“Barış İçin Akademisyenler” imzasıyla ‘’devlet şiddetine’’ vurgu yaparak, başta yaşam hakkı olmak üzere hak ihlallerine ve sokağa çıkma yasaklarına son verilmesi talebinde bulunan akademisyenler, yaşanan şiddet ortamının sona erdirilmesi ve barış istemini içeren metne imza atmışlardır. Akademisyenler, Cumhurbaşkanı, hükümet üyeleri, basın yayın organları tarafından hakaretlerle tehdit edilmiş, YÖK tarafından gereğinin yapılacağı ifade edilerek soruşturmalar başlatılmıştır.
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma kapsamında, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ile “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla bildiriye imza atan 21 akademisyen hakkında gözaltı kararı alınmıştır. Bu sabah saatlerinde ise 14 akademisyen evlerinden hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmıştır. Gözaltı operasyonları sadece Kocaeli ile sınırlı kalmamış adeta bir akademisyen avına çıkılarak Bolu ‘da da 3 akademisyen sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmışlardır. Dün de Düzce Üniversitesi’nde üyemiz Latife Akyüz hakkında yakalama kararı çıkarılmıştır. Evleri, iş adresleri belli olan ve çağrıldıklarında ifadeye gidebilecek olan akademisyenlerin ve araştırmacıların sabah saatlerinde evlerine baskın yapılmasının ve haklarında yakalama kararı çıkarılmasının hukukla açıklanacak bir yanı yoktur. Amaç barış isteyen ve hükümetin izlediği politikalara karşı söz söyleyen kesimlerin cesaretini kırmak ve onlar şahsında topluma gözdağı vermektir.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı, hükümet ve onlara yakın çevrelerin yanı sıra; medya ve polis operasyonlarıyla hedef haline getirilen akademisyen ve araştırmacılar eli satırlı grupların, kesimlerin de saldırı ve tehditlerine maruz kalmaktadır. Gazi Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde öğretim elemanlarının odalarının işaretlenmesi birtakım yazılarla tehdit edilmeleri Türkiye’de geçmişte Maraş, Çorum gibi katliamlar öncesi yaşananları çağrıştırmaktadır. Buna karşı üniversite yönetimleri, her bir koridorunda güvenlik kameraları bulunan özel güvenlik aracığı ile korunan üniversite içinde akademisyenlerin odalarına kadar giden bu gruplara göz yummaktadır. Bu tehlikeli gidişata “Dur” demenin tek yolu demokratik teamüller çerçevesinde herkesin düşünce ve ifade hürriyetine saygı duymaktan geçmektedir. Uzunca bir süredir Cumhurbaşkanı ve AKP Hükümeti toplumu kutuplaştıran bir politika izlemekte; yaratılan gerilim sokaklara yansımaktadır.
Unutulmamalıdır ki düşünce ve ifade özgürlüğü yaşam, barınma, beslenme gibi temel haklar arasındadır. Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde örgütlenme özgürlüğü, gösteri özgürlüğü, sendikal özgürlükler ve akademik özgürlükten söz edilemez. Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasiden, insan hak ve hürriyetlerinden bahsetmek de mümkün değildir. Cumhurbaşkanı, AKP Hükümeti ve yargı kurumlarının sorumluluğu bu hakkın kullanılamaz duruma getirilmesi değil, bu hakkın her kesim tarafında kullanılabilir olmasının teminatını sağlamak olmalıdır.
Bugüne dek AKP’nin izlediği politikalar Türkiye’yi giderek hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, müzakerelerin buzdolabına, demokrasinin rafa kaldırıldığı linç kampanyalarıyla faşizan uygulamaların yaygınlaştığı bir ülke durumuna sürüklenmiştir.
Gelinen aşamada ne yazık ki “Çocuklar ölmesin” demek suç sayılırken, asıl tehlike olarak algılanan temel hak ve hürriyetleri savunmak olmuştur.
Bizler Eğitim Sen olarak bildiriye imza atan tüm akademisyenlerin can güvenliğinin sağlanmasını tekrar talep ediyor, örgütlü gücümüzle tüm akademisyenlerin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Gözaltı operasyonlarına son verilmeli, gözaltındaki arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Linç kampanyalarına karşı önlem alınmalı akademisyen ve araştırmacıları tehdit eden kişiler hakkında soruşturmalar açılmalıdır. Bilinmelidir ki, bu ülkenin barış isteyen akademisyenleri ve araştırmacıları yalnız değildir. Tarihinde pek çok baskı, soruşturma, sürgün, gözaltı ve ölümlerle sınanmak istenmiş bir örgüt olarak; bugün de bu baskılara boyun eğmeyecek barışın, insan haklarının, eşitliğin ve özgürlüğün savunucusu olmaya devam edeceğiz.











