan düzenleme ile öğretmenlerin haftada iki gün sevk, rapor ve izin almaları durumunda o hafta hiç ek ders almama durumuyla karşı karşıya kalınacaktır. Halbuki daha önce o güne denk gelen ders saati oranında ücret kesintisi yapılmaktaydı. Şu durumda bir gün çocuğuna ya da eşine refakat etmesi ya da hastalanması durumunda 35 YTL`lik bir miktar kesilecektir, bu miktar devletin kamu personeli için ödediği yevmiyelerden bile daha fazladır. Bu durumu adalet-demokrasi ve katılımcılık kavramlarını sıkça kullanan Milli Eğitim Bakanlığı nasıl açıklayabilir, bu kavramlarla yapılanlar nasıl bağdaşabilir. Biz bu durumu ahlaken de, vicdanen de doğru bulmuyoruz.
Yapılan bu uygulama karşısında sessiz kalmayacağız, hak kayıplarının ortadan kalkması için iki ayrı dava ile Danıştay`a başvuru yapılmıştır. Bunun takipçisi olacağımız gibi önümüzdeki günlerde tepkimizi çok daha kapsamlı bir biçimde örgütsel olarak koyacağız.
Eğitim Yap-Boz Tahtası Değildir !
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanan ve yine eğitim emekçilerinin hak kaybına neden olan uygulamalardan birisi de yer değiştirmeler ilişkin sorundur. Öğretmenlerin bir ilde iki yıl çalışmaları durumunda il içi tayin isteme; üç yıl bir ilde çalışmaları durumunda ise başka bir yere tayin isteme hakları vardır.
Özellikle bu yıl bu konuda ciddi bir mağduriyet ortaya çıkmıştır. Ağustos-Eylül ayında göreve başlayan öğretmenler bu sürelerden itibaren bir yıl daha çalışmaları gerekmektedir. Bakanlık ısrarla hesaplamada 30 Haziran tarihini baz alarak öğretmenleri mağdur etmektedir. Bakanlık bu mağduriyeti görmezden gelmektedir.
Bu konuda sendikamızın ortaya koyduğu görüşler görmezden gelinmektedir. Hak gasplarına uğrayanların mağduriyetini ortadan kaldırmak için sendikamız tarafından hukuksal süreç başlatılmıştır.
Yukarıda iki örnekte de Hak gasplarına uğrayanların mağduriyetini ortadan kaldırmak için sendikamız tarafından hukuksal süreç başlatılacaktır.
Yukarıda iki örnekte de görüldüğü gibi ben yaptım oldu anlayışı ile bir ülkenin eğitimine yön verilmeye çalışılıyor. AKP eğitimi yap-boz tahtasına çevirmeye çalışıyor. Bu durum eğitim emekçileri tarafından mahkum edilmelidir. AKP`nin bu anti-demokratik, otoriter zihniyeti karşısında eğitimin demokratikleşmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.









