Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer`in “Yeni Müfredat Uygulamasının Yapıldığı Okullardaki Uygulama Sonuçları” başlıklı basın toplantısı metni. 4 Ağustos 2005.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2005-2006 öğretim yılı başından itibaren uygulanması amacıyla yeni ilköğretim müfredatını değiştirerek, geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında 9 ilin 120 okulunda uygulamaya başlamıştır.
Eğitim Sen, 2004-2005 eğitim-öğretim yılında, ilköğretimin ilk beş sınıfında uygulanan yeni müfredat programının uygulanmasından doğan olumsuz ve olumlu sonuçları ile ilgili olarak bir çalışma yapmıştır. Eğitim Sen İzmir-5, İstanbul-1, Van, Kocaeli, Bolu ve Diyarbakır Şubeleri tarafından hazırlanan raporlar birleştirilerek, yeni müfredatın uygulanmasında ortaya çıkan olumsuz ve olumlu sonuçlar ile bu sonuçlar üzerinden geliştirilen öneriler belirlenmiştir.
Hazırlanan yeni müfredat programının ülke genelinde sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için deneme uygulamalarından olumlu sonuç alınması ya da görülen olumsuzlukların düzeltilmesi gerekir. 2004-2005 öğretim yılında değişik illerde ve bu illerin değişik ilköğretim okullarında deneme uygulaması yapılmıştır. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, uygulamadan doğan olumlu ve olumsuzlukları değerlendirmeden, yeni müfredatın taşıdığı eksiklikleri gidermeden, müfredat programının 2005-2006 eğitim-öğretim yılından itibaren tüm Türkiye`de uygulayacağını şimdiden ilan etmiştir.
Yapılan müfredat değişikliği başta geniş toplum kesimleri olmak üzere biz eğitimcilere de yanlış anlatılmaktadır. Örneğin savunulan düşüncelerde “Çocuk tam özgürdür, dünyaya geldiğinde zaten bilgili olarak gelmiştir. Öğretmene ve okula ihtiyacı, formaya, çantaya ihtiyacı yoktur. Var olan eğitim ezbercidir. Eğitim ezberci olmamalıdır. Bilgi hamallığına ne gerek var? Müfredat programı basitleştirilmelidir” gibi söylemlerle yeni müfredatın ne kadar güzel olacağı anlatılmaktadır. Oysa yapılan sadece basit bir program değişikliği değil, aynı zamanda felsefe değişikliğidir. Son yıllarda eğitim sistemini hızla saran neoliberal felsefe, yeni müfredat programı ile hayatımıza tamamen girmekte, eğitim sisteminin yapılanmasında temel belirleyici haline gelmektedir.
Bakanlık yeni müfredat programının mükemmelliğini, başarılı olabileceği yönündeki olasılığını, eski programın ne kadar başarısız olduğunun üzerine oturtmuştur. Yürürlülükteki müfredatın ezbere dayalı, düşünmeyen, sorgulamayan, tartışmayan bireyler yetiştirmeyi ilke edindiği elbette ki inkar edilemez. Ancak, bu yeni getirilen programın “kusursuz” ya da “mükemmel” olduğu anlamına da gelmemelidir.
YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında uzun süredir devam eden gerginlikler nedeniyle, üniversitelerdeki bir çok bilim insanı yanında eğitim alanındaki sendikaların, eğitim örgütlerinin görüşleri alınmadan, Bakanlığın Merkez ve Taşra Teşkilatlarında hiçbir bilimsel tartışmaya bile fırsat vermeden sunulan yeni müfredat programı, liberal ve muhafazakar bir anlayışın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Küreselleşmeci neoliberal ideolojiye dayanan yeni müfredat, ülkedeki çeşitliliği ve zenginliği içermemektedir. Yeni müfredat, bireyi eğitmekten çok, piyasanın ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışan bireyci, rekabetçi değerleri öne çıkararak, neoliberal birey modelini bugünden yaratmanın aracı olarak tasarlanmıştır.
Dünyanın en kusursuz müfredat programını da hazırlamış olsanız, eğitim sistemi açısından son derece önemli olan insan faktörünü göz önüne almadığınızda başarılı olmanız mümkün değildir. Milyonlarca çocuğumuzu eğitecek eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal ve özlük sorunlarına çözüm üretmediğinizde, yeni müfredattan başarı sağlama oranı düşecektir. Nitelikli eğitimin, öncelikle nitelikli personelden geçtiği gerçeği, yeni müfredat programının uygulanması aşamasında da kendisini gösterecektir. Ancak büyük umutlar bağlanan yeni müfredat programının deneme uygulamalarında önemli eksiklikler ortaya çıkmıştır. Bu eksikliklerin görülmesi ve giderilmesi, ileride karşılaşılacak olumsuzlukların önüne şimdiden geçilebilmesi açısından önemlidir. Aksi taktirde, yıllardır yapısal hale gelen eğitim sorunları yine yaşanacak, ortaya çıkan olumsuzluklardan en fazla milyonlarca öğrencimiz ve eğitim emekçileri etkilenecektir.









