Eğitim Sen`in Kuruluş Yıldönümüne İlişkin Olarak Yapılan Basın Açıklaması Metni:
Zengin bir mücadele deneyimine ve örgütlenme birikimine sahip olan eğitim emekçileri, 100 yıllık mücadele deneyimi ve birikimi ışığında 23 Ocak 1995 tarihinde kurulan Eğitim Sen, 12 yılı geride bıraktı.
Eğitim emekçileri, yüz yıllık geleneği içinde birçok dernek ya da sendikal örgüt kurarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Önce öğretmenler, sonrasında tüm eğitim emekçileri, tarihin her döneminde kendi iradeleri ile örgütlü olmayı, örgütlü kalmayı ve örgütlü mücadeleyi kendilerine ilke edinmişlerdir. Öğretmenlerin kurduğu her örgüt, kendisinden önceki sendikal örgüt ya da örgütlerin içinden doğmuş ve öncüllerinin mücadele ilkelerine bağlı kalarak mücadelesini sürdürmüştür.
Fiili-meşru mücadele çizgisini izleyerek, grevli, toplu sözleşmeli sendika mücadelesini 1990`lı yılların başlarında ete kemiğe büründürmeye başlayan eğitim emekçileri, bir yandan kamuda çalışanlarının en yaygın örgütlenmelerinin ortaya çıkmasının önünü açarken, diğer taraftan demokrasi mücadelesi pratiğinin bugünlere kadar uzanmasını sağlamıştır.
Parasız, bilimsel, laik ve demokratik bir eğitim sisteminin yerleşmesi yanında; demokrasi, barış ve kardeşlik mücadelesi yürüten Eğitim Sen, 13. yaş gününü buruk kutlamaktadır.
Dünyada da ülkemizde insanlığa, emeğe düşman, bilime, gerçeğe, aydınlığa düşman ne kadar ırkçı, gerici ve sömürücü çevre varsa; bu çevrelerin halklar arasındaki barış ve kardeşlik duygularını her geçen gün daha çok ihlal etmeye başladığı günleri yaşıyoruz. Özellikle son birkaç yıldır geliştirilen linç kültürü ve provokasyonlar sonucunda, ülkemizin ilerici aydın ve bilim insanlarına yönelik tertiplerin sonuncusu 19 Ocak Cuma günü gazeteci-yazar Hrant DİNK cinayetiyle gerçekleşmiştir.
Son yıllarda her tür gerici, karanlık cinayet şebekelerine, kışkırtma ve provokasyonlara karşı Türkiye`de yaşayan tüm emekçilerin, halkların barış ve kardeşliğe daha çok ihtiyacı olan bir dönemde Hrant DİNK sembol bir isim olarak seçilmiş ve katledilmiştir.
Son yıllarda yoğunlaşan milliyetçi-şoven dalgaya karşı yürüttüğümüz mücadele, bugün düne göre daha canlı, daha diri olmak zorundadır. Sadece bugünü değil, geleceğimizi de belirlemek; işimize, ekmeğimize, geleceğimize daha çok sahip çıkmak için örgütlülüğümüzü daha da büyütmek, demokrasi ve barış mücadelemizi güçlendirmek gibi önemli bir görevle karşı karşıyayız.
Yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen sınıfsız, sömürüsüz, barış içinde, kardeşçe yaşayabileceğimiz bir Türkiye ve dünya hayal değildir. Yeter ki biz eğitim emekçilerinin yüreğindeki umut, yaşama sevinci, mücadele ateşi sönmesin.









