Eğitimin ve Eğitim Emekçilerinin Sorunları Acil Çözüm Bekliyor!

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin DİNÇER`in “24 Kasım Öğretmenler Günü”  ile ilgili olarak yapmış olduğu basın açıklaması:

Eğitimin ve eğitim emekçilerinin gerçek sorunları bugüne kadar yeterince tartışılmamış, yüz binlerce eğitim emekçisinin taleplerini yerine getirmek yönünde gerekli adımlar atılmamıştır. Yıllardır, sadece yılın belli dönemlerinde “öğretmenliğin kutsallığından”, “onurlu bir meslek olduğundan” söz edilmektedir. Oysa siyasi iktidarların yıllardır uyguladığı yanlış politikalar sonucunda eğitimin niteliği sürekli düşmüş, eğitim ve bilim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşulları sürekli kötüleşmiştir.

Bugün Türkiye`de her geçen yıl eğitimin daha da paralı hale getirilmesiyle birlikte milyonlarca çocuk ve gencimiz eğitim hakkından mahrum bırakılmıştır. Eğitimde özelleştirme politikaları, AKP iktidarı ile birlikte daha da hızlanmış, devletin sorumluluğunda olması gereken eğitimin yükü, siyasi iktidarların bilinçli politikalarıyla birlikte öğrencilerin ve velilerin omuzlarına yıkılmıştır.

Başbakan`ın ve Milli Eğitim Bakanı`nın “bütçeden en çok pay eğitime ayrıldı” söylemlerine karşın, 2007 bütçesinden eğitime ayrılan pay, eğitim sisteminin zorunlu ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan uzaktır. Üstelik eğitime velilerin katkısının her geçen yıl daha çok artması, eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarının ne kadar yaygınlaştığını göstermektedir.

Herkese eşit ve parasız eğitim hizmeti sunmak için öncelikle bütçeden eğitime ayrılan pay arttırılmalı, tüm kamu okullarına ihtiyaçları oranında ödenek ayrılmalıdır. AKP Hükümeti sadece %2`lik kesimi ifade eden özel öğretim kurumlarını destekleyici uygulamalarından derhal vazgeçmeli, yüzünü eğitim-öğretim kurumlarının %98`ini oluşturan kamu okullarının sorunlarına dönerek, çözüm üretmelidir.

Öğretmenler, yaptıkları işin doğası gereği kendilerini çok yönlü olarak yetiştirmek durumundadır. Ancak Türkiye`de ne öğretmenlerin, ne de yaptığı iş eğitim-öğretim işi olanların özellikle ekonomik bakımdan gerekli desteği bulamadıkları ortadadır. Son yıllarda enflasyonun düşmesi, ekonominin büyümesi ve milli gelirin artması ile övünenler, iş büyümeden elde edilenlerin paylaşımına gelince nedense bizleri, eğitim ve bilim emekçilerini unutmaktadır. Bu nedenle bizler, artık sadece yılın belirli günlerinde hatırlanıp, diğer günler unutulmak istemiyoruz.

Eğitim Sen olarak, herkese, eşit, parasız ve nitelikli eğitim hizmeti sunulması, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarının çözülmesi için belirlediğimiz talepler doğrultusunda başlattığımız imza kampanyası çerçevesinde topladığımız imzaları bugün, Eğitim Sen Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ve Şube Başkanlarının katılımıyla Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik`e ileteceğiz.

Öne sürdüğümüz ekteki talepler yerine getirilmediği taktirde, Konfederasyonumuz KESK`in almış olduğu karar gereği, 14 Aralık`ta hizmet üretmeyecek, taleplerimiz için alanlarda olacağız.

Herkese Eşit ve Nitelikli Eğitim Hizmeti Sunabilmek İçin;

1- Bütçeden eğitime ayrılan pay arttırılmalı, okullara yeterli ödenek ayrılmalıdır.

Eğitim kamusal bir hizmettir. Eğitimin nitelikli hale getirilmesi, herkes için parasız, ulaşılabilir ve nitelikli olması, kamunun en temel görevlerindendir. Bugün, eğitimin kamusal niteliği ortadan kaldırılıyor. Bir yandan eğitim özelleştirme/ticarileştirme yoluyla sermayeye açılırken diğer yandan da kamu hizmetinin yerine getirildiği eğitim kurumlarına yeterli destek sunulmuyor. Bunun sonucu olarak kamusal eğitim çöküyor. Kamusal hizmetin yok edilmesi, toplumda var olan eşitsizliklerin derinleşmesi ve sürekli hale gelmesi anlamına gelmektedir. Kamusal hizmetler korunmalı ve geliştirilmelidir, bunun için bütçeden eğitime ayrılan pay arttırılmalı, okullara yeterli ödenek aktarılmalıdır. Bütçe dağılımında halkın ihtiyaç ve talepleri temel belirleyen olmalı, IMF ve Dünya Bankası`nın emirleri ile bütçe düzenlenmesinden vazgeçilmelidir.

2- Eğitimin özelleştirilmesine yönelik uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Eğitimin özelleştirilmesi, herkesin eğitim hakkında yararlanmasının önüne geçmek demektir. Eğitimin bir piyasa faktörü olarak ele alan neo liberal yaklaşım, ‘eğitimi` satılır bir meta olarak tanımlayarak, eğitim sürecini ticari bir ilişkiye dönüştürüyor. AKP hükümetinin özel okulları destek yasasını ısrarla gündeme getirmesi, kamusal eğitim anlayışının özel eğitim anlayışının merkeze alınması çabasıdır. Özelleştirmeye yönelik uygulamaların anlamı, parası olmayanların eğitim hakkının ellerinden alınması anlamına gelir. Özelleştirme uygulamalarına son verilmeli, kamusal hizmet anlayışı geliştirilmelidir.

3- İkili eğitimden tekli eğitime geçilmeli, sınıf mevcutları en fazla 24 öğrencili olmalıdır.

Kalabalık sınıflar, Türkiye`de eğitim hizmetinin yıllardan bu yana yaşadığı temel sorunların başında gelmektedir. Pek çok Avrupa ülkesinde sınıf mevcutları 24 iken, ülkemizde hala 60 kişilik sınıflar bulunmaktadır. Almanya`da 24, Yunanistan`da 24, İspanya`da 26, İtalya`da 22, Portekiz`de 22 kişilik sınıf mevcutları varken, Türkiye`de hala 50-60 kişilik sınıflarda eğitim verilmektedir. Kalabalık sınıflarda eğitim öğrenciler kadar öğretmenleri de olumsuz etkilemekte, verilen eğitim hizmetinin niteliğini olumsuz etkilemektedir. Nitelikli eğitim için sınıf mevcutlarının 60 öğrencili değil, 24 öğrencili olması sağlanmalıdır.

4- Anaokulu ve ilköğretim öğrencilerine günlük ücretsiz süt verilmelidir. 

Eğitimin tüm aşamalarında sağlıklı beslenme önemlidir. Ancak özellikle anaokulu ve ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin diğerlerine göre daha dikkatli ve sağlıklı beslenmeleri gerekmektedir. Eğitimde başarılı olabilmek için beslenmenin ne kadar önemli olduğu bilim çevreleri ve beslenme uzmanları tarafından sık sık dile getirilmektedir. Bu amaçla tüm anaokulu ve ilköğretim birinci kademe öğrencilerine ücretsiz olarak günlük süt verilmelidir.

5- Eğitim emekçilerinin aldıkları tazminatlara ilişkin oranların en az yüzde elli arttırılmalı; hizmetli ve memurlara, yaptıkları işlerin niteliği göz önünde bulundurularak, ek özel hizmet tazminatı ödenmelidir.

Eğitim emekçileri yoksulluk sınırının altında yaşamaktadırlar. Eğitim süreci içerisinde tanımlı görevleri dışında, neredeyse günlük hayatlarının tamamına yayılan bir hazırlık içerisinde olan eğitim emekçilerine ödenen tazminatlar en az yüzde elli arttırılmalıdır. Hizmetliler, normal görevlerinin dışında kalorifer yakma, şoförlük, gece bekçiliği ve yöneticilerin özel işlerini yapmakla görevlendirilmektedir. Bunun karşılığında ücret, yevmiye, yolluk, yiyecek ve giyecek yardımı yapılmamakta ve fazla mesai ücreti ödenmemektedir. Eğitim sisteminin önemli yapı taşlarından birisi olan memurlar ciddi sorunlar yaşamaktadır. Diğer eğitim çalışanlarıyla aynı ortamda bulunan ancak eşit haklara sahip olmayan memurlar, kendilerine yüklenen her türlü angaryayı, tartışmasız yerine getirmekle yükümlü sayılmaktadır. Hizmetli ve memurların yıllardır süren mağduriyetlerini gidermek amacıyla  yaptıkları işlerin niteliği ve çalışma koşulları göz önünde bulundurularak, ek özel hizmet tazminatı ödenmelidir.

6- Eğitim ve bilim emekçilerinin tümüne ücretsiz ulaşım olanağı sağlanmalı yada ulaşım ücreti ödenmelidir.

Şu anda ulaşım ile ilgili herhangi bir düzenleme yoktur. Ulaşım eğitimin kamusal bir hizmet olmasının bir parçası olarak ele alınmalı ve yine kamu tarafından karşılanmalıdır. Eğitim emekçileri yoksulluk sınırın altında aldıkları ücretlerle yaşamaya çalışmaktadır, buna bir de ulaşım masrafı eklenince önemli bir gider haline gelmektedir. Ulaşım kamusal hizmet anlayışının bir gereği olarak devlet tarafından karşılanmalıdır.

7- Üniversitelerde, başta araştırma görevlileri olmak üzere, iş güvencesinden yoksun olarak çalışan tüm üniversite çalışanları kadroya alınmalıdır.

YÖK Kanunu`nun 33/a maddesince atamaları yapılan Araştırma Görevlilerinin kadro durumları, aynı kanunun 50/d maddesine çevrilmek istenmektedir. Bu düzenlemeyle Araştırma Görevlileri iş güvencesinden yoksun bırakılmakta ve bilimsel üniversite işini kaybetme korkusu duyan genç bilim insanlarının gelecek kaygılarına feda edilmektedir. Yapılan işlem hukuksuzdur ve yasalara aykırıdır. Araştırma görevlileri iş güvencesine kavuşturulmalı, tüm sosyal haklardan eksiksiz yararlanmaları sağlanmalıdır.

8- Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasından derhal vazgeçilmeli, sözleşmeli çalışan öğretmenlere kadro verilmeli, tüm öğretmenlerin kadrolu istihdam edilmelidir.

Neo liberal ekonomi politikalarının bir parçası olarak, güvencesiz ve esnek çalışma uygulamaları çalışma hayatının esası haline gelmeye başladı. Bu uygulamalar eğitim alanında da sözleşmeli öğretmenlikle ile gerçekleştiriliyor. Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına son verilmeli, bugün eğitimin ihtiyacı olan öğretmen açığı kadrolu olarak karşılanmalıdır.

9- Okullar başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerini etkileyen şiddeti sona erdirecek politikaların oluşturulmasını istiyoruz.

Şiddet son aylarda toplumsal yaşamın her alanını sarmış durumda. Özellikle gençler arasındaki şiddet eğilimi tehlikeli boyutlara vardı. Gazete haberlerinde her gün liselerdeki şiddet-kavga-öldürme olayları yer alıyor. Şiddet, bir güvenlik sorunun ötesinde anlamlara gelmektedir. Özellikle gençliğin kimliksizleştirildiği, maruz kaldıkları eşitsizlik, yoksulluk ve yoksunluk karşısında öfkelerinin oluştuğu dikkate alınmadan şiddete ilişkin çözüm üretilmesi mümkün değildir. Şiddet sorunun gündeme gelmesi aynı zamanda kamusal hizmetlerin zayıflaması ve yurttaşların güvencesiz kalması ile ilgilidir. Yine şiddetin çözümü kamusal hizmetlerin geliştirilmesi, herkese eşit, parasız eğitim ve sağlık hakkının sağlanması ve eğitimin özgürleştirici ve demokratik bir süreç olarak örgütlenmesi ile mümkündür.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu