Ülkemizde kadının işgücüne katılım oranı 1980`lerde yüzde 40 iken, şimdi dramatik bir biçimde yüzde 23`e düşmüştür. Kamuda çalışanların yaklaşık %34`ü kadındır. Ancak cinsiyetçi politikalar kadınları yok sayıyor, yedek işgücü olarak görüyor, işyerine şiddete ve tacize maruz kalıyor, bilgi ve birikimi yeterli olduğu halde terfi ve atamalarda mağdur oluyor, yükselemiyor. Bugün kamu kurum ve kuruluşlarının üst yönetimlerinde kadınlar yok denecek kadar azdır. Kayıt dışı sektörde çalışan kadın oranı, toplam kadın işgücünün %37`sini oluşturuyor. 6 milyon çalışan kadının yalnızca %18,7`si sosyal güvenlik kapsamındadır.
Kamuda “reform” adı altında hedeflenen değişiklikler başta eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik olmak üzere kamu hizmetlerini ortadan kaldırmaktadır. Kamuda uygulamaya konan sözleşmeli istihdam, esnek çalışma, norm kadro, performans değerlendirme sistemi, tüm kamu çalışanlarını olumsuz etkilemekle birlikte, kadınları çok daha derin boyutlarda etkiliyor.
1964 yılında ILO tarafından kabul edilen ve 1977 yılında Türkiye`nin onayladığı “122 Sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesini onaylayan ülkelerin kadın istihdamına özel önem vermesi gerektiği açısından önemlidir. Ancak, hükümet ILO sözleşmelerindeki eşitlik politikalarına çekince koyarak, kadınların hak ve çıkarlarını görmezlikten geliyor.
Kreş hakkı kadın-erkek bütün çalışanlar açısından önemli sosyal haklardan biridir. Geleneksel cinsiyet ideolojisine göre çocuk bakımı kadın işi olduğundan, kreşin bulunmaması kadınların istihdama katılımı önünde engel oluşturuyor. Dolayısıyla çocuklarımızın daha güvenli ortamlarda yetişmeleri, emekçilerin sosyal haklarını kullanabilmeleri açısından olduğu kadar kadın istihdamının yükseltilmesi açısından da kreş önemli talep durumundadır. Kadın erkek en az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde, 50`den az çalışanın bulunduğu işyerleri için çalışma alanına yakın ortak bebek bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır. Kreşler ücretsiz ve SHÇEK yönetmeliğine uygun düzenlenmelidir.
Süt izninin günde 1.30 saat olmak üzere annenin istediği saatte kullanabileceği yasada belirtilmiş olmasına rağmen, Milli Eğitim Bakanlığının çıkarmış olduğu yönetmelikte bu iznin eğitim öğretimi aksatmayacak şekilde kullanılması belirtilmektedir. Bu durum kadın eğitimcilerin süt iznini kullanması önünde ciddi engel olarak durmaktadır.
Öte yandan cinsiyetçi ideoloji düzenin işleyişinde, kültür, eğitim, medya, aile gibi kurumlarda yeniden üretilmeye devam ediyor. Ülkemiz, kadın-erkek eşitliğini yasalarına geçirmiş olan ilk devletlerden birisidir. Yine son dönemde demokratikleşme yönünde önemli yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Ancak reformlar, yasalar pratikte uygulanmıyor. Ataerkil zihniyet bu düzenlemelerin pratikte yaşam bulmasına karşı direnmeye devam ediyor.
8 Mart 2006 tarihinde başlattığımız “Eşitlik Haklarımızı Ve Geleceğimizi İstiyoruz” kampanyamızı, 8 Mart 2007 tarihinde tüm Türkiye çapında üyelerimizin, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu`na gönderecekleri mektuplarla sonlandıracağız.
Kampanyamız çerçevesinde KESK kadın heyeti 8 Kasım 2006 tarihinde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede bakan Çubukçu, Eşitlik Haklarımı Ve Geleceği İstiyorum Kampanyası`nı olumlu bulduğunu ifade ederek,
- Ücretsiz doğum iznine ayrılan kadınların izinde geçen sürelerinin emeklilikten sayılması, emeklilik keseneğinin işveren tarafından karşılanması ve kademe ilerlemesinin kesintiye uğramaması;
- İş yerlerinde kreş ve çocuk bakım ünitelerinin açılması;
- Boşanmış ve çocuğu ile yaşayan kadınlara verilen çocuk yardımının günün ekonomik koşullarına göre düzenlenmesi ve kadınların aile yardımından yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılması;
- Kamuda terfi ve yükselmelerde kadına yönelik ayrımcılığın ortadan kalkması için gerekli düzenlemelerin yapılaması yönünde çalışmalar yapacağını söylemişti.
Biz kamu emekçisi kadınlar mektuplarımızda Kadın Ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçunun bize verdiği sözleri yerine getirmesini talep ediyoruz.
Yine konfederasyonumuz KESK`inde üyesi olduğu ITUC (Uluslar arası Sendikalar Konfederasyonu), İLO`nun 183 sayılı Sözleşmesinin ve 191 sayılı önerisinin onaylanması için küresel çapta bir kampanya başlatmıştır. İLO`nun “Aile Sorumlulukları Olan Kadın ve Erkek işçilere Fırsat ve Davranış Eşitliği Sağlanması”na ilişkin 156 sayılı sözleşmesinin, İLO`nun “Annelerin Korunmasına” ilişkin 183 sayılı sözleşmesinin ve 191 sayılı önerisinin ülkemiz tarafından onaylanması ve uygulanması yönündeki taleplerimizi Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’na gönderiyoruz.
Bu sözleşmelerin Türkiye tarafından imzalanması; kadınları güçlendirecek, istihdamda eşitlik için önemli bir adım olacak, kadınların hak ve özgürlüklerinde ilerleme sağlayacak ve toplumsal gelişmenin göstergesi olacaktır. Bakanlarımızın bu taleplerimizi dikkatte alarak, gerekli düzenlemeleri yapma yönünde çalışmalarını istiyor ve bekliyoruz.
Biz kamuda çalışan kadınlar, taleplerimizin gerçekleşmesi için, Hükümetinizin ve Bakanlığınızın kadınlardan yana kadınlar için gerekli düzenlemeleri yapmasını bekliyoruz.
Bizler bedenimizle ve geleceğimizle ilgili kararlarda seçim yapma hakkı, bedensel bütünlüğümüze saygı, sürekli istihdam, nitelikli eğitim, mesleki öğrenim, sağlık hizmetlerine ulaşım, yaşlılıkta güvence, politik karar organlarında söz sahibi olmak istiyoruz.
Bizler anne, eş, işçi olmadan önce üreten ve değer yaratan eşit haklara sahip yurttaşlarız. Adil ve eşit ücret, güvenceli ve sağlıklı koşullarda, onurumuza saygı gösterildiği bir ortamda çalışma hakkına ulaşmak istiyoruz.










