Kamuda “reform” adı altında hedeflenen değişikliklerle, başta eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik olmak üzere kamu hizmetleri şirketlerin kar alanı haline getirilmek isteniyor. Devletin sosyal devlet olma rolünü terk etmesini öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı, sağlığı hak olmaktan çıkarıyor. Kamuda uygulamaya konan sözleşmeli istihdam, esnek çalışma, norm kadro, performans değerlendirme sistemi, tüm kamu çalışanlarını olumsuz etkilemekle birlikte, kadınları çok daha derin boyutlarda etkiliyor.
Son yıllarda Türkiye`de ki kadın emeğinin, istihdamdaki oranı %23`lere gerilerken, kayıt dışı sektörde çalışan kadın oranı, toplam kadın işgücünün %37`sini oluşturuyor. Ucuz ve güvencesiz koşullarda çalışmanın olumsuz sonuçlarını zaman zaman canlarıyla ödüyorlar. En son Bursa`da bir fabrikada çıkan yangında beş kadın yaşamını yitirdi. 6 milyon çalışan kadının yalnızca %18,7`si sosyal güvenlik kapsamındadır. Eviçi emek, işgücü dışında tanımlandığından, 12 milyonu aşkın ev kadını işgücünün tamamen dışında sayılıyor.
Öte yandan sosyal devletin küçülmesine ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin derinleşmesine yol açan düzenlemeler, en çok kadınları etkilemeye devam ediyor. Yoksulluktaki artış, yoksul kadın kitlesini hızla genişleterek kayıt dışı, yasadışı işlere zorluyor. Ülkemizde kadına yönelik her türlü ayrımcılığın yanı sıra fuhuş, aile içi şiddet, ekonomik ve siyasal şiddet her geçen gün daha da tırmanıyor. Bir bütün olarak toplumun tüm birimlerinde yükselen şiddet dalgası artık kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre kadınların %57`si şiddete uğramaktadır. Töre ve namus cinayetlerinde ölen kadın sayısı 2000-2004 döneminde 54`e ulaşmıştır. Meclis Töre ve Namus Cinayetleri Komisyonu`nun raporuna göre, Türkiye`de son 5 yılda kadın ve çocukları hedef alan şiddet sonucu 1230 kişi yaşamını yitirmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre ise, Türkiye de 2001-2004 yılları arasında, 147 bin 784 kadının şiddete maruz kaldığı, 4957 tecavüz, 3616 tecavüz girişimi olayı yaşandığı belirtilmektedir. Bu rakamlar Türkiye`yi dünyada en fazla kadının şiddete uğradığı ülkelerden birisi yapmaktadır.
İçinde bunduğumuz yüzyıl, yasal anlamda tüm dünyada kadınların siyasal, ekonomik ve kültürel hak ve özgürlüklerini elde ettikleri bir dönem olmuştur. Ülkemiz, kadın-erkek eşitliğini yasalarına geçirmiş olan ilk devletlerden birisidir. Yine son dönemde demokratikleşme yönünde önemli yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Ancak ataerkil zihniyet bu düzenlemelerin pratikte yaşam bulmasına karşı direnmeye devam ediyor. Cinsiyetçi ideoloji eğitim, medya, siyasi partiler, aile, din, hukuk gibi kurumlarda yeniden üretilmeye devam ediyor. Kitle iletişim araçları bizi geleneksel kalıplar içinde sunarak, geleneksel anne ve eş kimliğimizi pekiştirmeye devam ediyor. Reyting uğruna girişilen programlar, toplumu ve gündemi yanlış yönlendirdiği gibi, şiddeti de meşrulaştırıyor. Yasalarla uygulama arasındaki açıklık sürdükçe kadınların yaşamı üzerinde belirleyici olmaya ve zarar vermeye devam eden geleneklerin ve törelerin etkilerinin kırılması da mümkün olmayacaktır.
Tüm iktidar ilişkilerinin yeniden üretiminde kilit rol oynayan eğitim ve okul, cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yeniden üretiminde de önemli bir rol oynar. Ancak aynı ölçüde kadınların güçlendirilmesi sürecinde de etkili bir araç olabilir. Davranış kalıplarının ve rollerinin sorgulanarak değiştirilmesi kapsamlı etkin eylem programlarının geliştirilip uygulanmasına ve sosyal tarafların da konuya sahip çıkmalarına bağlıdır. Ülkemizde okur-yazar olmayan nüfusun %66`sını kadınlar oluşturuyor. Özellikle eğitimin paralı hale gelmesi, kız çocukları için bilgiye ve mesleğe ulaşmayı lüks hale getirmiştir. Türkiye eğitimin bir insan hakkı olduğunu CEDAW ve Pekin Deklarasyonu gibi anlaşmaları imzalayarak kabul etmiştir. Ve 2015 yılına kadar tüm eğitim kademelerinde cinsiyet eşitliğini sağlamayı taahhüt etmiştir. UNİSEF destekli başlatılan “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” çerçevesinde 170 bin kız çocuğu okula kavuşturulmuş olmakla birlikte, eğitimin sorunlarına temel çözüm üretilemediği sürece dış zorlamalar ve lokal çözümlemelerle bir yere varılması mümkün görülmüyor.
Toplumun şiddetten arındırılması, toplumsal barışın sağlanması için her tür ayrımcılığın önlenmesi, toplumsal sorunlara yönelik demokratik çözümü esas alan politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Eşit, özgür ve demokratik bir toplum yaratmak, cinsiyet eşitsizliğine yönelik özgün politikaların ve mücadele yönteminin geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu 8 Martta hükümetten taleplerimiz;
Çalışma hayatı ile ilgili yasalar konusunda, hükümet uluslararası normlara uymalı bu politikaları devlet politikası haline getirmeli. Yeni emek kullanımına ilişkin koruyucu yasalar çıkarılmalı, çalışanlar sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Sözleşmeli personel, esnek çalışma, taşeronlaştırma gibi uygulamalarla düzenli çalışma yaşamı dışına itilen kadınların demokratik bir planlama ile, iş güvenceli istihdamları sağlanmalıdır.
İşe almada, terfi ve yükselmelerde olumlu ayrımcılık uygulanmalı; kadın istihdamını artırmaya yönelik istihdam politikası oluşturulmalıdır.
En az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde ve 50`den az çalışanın bulunduğu işyerleri için çalışma alanına yakın ortak bebek bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır.
Kamu emekçilerinden çocuğu dünyaya gelenlere temel ücret tutarında doğum yardımı yapılmalı; doğumdan dolayı ücretsiz izne ayrılan kadınların, izinde geçen süreleri emekli kesenekleri devlet tarafından ödenmesi koşuluyla emeklilikten sayılmalıdır.
Eğitim alanında cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak için olumlu eylem programları geliştirilmeli; Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “Eşitlik Komisyonu” oluşturulmalı, eğitim programlarının her düzeyinde ve içeriğinde, ders kitapları ve materyalleri cinsiyetçi referanslardan arındırılmalı, eğitimin her aşamasında toplumsal cinsiyetle ilgili dersler ve konular yer almalıdır.
Cinsel taciz konusu mesleki eğitimlerin bir parçası olmalı; koruyucu tedbirler alınmalı ve yasal yaptırımların uygulanmasında mağdurun şikayeti yeterli olmalıdır.
Yargı mensuplarına, güvenlik güçlerine, sağlık görevlilerine, öğretmenlere, sosyal hizmet uzmanlarına, psikologlara, hukukçulara, kadın ve çocuklara karşı şiddet konusunda zorunlu hizmet içi eğitim verilmeli, seminerlerle desteklenmelidir.
Şiddet kurbanı kadınlara yönelik her türlü yasal korunma, ücretsiz tıbbi ve psikolojik yardım sağlanmalı; yasal destek ve danışmanlık sağlayacak özel birimler kurulmalıdır.
Yasalar ve mevzuatlar insan haklarına, kadına karşı ayrımcılığın önlenmesine ilişkin ilkelere ve uluslararası normlara uygun hale getirilmelidir. İhtiyaç duyulan fikri değişikliği yaratmayı, kadından yana bir ortam oluşturmayı da içerecek bir “Ulusal Eylem Planı” hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.
Elif Akgül
Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri










