8 Mart 2001 Basın Açıklaması

8 Mart 1857 yılında New York`ta dokuma işçisi kadınların grevi ve direnişi nedeniyle çok sayıda işçi kadının yaşamını yitirdi. Yine 8 Mart tarihine denk gelen başka işçi direnişlerinin çok sayıda kadının yaşamına mal olması üzerine 1910 yılında Kopenhag`da Clara Zetkin`in önderliğinde toplanan İkinci Enternasyonal Kadınlar Konferansında Clara Zetkin`in önerisiyle 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü olarak ilan edildi. O tarihten bu yana 8 Mart dünyanın her yerinde kadınlar tarafından birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmaktadır.

Cinsiyetçi ideoloji, kadının toplumsal üretimdeki yadsınamaz rolüne karşın kadını asıl olarak annelik ve ev kadınlığı konumuna hapsetmektedir. Kuşkusuz içinde yaşadığımız kapitalist sistem erkek egemen ideolojiyi beslemektedir. Ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşamda erkek egemenliğini sürdürerek kendisini yeniden üretmektedir. Karşımıza dinsel inanışlar, gelenek ve görenekler, toplumsal değer yargıları, ahlak normları ve ayırımcı yasalar biçiminde çıkan erkek egemenliği; zenginle yoksul arasındaki eşitsizliği derinleştirerek ve emekçilerin kazanılmış ekonomik- soysal  haklarını elinden alarak ilerleyen “Yeni Dünya Düzeni”nin yoksullaştırma ve örgütsüzleştirme politikalarıyla da birleşerek, zaten binlerce yıllık tarihsel bir geçmişe sahip kadının “ikincil” cins konumunu pekiştirmektedir.

Sağlık ve sosyal hizmetlere ayrılan payın yok denecek kadar azaltılması nedeniyle yaşlı, çocuk ve hasta bakımı tümüyle kadınların omzuna yüklenmiştir. Özelleştirmeler ve kamu harcamalarının kısılması yoluyla sosyal devletin tasfiyesinden en çok kadınlar olumsuz yönde etkilenmektedir. İşten ilk çıkarılanlar kadınlardır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde bile toplumsal statüsü düşük ve vasıfsız işlerde güvencesiz çalışanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Özelleştirmelere, kamu harcamalarının kısılmasına ve sendikasızlaştırmaya karşı verdiğimiz mücadele aynı zamanda kadının yoksullaşmasına karşı mücadele anlamına gelmektedir.

ÖZELLEŞTİRMELERE VE SENDİKASIZLAŞTIRMAYA HAYIR!

Bir taraftan ekonomik eşitsizlikler derinleşip, yoksulluk kadınlaşırken, öte yandan siyasi gücünü artıran ırkçı ve milliyetçi akımlar tecavüzü bir savaş silahı olarak yeniden gündeme getiriyorlar. Kadınlar, savaşların yıkıcı sonuçlarından doğrudan etkileniyor ve çoğu zaman gözü dönmüş militarizmin ilk hedefi oluyor. Saldırgan milliyetçilik, faşizm ve ırkçılık gibi cinsiyetçi ideolojiler, kadınların bedensel bütünlüğünün yanı sıra, kadının en temel insan haklarını ve özgürlüklerini de doğrudan tehdit eden bir tehlikedir.

Biz, şiddetin, savaşların ve yoksulluğun ortadan kalktığı bir dünya kurmak için emek hareketinin ön saflarında mücadele veren kadınlar, inanıyoruz ki KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN TOPLUM ÖZGÜRLEŞEMEZ! Bu nedenle, toplumun özgürleşme mücadelesi ile kadının özgürleşme mücadelesi arasında kopan bağı yeniden kurmak için 2000 yılında dünyanın dört köşesinde yoksulluğa, şiddete ve savaşlara karşı eylemler yaparak, daha adil, özgür ve barışçıl bir dünya için kolları sıvadık. Erkekliğin ve saldırganlığın yüceltildiği, barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi insani değerlerin yok sayıldığı bir dünyada kadınlara yer olmadığının farkındayız ve bu nedenle ŞİDDETSİZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ!

İş güvencesi bakımından en fazla tercih edilen kamusal alanda çalışmayı tercih etmemize rağmen, iç hiyerarşi de en alt düzeyde yer alıyor ve yönetici kadrolara gelemiyoruz.  Eğitim sektöründe çalışan kadınların çoğunluğu ilköğretimde istihdam edilmektedir ve bu sektörde kadın yöneticilerin oranı yok denecek kadar azdır.

Ayrımcı değerleri ve kültürü değiştirmek açısından eğitim kurumları ciddi bir öneme sahiptir. Ancak kadınlarla erkekler arasında varolan eşitsizlik, hiyerarşi, güç ilişkileri bütün kurumlarda olduğu gibi eğitim kurumlarında varlığını sürdürmektedir. Eğitim emekçisi kadınlar eğitim işkolu çalışanlarının %44`ünü oluşturmaktadırlar. Bu oran ülkemizde diğer iş kolu çalışanlarıyla kıyaslandığından oldukça önemli bir potansiyeldir. Eğitim çalışanı kadınların sorunlarının bilincinde olmayışı, egemen kültürü sorgulamaları sorunları daha da derinleştirmektedir. Karar, sorumluluk ve denetim mekanizmalarında yer alan kadın eğitimci oranı oldukça düşüktür. Genel liselerde kadın öğretmen oranı %40 civarında olmasına rağmen yönetim mekanizmalarındaki oran %1,27`dir.

Öte yandan cinsiyetçi ideolojinin eğitim araçlarındaki yansıması, kadınların kılık kıyafetlerinin denetlenmesi bir çağdışı uygulama olarak varlığını sürdürmektedir. Eğitimde fırsat eşitsizliği ezilen tüm toplum kesimlerini etkilerken, yine bunun en büyük mağduru kız çocukları olmaktadır. Kadın yöneticilerin az olması, cinsiyet ayrımcılığının eğitim alanına yansıması sonucu, eğitimde fırsat eşitliğinden kadınların yararlandırılmamasının ve vasıflı işlerin gerektirdiği bilgi ve beceriyle donatılmamış olmasının bir sonucudur. Ayrıca kadının eş ve annelik görevlerini üslenmiş olması da iş gücüne katılımını ve işinde yükselmesini engellediği gibi, sendikal faaliyetlere katılımının önünde en büyük engeli oluşturmaktadır.

EĞİTİMİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE HAYIR!

Bu 8 Mart`ta yine;

  • Kadınların içinde bulundukları koşulları değiştirmek ve kadınlar için daha yaşanılabilir bir dünya kurmak istiyoruz.
  • Dünyada ve ülkemizde kaynakların eşit dağıldığı gücün ve servetin paylaşıldığı barışçı koşullarda yaşamak istiyoruz.
  • Çocuk ve Konut yardımının kadınlara verilmesini istiyoruz.
  • Çocukların sağlık karnelerinin annenin karnesinden de çıkarılmasını istiyoruz.
  • İşsizlik ve yoksulluğa neden olan IMF politikalarına son verilmesini istiyoruz.
  • Eğitimde ve sağlıkta eşitlik istiyoruz.
  • Çok kimlikli, çok kültürlü, farklılıklarımızın zenginlik kabul edildiği toplumsal bir düzenleme istiyoruz!
  • Cins ayrımcı yasaların ve uygulamaların, yeryüzünden ve zihinlerden silinmesini istiyoruz.
  • Çalışma yaşamında eşitlik, iş güvencesi ve sosyal güvence istiyoruz.
  • İnsan hakları ve kadın hakları ihlallerine yeter diyoruz. İçinde yaşadığımız toplumun sorunlarını göz ardı edemeyiz o nedenle, hücre tipi cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara ve işkenceye karşı sessiz kalmayacağız.
  • Kadın bedeninin teşhirini ve cinsel sömürüyü reddediyoruz.
  • Aile içi şiddete karşı yasaların uygulanmasını istiyoruz.
  • Yaşamın her alanında eşit ve insan onuruna yaraşır bir dünya istiyoruz.
  • Yoksulluğa karşı eşitlik ve özgürlük istiyoruz.
  • Kadına yönelik her türlü şiddete karşı başkaldırımızı
  • Savaşlara karşı barışı savunmak için dayanışma ve mücadelemizi yükselteceğiz.

Yasalardaki Cins Ayrımcı Maddeler Kaldırılsın.

Medeni Kanun, Taleplerimiz Doğrultusunda Yeniden Düzenlensin.

Çocuk Bakımı Ve Ev İşleri Toplumsallaştırılsın.

Çalışma Yaşamında Yer Alalım.

Üreten Biziz Yönetende Biz Olacağız

Yoksulluk Ve Şiddet Kader Değil!…

Evde, Sokakta, İşyerinde Cinsel Şiddete Hayır

Savaşlara Karşı Barış, Yoksulluğa Karşı Refah

Kadına Yönelik Şiddet Evrenseldir

Şiddetsiz Bir Dünya Ve Barış İçin Sessiz Kalmayacağız

8 Mart 2001

Elif Akgül

Merkez Kadın Sekreteri

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu