6. Dönem 6. Başkanlar Kurulu Toplandı

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin DİNÇER`in 6. Dönem 6. Başkanlar Kurulu açılışında yaptığı konuşma metnidir:

Savaşın Değil Barışın Gücü Olacağız…

ABD`nin 11 Eylül sonrası başlattığı saldırganlık Ortadoğu`da kaosu büyütüyor. İsrail`in Filistin ve Lübnan`a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, ABD`nin ‘yeni Ortadoğu` projesinin bir parçası olarak gelişti. Lübnan`a yönelik saldırı önümüzdeki dönemde Suriye ve İran`a yönelik olası bir saldırının da ön adımları olarak görülebilir. Bütün bu gelişmeler, önümüzdeki dönemde Ortadoğu`nun ve dünyanın yeni bir düzen alacağını göstermektedir.

Ortadoğu`da savaş ve işgaller şiddet ve kaos ortamını geliştiriyor. Irak iç savaşın eşiğinde bulunuyor, Filistin`in kuşatılmışlığı devam ediyor, Lübnan yerle bir edildi. Bu yıkım ve ölümler, Ortadoğu`yu bir patlama noktası haline getiriyor. ABD`nin dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda düzenleme isteği, karşısında güçlü bir tepkiyi de gündeme getiriyor. Ortadoğu halkının direnişi, dünyanın dört bir yanında savaşa karşı gerçekleşen eylemlilikler dünyanın geleceği hakkında umut verici gelişmeler olarak ifade edilebilir.

Türkiye, yaşanan sürece etkin müdahale edemiyor. Dış politikasını ABD`nin çıkarlarına endekslemiş olan Türkiye, gün geçtikçe bölgedeki kaosun içine daha çok yaklaşıyor. Son olarak Lübnan`a asker gönderilmesine yönelik olarak Meclis`te kabul edilen tezkere Türkiye`nin gelişmeler karşısındaki tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tavır Türkiye`yi sonu belli olmayan bir maceraya doğru sürüklemektedir.

ABD`nin Afganistan müdahalesinden bugüne çeşitli biçimlerde ifade ettiği ‘Yeni Ortadoğu projesi`, Ortadoğu`nun haritasının yeniden çizilerek, bölgenin kendi egemenlik alanına dahil edilmesini içermektedir. Daha önce Yugoslavya`da yaşanan parçalanma ve kıyıma benzer bir senaryo şimdi Ortadoğu`da oynanıyor. Yeni bir ‘Bosnalaşma` süreci olarak ifade edilebilecek, etnik-dini çatışmanın temelleri bölgede atılmış durumda.

Yaşanan gelişmeler karşısında, ABD saldırganlığın önüne geçebilecek olan güç barıştan ve kardeşlikten yana olanların birlikte mücadelesidir. İsrail`in Lübnan saldırıları, uluslar arası kurumların ABD karşısında özerkliği ve etkinliği kalmadığını göstermiştir. Birleşmiş Milletler’in İsrail uçakları sığınakları vururken ‘ateşkes çağrısı` yapamamış olması bunun en önemli göstergesidir. Bu yeni ABD düzeneği karşısında etkili olabilecek tek güç barıştan yana olan bölge haklarının ortam mücadelesi bu yeni ABD düzeneği karşısında etkili olabilecek tek güçtür.

Türkiye`nin ve Bölgenin ihtiyacı Barıştır !

Türkiye kritik bir dönemden geçiyor. Kürt sorununda şiddet ve silahlar tekrar çözüm yolu olarak dayatılıyor. Bu durum toplum içerisinde bir arada yaşama olanaklarını ortadan kaldırarak, halklar arasında kin ve nefret tohumları ekiyor. Farklı olana karşı gelişen linç kültürü yaygınlaşarak toplumsal bir hal alıyor.

AKP hükümeti demokratik hakların ve özgürlüklerin genişletilmesi bir yana, var olan kısıtlı hakları da ortadan kaldıran yasalar çıkartıyor. Toplum bir bütün olarak kuşatılarak, denetim altına alınmaya, her tür hak arayışı baskı ile susturulmaya çalışılarak adete ülke genelinde olağanüstü hal yaşatılıyor.

Türkiye`nin ihtiyacı olan ise demokrasinin ve özgürlüklerin genişletilmesi, bütün kültür ve kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilmesi, sorunların demokratik yollardan çözüme kavuşturulmasının olanaklarının sağlanmasıdır. Bunu sağlamak için Türkiye`de demokrasiyi,-özgürlükleri ve barışı savunan herkese görev düşmektedir. Şimdi silahların sesini değil, silahlardan çıkan kurşunlarla ciğerleri yanan, oğullarını kaybeden anaların sesini dinlemeli ve onların acılarını dindirmeliyiz. Geçen hafta medyaya da yansıyan bir asker cenazesi vardı, orda evlatlarını kaybeden anne ve baba ‘buna kimse savaş demesin, bu ne olduğu belli olmayan bir şeydir. Benim oğlum şehit değil, benim oğlum Çanakkale`de, Anafartalar`da savaşmıyordu` diye haykırıyordu. Bu ses toplumun vicdanının sesidir. Milliyetçiliği, düşmanlığı körükleyerek savaşı sürdürenlerin sesini bu çığlık ile boğarak bu topraklarda barış ve kardeşlik ortamını yaratmak için mücadele etmeliyiz.

Kürt sorunu bugün geldiği aşamada, halklar arasında bir çatışma potansiyeli ortaya çıkarmaktadır. Özellikle son bir yıldır yaratılan anti-Kürtçülük ve  hınç temelindeki milliyetçilik, kendisinden olmayan herkese karşı öfke, dışlama ve şiddeti açığa çıkarmaktadır. Linç kültürünün toplumsal bir kültür haline getirilmiş olması toplumun geleceği de kaygı verici hale getirilmektedir Son aylarda Kürt yurttaşların yaşadığı yerlerde baş gösteren göçe zorlama olayı bu tehlikeyi en açık biçimde ortaya koymaktadır. Toplumun bir arada yaşama olanaklarını ortadan kaldıran, bu gelişmeler karşısında öncelikle sorunun demokratik zemine taşınması ve herkesin bunun için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir.

Toplumun, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye`de, kardeşçe bir arada yaşama olanaklarının sağlanması için mücadele edilmelidir. Türkiye, uzun yıllardır aynı topraklarda birlikte yaşayan, ortak bir tarih ve kültür mirasını paylaşan halkların farklı kimlik ve kültürleriyle var olduğu bir coğrafyadır Türkiye, bu çok kültürlü, çok kimlikli yapısı korunmalı ve geliştirilmelidir. Bunun yolu da demokrasini gelişmesi, toplumsal yapının demokratikleştirilmesidir.

BM Barış Gücü Değil Savaş Gücüdür

AKP ülkede yaşanan sorunlar karşısında yeni baskı yasaları dışında bir çare üretemezken, ABD`nin Ortadoğu işgaline ortak olmak için Lübnan`a asker gönderme kararı aldı. AKP, asker gönderme kararını ‘barışa destek` olarak açıklamaya çalışıyor. Oysa, bölgede barışın sağlanmadığı aksine ABD ve İsrail`in yeni saldırı planları içerisinde olduğu açıkça biliniyor.

AKP, Lübnan`a asker gönderme kararı ile birlikte Ortadoğu`daki savaş ve işgale Türkiye`yi ortak etmek için adım atmıştır. Türkiye`nin bu savaş ve işgale ortak olmasını engellemek, tezkere çıksa da mümkündür. Bunun yolu bütün barıştan yana güçlerin birlikte etkin bir mücadele yürüterek, AKP`yi bu kararından geri adım attırmaktır.

AKP`nin barış gücü dediği, savaş gücüdür. Birleşmiş Milletler İsrail saldırıları sürürken suskun kalmıştı, bugün BM`yi harekete geçiren ise barış yanlılığı değil ABD ve İsrail`in yeni savaş stratejisidir. Türkiye bu stratejinin bir parçası olmamalıdır.

Toplu Görüşme Düzeneği, Kamu Emekçilerine Karşı Düzenlenmiş Bir Oyundur

AKP hükümeti bir yandan liberal politikalarla kamu alanında yapısal değişiklikler yaparken, diğer yandan ırkçı, gerici kadrolaşmasını sürdürüyor. IMF`nin ekonomik politikalarıyla da kamu emekçilerinin yoksulluğun, kimsesizliğin pençesine öteliyor. Bu politikaların egemen kılınmak istendiği bir süreçte Kamu emekçileri tek taraflı toplu görüşmelere zorlanıyor.

15 Ağustos 2006`da başlayan toplu görüşme süreci sonu başlarken belli olan bir IMF parodisinin AKP hükümeti ve devlet güdümlü sendikaların figüranlığında sürmektedir.

Demokratik sendikal taleplerin gündemleşmediği sadece ekonomik, sosyal haklara sıkışmış piyasa ekonomisinin düzeneğe sokulduğu bu süreç yoksulluğun, işsizliğin, yolsuzluğun yaşandığı sendikal hakların da ihlal edildiği bir süreç olarak sergilenmektedir.

Bu düzenek ve tuzağın aktörleri Kamu-Sen, Memur-Sen ve hükümet adına Devlet Bakanı M.Ali Şahin IMF politikalarının en iyi nasıl uygulanacağının provasını yaparken; KESK başta, çalışanların güvenceli çalışma, ekonomik, özlük, sosyal talepler, hakkının kullanılır kılınması, demokratikleşme üzerine görüşmelerdeki tutumunu ısrarla sürdürdü.

Bu süreç kamu emekçileri açısından görünür kılındığı kadar önümüzdeki ayların sıkıntılı geçeceğinin de habercisidir. KESK ve emek demokrasi güçlerini iki seçenekli bir süreç bekliyor. Ya AKP, IMF,ABD politikalarına boyun eğmek ya da insanca, eşit, özgür, demokratik bir yaşam mücadelesi yürütmek. Emekçiler ikinci tercih ekseninde örgütlenip mücadele yürüttüğünde başarı elde edeceği aşikardır. Şimdi geleceğimize sahip çıkmanın zamanıdır.

2006-2007 Eğitim Öğretim Yılı Soygun, Talan, Kadrolaşma, Piyasalaşmanın İp Uçlarını Veriyor

Gazetemizin geçen sayısında Eğitim nereye gidiyor diye eğitimin üç halinden bahsetmiştik. AKP`nin eğitim alanındaki yapısal değişiklikleri yenilenme üzerine söylemler süslemesi eğitimin piyasalaşmasından, ırkçı ve gerici kadrolaşmadan, başka hiçbir şey olmadığını 3 yıllık süreç içinde daha yakınen gördük, yaşadık.

Eşitsizliklerle, adaletsizliklerle şekillendirilmek istenen eğitim, adeta son vuruşunu bekleyen neo-liberalizme eklemlenme politikalarının içerisine itiliyor, eğitim yoksulların, kimsesizlerin ulaşamayacağı bir durum haline almaktadır. Vazgeçilmez, devredilmez bir insan hakkı olan eğitim hakkı sermayenin çıkarları doğrultusunda yok edilmektedir.

Eğitim hakkı tüm dünyada insanlar için temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Bugün neo-liberal ekonomi politikaları ile bu hak insanların elinden alınmak istenmektedir. Türkiye`de de eşitsizliğin-adaletsizliğin katmerleşmesi anlamına gelecek bu politikalarla eğitim ayrıcalık haline getirilmektedir.

Çocuklarımızın, gençlerimizin eğitim hakkından yoksun kalmasının sorumluları halk karşıtı politikalarda ısrarlı olan siyasi iktidardır. Bunun karşısında eğitimin herkes için eşit, parasız ve nitelikli olabilmesi için bütün eğitim emekçilerinin, emekçi halk kesimi ile ortak mücadelesi ile mümkündür.

Eğitim Sen kuruluşundan bugüne olduğu gibi bundan sonra da, emekten,demokrasiden ve özgürlüklerden, bilimsel, demokratik, parasız anadilde eğitimden yana kararlı mücadelesini sürdürecektir.

Eğitimin sorunlarının çözülmesi, eğitim sisteminin iki temel üzerinde yeniden inşa edilmesi gerekli kılmaktadır. Birincisi eğitimin herkes için nitelikli ve parasız hale getirilmesidir. İkinci ise eğitim sisteminin bilimsel-demokratik ve özgürlükçü bir tarzda yeniden yapılandırılmasıdır.

Parasız-bilimsel-demokratik eğitim için mücadele etmek, neo-liberalizme ve ülkede hakim olan gericiliğe karşı mücadeleyi gerekli kılar. Önümüzdeki dönemde eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini öngören neo-liberal yasalara karşı mücadele, kamusal alanın korunması ve emekçiler tarafından yeniden inşası tüm emek güçlerinin en önemli görevidir.

Neo-liberalizme karşı mücadele aynı zamanda ABD saldırganlığına karşı olmaktır. Küresel kapitalizm bütün alanları sermayenin hizmetine sunmak için yasalarla-bombalarla bir değişim süreci öngörüyor. Türkiye`nin AKP eliyle yeniden yapılandırılması ile Ortadoğu`nun doğrudan müdahale ile küresel kapitalizme eklenme çabaları aynı sürecin parçasıdır. Bizler de bütün dünyadaki neo-liberalizm karşıtları ile birlikte küresel kapitalizme karşı emekten ve demokrasinden yana başka bir dünyayı mümkün kılmak için mücadele yürütmeliyiz.

Sendika olarak geçtiğimiz günlerde başlattığımız, ‘parasız kamusal eğitim hakkı için imza kampanyası` çerçevesinde çeşitli demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partileri ziyaret ediyoruz. Şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz (TMMOB, TÜRK-İŞ, İHD, ANAP; SHP, TTB, ÇHD, TÜKO-DER, BAROLAR BİRLİĞİ) ziyaretlerde olumlu sonuçlar aldık. Eğitim ticarileşmesi ne salt eğitim alanına ilişkin bir gelişmedir, ne de sonuçları itibarıyla eğitim alanı ile sınırlıdır. Neo-liberal saldırının bir parçası olarak gelişen ticarileştirilmeye ve özelleştirmelere karşı mücadele, neo-liberalizmin yarattığı mağduriyetten etkilenen tüm kesimlerle ortak yürütülebilir. Kampanya ile AKP`nin eğitim sisteminde yarattığı tahribatı ortaya koyarken diğer yandan da bizlere bunun karşısında nasıl bir eğitim sistemi istediğimizi açığa çıkarmak görevi de düşmektedir.

Önümüzdeki gönlerde ziyaretlerimizi (DTP,CHP, AKP, ÖDP, DSP, EMEP, DİSK, HAK-İŞ VE MEB) devam ettireceğiz bununla birlikte kampanyanın en geniş kamuoyu tarafından duyurulması, parasız eğitim hakkı talebinin toplumsal bir talep haline gelmesi için çalışmalarımızı etkin bir şekilde yürütmeliyiz.

Program Kurultayı Örgütün Yapısal Sorunlarını Çözüm Arayacaktır

Önümüzdeki aylarda program kurultayı gerçekleştiriceğiz. Bu kurultaya örgüt olarak iyi hazırlanmalı, kurultayı sorunlarımızı tespit ettiğimiz ve çözüm yolları ürettiğimiz bir etkinliğe dönüştürmeliyiz. Neo-liberalizme karşı örgütsel dizilişimizi ve mücadele programımızı gözden geçireceğimiz, yenileyeceğimiz yer program kurultayıdır.Örgüt olarak program kurultayı da ciddi bir şekilde hazırlanmalı ve neo-liberal saldırılarının yoğunlaşacağı önümüzdeki günlerde program kurultayında yol haritamızı çıkartacağız.

Türkiye`nin baskıcı-otoriter-karanlık yapısını değiştirmek, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye inşa etmek, bu ülkenin bütün emek ve demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesi ile mümkün olacaktır. Geleceğimiz için mücadeleyi daha etkin daha kararlı yürütme zamanıdır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu