6 Şubat Depremlerinin 3. Yılında Deprem Bölgesinde Eğitimin Durumu

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem, yaklaşık 14 milyon insanın yaşadığı 11 ili doğrudan etkileyerek ülke tarihinin en ağır yıkımlarından birine yol açtı, kayıtlara geçen 50 bini aşkın yurttaşımızı kaybettik. Bu felaket, “doğal afet” gerçeğinin, öncesinde alınmayan önlemler, bilime dayanmayan planlama ve kriz anındaki yetersiz müdahaleler nedeniyle nasıl büyük bir toplumsal yıkıma dönüştüğünü tüm yönleriyle ortaya koydu. Enkaz altında kalan yalnızca kentler değil; kamu kurumlarının liyakatsizliği, bilim ve tekniğe düşman anlayış oldu.

Bu büyük yıkımın ardından beklenen, yaraların sarılması, sorumluların hesap vermesi, yaşananlardan ders çıkarılması ve bir daha böyle bir acının yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasıydı. Ancak depremden etkilenen illerdeki yeniden inşa ve iyileştirme çalışmalarına, beklenen İstanbul depremi tehlikesine karşı hazırlık düzeyine baktığımızda hiçbir ders çıkarılmadığını görüyoruz. En son İzmir ve Balıkesir’de yaşanan depremler, bu ihmalkârlığın sürdüğünü, iktidarın halka ve güvenli yaşam alanlarına değil, rant projelerine odaklandığını bir kez daha açığa çıkarmaktadır.

Depremler eğitim alanında da büyük bir tahribat yaratmıştır. 11 ilde yaklaşık 4 milyon öğrenci ve 200 bin öğretmen doğrudan etkilenmiş; Türkiye genelinde her 5 öğrenciden 1’inin ve öğretmenlerin yaklaşık beşte 1’inin deprem bölgesinde bulunması, krizin boyutunu açıkça ortaya koymuştur. Eğitim, anayasal bir hak olup, toplumsal iyilik hâlinin temel sacayaklarından biridir. Ancak depremlerin üzerinden geçen üç yılda eğitim hakkının kamusal bir anlayışla değil; politik tercihlerle ele alındığını, eşit ve erişilebilir biçimde kullanılmadığını göstermiştir. Bugün gelinen noktada yıkılan ya da hasar alan okul binalarının ancak üçte biri tamamlanabilmiş; tamamlanan okulların önemli bir bölümünde elektrik, su, ısınma, internet, kanalizasyon ve temizlik gibi temel altyapı sorunları devam etmektedir. Okullara ulaşım yolları ağır iş makineleri, çamur-balçık ve açıkta bırakılan kanalizasyon hatları nedeniyle öğrenciler için ciddi riskler taşımaktadır. Adıyaman, Maraş, Hatay ve Malatya başta olmak üzere birçok ilde on binlerce öğrenci hâlâ konteyner sınıflarda, geçici ve pedagojik olmayan koşullarda eğitim görmek zorunda bırakılmakta; bu durum eğitim hakkını fiilen ortadan kaldırarak, eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

SES ve TTB’nin deprem bölgelerinde yaptığı saha çalışmasında raporlandığı üzere; çocuklar ve gençler, bu sürecin en kırılgan grupları arasında yer almaktadır. Eğitimden kopma, sınıf düzeyi gerilemesi, uygun yaşam ve çalışma alanlarının yokluğu ile gelecek belirsizliği sıklıkla tespit edilmiştir. Bazı çocuklar için çocukluk, erken yaşta sona ermiş; gençler açısından ise riskli davranışlar ve umutsuzluk daha görünür hale gelmiştir. Odak grup görüşmelerindeyse çocuklar ve gençlerle ilgili konteyner yaşamının sorunları, suça sürüklenme, erken yaşta çalıştırılmak zorunda bırakılma, MESEM’ler, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve bunun yanında taciz, istismar vakaları sıklıkla kayıt altına alınmıştır.

Bu raporla amacımız, acıları yeniden hatırlatmak değil, üç yılın ardından hâlâ süren sorunları ve sorumlulukları kamuoyunun gündemine taşımaktır. Hatay’dan Adıyaman’a, Malatya’dan Kahramanmaraş’a, Antep’ten Osmaniye’ye, Adana’dan Diyarbakır’a, Kilis’ten Şanlıurfa’ya ve Elâzığ’a uzanan deprem hattında kentlerin yeniden inşası ve öğrencilerin eğitim hakkına erişimi başta olmak üzere birçok alanda sorunlar devam etmektedir. Eğitim Sen olarak, iller bazında ortaya koyacağımız güncel veriler ve gözlemlerle hem hak kayıplarını görünür kılmayı hem de olası afetlere karşı gerçekçi, bilim ve tekniğe dayanan bir hazırlık düzeyinin zorunlu olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. 

BÖLGESEL DURUM ANALİZİ 

HATAY

Yıkımın ağır yaşandığı ilçeler ve kent merkezinde kalıcı konutların yalnızca üçte biri teslim edilebilmiştir. Teslim edilen konutlarda ise yol, su, elektrik, kanalizasyon ve temizlik gibi en temel altyapılar tamamlanmamış; yurttaşlar sağlıklı ve güvenli yaşam koşullarından mahrum bırakılmıştır. Bu tablo, yalnızca akademik kayıplara değil, derin bir mekânsal kısıtlılığa ve ağır bir sosyal maliyete yol açmaktadır.

Okul çevrelerinin adeta şantiye alanına dönüştürülmesi, çocukları ağır vasıta trafiği, açık kanalizasyon hatları ve ciddi güvenlik riskleriyle yüz yüze bırakmaktadır. Ortaya çıkan bu durum, sadece fiziksel yıkımın sürdürülmesi değil; eğitimin sürekliliğini ve çocukların geleceğini tehdit eden yapısal bir krizdir.

Hatay genelinde öğrenci sayısının 500 binden 400 bine gerilemesi, kitlesel nüfus kaybının ve eğitime erişimde yaşanan derin eşitsizliğin açık göstergesidir. Antakya ve Defne ilçelerinde öğrenci sayıları, depremin üzerinden geçen üç yıla rağmen deprem öncesi düzeylerin çok uzağında kalmıştır. Bu dramatik düşüşün arkasında, çözülemeyen altyapı sorunları, derinleşen barınma krizi ve ekonomik yıkımın dayattığı göç ile eğitimden kopuş süreci bulunmaktadır.

Eğitimin Önündeki Fiziksel Engeller

Eğitim binalarının eksikliği ve mevcut alanların plansız kullanımı, Hatay’da öğrenci olmayı pedagojik bir süreçten ziyade bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürmüştür. Bazı okul binaları hâlâ Emniyet, Adliye gibi resmî kurumlar tarafından kullanılmaktadır. Defne ilçesindeki Selim Nevzat Şahin Anadolu Lisesi’nin İl Emniyet Müdürlüğü tarafından, Samandağ’daki Turgut Reis Anaokulu’nun ise uzun süre adliye binası olarak kullanılması, öğrencilerin okulsuz kalmasına ve konteynerlere mahkûm edilmesine yol açmıştır.

Armutlu ve Elektrik gibi merkezi mahallelerde okul alanı yetersizliği ciddi bir sorun olarak devam etmektedir. Yaklaşık 10 bin nüfuslu Armutlu Mahallesi’nin imar planında okula yer verilmemesi ve Elektrik Mahallesi’ndeki Cengiz Topel okul binasının rezerv alan statüsüne rağmen akıbetinin belirsizliği, mahalle bazlı eğitim dokusunu ortadan kaldırmaktadır.

Antakya’da 25 okul konteyner kentlerde faaliyet göstermekte; kış aylarında çok sayıda okulda ısınma sorunu çözülememiştir. Yaklaşık 20 okulda kronikleşen ısınma problemi nedeniyle Bedi Sabuncu Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi pansiyonunda kalan öğrenciler evlerine gönderilmek zorunda kalmış, bu durum eğitimin kesintiye uğramasına neden olmuştur. Fiziksel koşullardaki bu yetersizlikler yalnızca öğrencileri değil, eğitim emekçilerini de doğrudan etkilemektedir. 

Eğitim Emekçilerinin Durumu 

Eğitim emekçileri, asgari insani standartların altındaki barınma koşullarında mesleklerini icra etmeye zorlanmaktadır. Kamu emekçileri, “teneke kutu” olarak tabir edilen 21 metrekarelik konteynerlerde yaşamakta ve sık sık tahliye tebligatlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Kente yeni atanan yaklaşık 4500 öğretmenin, bu elverişsiz koşullar nedeniyle ilk fırsatta yer değiştirme eğilimine girmesi, bölgedeki pedagojik sürekliliği ve öğrenci-öğretmen arasındaki güven bağını kökten sarsacak sistemik bir risk oluşturmaktadır. Öğretmenlerin ve öğrencilerin bu zorlu koşullarına rağmen, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda dikkat çekici bir tercih yapılmıştır. 

Eğitime Erişimde Yapısal Sorunlar: Beslenme, Ulaşım ve Kamu Kaynakları 

Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) kaynak dağılımındaki tercihleri, deprem bölgesindeki en temel ihtiyaçlar ile özel sektör teşvikleri arasında derin bir uçurum yaratmıştır. Bu tablo, “tasarruf” gerekçesinin yalnızca kamusal haklar söz konusu olduğunda işletildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

2024-2025 eğitim yılında deprem bölgesindeki okul öncesi çocuklara yönelik ücretsiz yemek desteği tamamen kaldırılmış; temiz içme suyu, ücretsiz ulaşım ve beslenme talepleri tasarruf gerekçesiyle karşılıksız bırakılmıştır. Buna karşın Resmî Gazete kararlarıyla, depremzede öğrencilerin temel ihtiyaçları yerine özel okul sahiplerine “eğitim ve öğretim desteği” aktarılmıştır. Kamu kaynakları, dezavantajlı öğrencileri eğitim sisteminde tutmak yerine özel eğitim pazarını canlandırmak amacıyla kullanılmıştır.

Kaynakların bu şekilde yönlendirilmesi, özellikle en kırılgan grupları daha büyük risklerle karşı karşıya bırakmaktadır. Ekonomik desteklerin ortadan kaldırılması ve erişim sorunları, ortaöğretim düzeyinde okul terki riskini en üst seviyeye taşımıştır. Dezavantajlı grupların eğitim sistemine tutunabilmesi için beslenme, ulaşım ve barınma temel ve hayati ihtiyaçlar olarak öne çıkmaktadır. Beslenme maliyetlerinin karşılanmaması, yoksulluk içindeki öğrencilerin okuldan koparak erken yaşta iş gücüne dahil olmasına yol açmaktadır. Konteyner kentler ile yıkık mahalleler arasındaki ulaşım bariyerleri ise eğitime fiziksel erişimi fiilen engellemektedir.

Başta kız çocukları olmak üzere, göçmen çocuklar ve özel eğitime gereksinimi olan öğrenciler, sosyal destek mekanizmalarının yokluğunda eğitim sisteminin tamamen dışına itilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Hatay’da eğitimin geleceği, bu temel ihtiyaçların karşılanıp karşılanmayacağına doğrudan bağlıdır.

Hatay’da eğitimin normalleşmesi yalnızca yeni okul binalarının inşa edilmesiyle değil; öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşam koşullarını önceleyen bütünlüklü bir sosyal politika ile mümkündür. Antakya ve Defne’de öğrenci sayılarında yaşanan dramatik düşüş, bölgedeki demografik yapının ve sosyal dokunun kalıcı biçimde değişeceğine işaret etmektedir.

Deprem mağduru çocukların bir öğün yemeğinden tasarruf edilirken kamu kaynaklarının özel okul teşviklerine yönlendirilmesi, eşit koşullarda eğitim hakkını ve eğitime erişimi bilinçli bir şekilde zedeleyen açık bir siyasal tercihtir. Okul terkleri ve pedagojik erozyonun önlenebilmesinin tek yolu; ücretsiz yemek, temiz içme suyu, ulaşım ve insani barınma haklarının tartışmasız biçimde güvence altına alınmasıdır. 

ADIYAMAN 

6 Şubat 2023 tarihinde Adıyaman’da yaşanan büyük felaket, sadece fiziksel yapıları değil, toplumsal yeniden üretimin en temel mekanizması olan eğitim sistemini de felç etmiştir. Adıyaman’da deprem sonrası süreç, eğitimin kamusal niteliğinin aşındığı ve yapısal eşitsizliklerin derinleştiği bir “sistemik kırılma” evresine dönüşmüştür. Okulun güvenli bir sığınak olma vasfını yitirmesi, bireysel travmaları toplumsal bir dışlanma riskine dönüştürmektedir.

Okul binalarının yıkılması ve kurumsal işleyişin prefabrik/konteyner gibi geçici mekanlara sıkışmasıyla öğrenme alanlarının niteliksizleşmesine neden olmuştur. Eğitim maliyetlerinin artması ve mevsimlik işçilik gibi zorunluluklar nedeniyle dezavantajlı grupların eğitimden kopması; eşitsizliğin kalıcı hale gelmesine neden olmuştur. Depremin yarattığı ağır travmanın anadilde ifade edilememesi ve pedagojik ilkelerin yerini “kriz yönetimi” adı altındaki biçimsel uygulamalar almıştır.

Adıyaman’da eğitim mekanları, afet sonrası bir “geçicilik” rejimine mahkûm edilmiştir. Prefabrik ve konteyner yapılar, acil çözüm olarak sunulsa da planlama hataları nedeniyle pedagojik açıdan yetersiz kalmıştır. Özellikle Gölbaşı ve Kahta gibi ilçelerde prefabrik çözümlerin kalıcı hale gelmesi, mekânsal bir “gettolaşma” riski barındırmaktadır.

Adıyaman İl Geneli Okul ve Derslik Dönüşüm Tablosu

Durum Okul Sayısı Derslik Sayısı
Deprem Öncesi Mevcut Durum 859 6.247
Hasarlı ve Kullanılamayan Yapı 79 930
Felaketten Sağ Çıkan Yapı Stoku 780 5.317
Deprem Sonrası İnşası Biten Yeni Yapılar 104 1.140
Güncel Mevcut Durum 796 6.871

Adıyaman’da yaklaşık 3 bin öğrencinin hâlâ konteyner ve prefabriklerde eğitim görmesi, mekânın ruhsal iyileşme üzerindeki etkisini zayıflatmaktadır.

Adıyaman’da deprem sonrası süreçte okul iklimini bozan gelişmeler yaşanmıştır. Okul idarecilerinin, nitelikli eğitim yerine kermes, proje ve etkinliklerin sosyal medya paylaşım sayılarına odaklanması, öğretmenler üzerinde ciddi bir mobbing aracı haline gelmiştir.  “Yerli Malı Haftası” gibi sivil etkinliklerde okul bahçesine askeri araç ve silahların getirilmesi, travma sonrası “güvenli alan” ihtiyacı duyan çocukların psikolojisini olumsuz etkileyen ağır bir pedagojik hata olmuştur.

Kermes ve yardım organizasyonlarının sürekli maddi odaklı yapılması, depremle zaten yoksullaşan ailelerin çocuklarında “yetersizlik” ve “utanç” duygusunu tetiklemektedir. Ayrıca okullarda temizlik personelinin yetersizliği nedeniyle temizlik hizmetlerinin aksaması ve öğretmenlerin okul temizlemeye zorlanması, kurum içi hiyerarşiyi ve iklimi sarsmaktadır.

Psikososyal Destek ve Anadili Bariyeri 

Afet sonrası iyileşmenin temeli olan psikososyal destek, Adıyaman’da bürokratik engeller ve dilsel bariyerler nedeniyle “tıkanıklık” yaşamaktadır. Anadili Türkçe olmayan öğrencilerin, yaşadıkları korku ve kaybı kendilerini en güvenli hissettikleri dilde ifade edememeleri, iyileşme sürecini sekteye uğratmaktadır. Bu, pedagojik olmaktan ziyade yapısal bir hak sorunudur.

Adıyaman’daki 462 ücretli öğretmen varlığı, eğitimin güvencesiz ellerde olduğunu göstermektedir. Ayrıca kadrolu rehber öğretmenlerin rızası dışında (resen) atanması, çocukla kurulan güven bağını koparmaktadır. Rehberlik hizmetlerinin öğrenciyle temas yerine “fotoğraflama ve dosyalama” odaklı yürütülmesi, desteğin niteliğini düşürerek süreci biçimsel bir evrak işine dönüştürmüştür. Psikolojik bariyerlerin yanı sıra, öğrencilerin en temel fiziksel ihtiyaçları olan beslenme ve ulaşım da öğrenme ortamının ayrılmaz bir parçasıdır.

6 Şubat depremleri Adıyaman’daki sınıfsal yarılmayı daha da derinleştirmiş, özellikle asgari ücretli aileler için eğitimi ulaşılamaz bir maliyet haline getirmiştir.

Afet, mesleki eğitim alan çocukları ve üniversite camiasını birer “görünmez grup” haline getirmiştir. MESEM’lerde yaş sınırı olmaması nedeniyle 14 yaşındaki çocukların 30-50 yaşındaki yetişkinlerle aynı sınıfta eğitim görmesi, ciddi disiplin ve gelişim sorunları yaratmaktadır. Yaz ve sömestr tatillerinde dahi çalıştırılan öğrenciler, fiilen “öğrenci” statüsünden çıkarılıp “ucuz işçi” olarak görülmektedir. İş güvenliği denetimleri ise sadece kâğıt üzerindedir.

Adıyaman Üniversitesi Rektörlüğü binası yıkılmış durumdadır ve yönetim faaliyetlerini bir “Uygulama Oteli” üzerinden yürütmektedir. Personelin kaldığı konteynerlerin boşaltılması ve lojmanların yetersizliği, akademik kadronun kentten kaçışını tetiklemektedir. Kampüse uzak olan yeni TOKİ’ler ulaşım krizini beslemektedir. Tüm bu tespitler, afet sonrası eğitim sisteminin yeniden inşası için acil ve köklü değişimlere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

Nitelikli Eğitim İçin Çözüm Önerileri 

  • Adıyaman’da eğitimi yeniden ayağa kaldırmak, sadece binaları onarmak değil, toplumsal adaleti tesis etmektir. “Afet sonrası okul”, çocuğun üstün yararını her türlü siyasi ve idari kaygının önüne koyan bir mekân olmalıdır.
  • Yoksulluğun derinleştiği afet bölgesinde beslenme bir “yardım” değil, öğrencinin öğrenme hakkını kullanabilmesi için anayasal bir zorunluluktur.
  • Travmanın etkilerini azaltmak için çocuğun kendini en güvenli hissettiği dilde hizmet alması, toplumsal entegrasyon ve ruhsal sağlık için hayatidir.
  • Ücretli öğretmenlik ve resen atamalar durdurulmalı; eğitim emekçilerinin barınma sorunu çözülerek okulda “süreklilik ve güven” inşa edilmelidir.
  • TOKİ alanlarına acilen liseler açılmalı ve internet erişimi bir kamu hizmeti olarak her konteynere ücretsiz ulaştırılmalıdır.
  • Okullar askeri sergilerin veya sosyal medya odaklı “algı projelerinin” mekânı olmaktan çıkarılmalı, pedagojik özerkliklerine kavuşturulmalıdır.

Eğitim, toplumun yeniden ayağa kalkması için ertelenemez ve pazarlık edilemez bir kamusal haktır; bu hakkı savunmak, her çocuğun ve toplumun geleceğine sahip çıkmaktır.

MALATYA

6 Şubat 2023 depremleri, Malatya’nın sadece fiziksel dokusunu değil, eğitim altyapısını da derinden sarsmıştır. Eğitim hakkı sadece binaların inşasıyla sınırlı bir teknik süreç değil, travma sonrası toplumsal iyileşme refleksinin en kritik bileşenidir. Ancak bölgedeki tablo, bu iyileşme sürecinin önünde duran ve yapısal reformlar gerektiren derin bir krize işaret etmektedir.

Malayta’da AFAD tarafından kurulan 74 konteyner kentte hâlâ yaklaşık 77 bin kişi yaşam mücadelesi vermektedir. Konteyner mahallelerinde büyüyen binlerce çocuk açısından eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanma ilkesi, fiziksel enkazın altında kalan bir ideale dönüşmüş durumdadır.

Fiziksel yıkımın bu sarsıcı boyutlarını idrak ettikten sonra, enkaz üzerinde yükselmesi planlanan yeni derslik kapasitesinin sayısal projeksiyonlarını ve bu projeksiyonların ölçeğini analiz etmek gerekmektedir.

Malatya’da 852 okulda, 12.953 öğretmen ve 150.515 öğrenci ile eğitim-öğretim faaliyetleri sürdürülmektedir. Resmî veriler, kaybedilen kapasitenin telafi edilmesinin ötesinde, 2026 yılına kadar niceliksel bir sıçrama hedeflendiğini göstermektedir. Ancak bu büyük ölçekli yatırımın, 150 bini aşkın öğrencinin niteliksel ihtiyaçlarına ne ölçüde yanıt vereceği bir soru işaretidir.

Dönem / Durum Derslik Sayısı Değişim Oranı (Deprem Öncesine Göre)
Deprem Öncesi 6.177 %100 (Referans)
Deprem Sonrası Mevcut Kayıp 5.282 – 895 Derslik
2025 Mevcut Durum 6.311 + %2,1 Artış
Kısa Vadeli Hedef (Eylül) 6.523 + %5,6 Artış
Nihai Hedef (Tüm Yatırımlar) 7.701 + %25 Artış

2023 yılındaki 338 milyon TL’lik başlangıç bütçesinin 2025’te 1,2 milyar TL’ye planlanan artışı ve toplamda 12,3 milyar TL’yi bulmuştur. Sayısal veriler kâğıt üzerinde yüzde 25’lik bir kapasite artışına işaret etse de sahadaki durum tamamen farklıdır. Resmî raporların çizdiği iyimser tablo, altyapı odaklı bir başarı öyküsü sunarken; sahadaki sorunlar bu tabloyu gölgelemektedir.

Fiziksel imkanlardaki bu ikilik, projelerin tamamlanma sürelerindeki belirsizlikler ve inşaat aşamalarındaki gecikmelerle daha da karmaşık bir hal almaktadır. Sahadaki ilerleme hızları, kâğıt üzerindeki bitiş tarihleri ile ciddi bir uyuşmazlık içindedir. 2026 yılı için belirlenen hedeflerin matematiksel gerçekliği, mevcut inşaatların ilerleme oranları ışığında sorgulanmaya muhtaçtır.

Battalgazi Örneği: Bahçebaşı Anadolu Lisesi inşaatının yüzde 75 seviyesinde olması umut verici görünse de ince işçilik ve donatım süreçleri dikkate alındığında tam kapasiteye geçiş için ciddi bir zamana ihtiyaç vardır.

Doğanşehir: Karşıyaka Mahallesi’ndeki liselerin inşaat durumunun yüzde 40 seviyesinde kalması, depremden üç yıl sonra dahi kritik bir eşiğin aşılamadığını göstermektedir. Bu hızla devam edilmesi durumunda, 2026 hedefinin gerçekleşmesinin iyimser olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, eğitim-öğretim süreçlerinin en az iki yıl daha “geçici” ve “parçalı” bir modelle süreceğinin işaretidir. Okul binalarının tamamlanmasını bekleyen tek grup öğrenciler değildir; eğitim sürecinin temel direği olan öğretmenler de profesyonel bir belirsizliğin ve tükenmişliğin eşiğindedir.

Yatırımlar merkez odaklı ilerlerken, kırsal bölgelerdeki sınıf mevcutlarının kalabalıklaşması ve imkanların kısıtlı kalması, bölgedeki eğitimin niteliğini olumsuz etkilemektedir. Öğretmenlerin lojman yetersizliği ve ulaşım sorunları, öğretmenlerin bölgeden tayin istemesi ile sonuçlanmaktadır.

Resmi raporlarda travma sonrası stres bozukluğu ve öğrenme güçlüklerine dair ayrıntılı verilerin bulunmaması, stratejik bir hatadır. Görünmeyen enkaz olan psikolojik travmalar, binalar bitse dahi eğitimin niteliğini sabote etmeye devam edecektir. Tüm bu bileşenler bir araya geldiğinde, Malatya için rakamların ötesinde, insanı ve sosyal adaleti merkeze alan bütüncül bir iyileşme stratejisinin gerekliliği kaçınılmaz hale gelmektedir.

Malatya’da eğitim süreci, milyarlarca liralık betonarme yatırımlar ile konteyner kentlerde süren zorlu yaşamlar arasına sıkışmış durumdadır. Eğitim binalardan ibaret değildir. Öğrencilerin güvenli ve stabil bir sosyal çevre ihtiyacı, fiziksel altyapı kadar hayati bir öncelik olarak kabul edilmelidir.

Deprem travması yaşayan çocuklar için rehabilitasyon hizmetleri, müfredatın bir parçası haline getirilmelidir. Resmî raporlardaki veri eksikliği, acilen saha araştırmalarıyla kapatılmalıdır.

Yatırımlardaki merkez-kırsal eşitsizliği giderilmeli, öğretmenlerin bölgede kalmasını sağlayacak barınma imkanları hayata geçirilmelidir.

K.MARAŞ

6 Şubat 2023 depremleri Kahramanmaraş’ta büyük bir yıkıma yol açmış, 53 bin bina ağır ve orta hasarlı hale gelmiş, on binlerce bağımsız bölüm yok olmuştur. Eğitim alanında da tablo vahimdir: 1073 okuldan 356’sı, 10 binden fazla derslikten 1666’sı kullanılamaz hale gelmiştir. Aradan geçen süreye rağmen hâlâ 5 konteyner okulda 2186 öğrenci eğitim görmeye çalışmakta, şehir merkezinde ikili eğitim uygulaması devam etmektedir.

Yeni açılan okul ve birimler: 61 okul, 943 derslik, 8 atölye, 1 lojman (10 daireli), 1 spor salonu

Yapımı planlanan ve devam eden okul: 105 okul (1792 derslik)

Güçlendirmesi devam eden okul: 39 okul (472 derslik)

Aynı binada eğitim gören okul: Şehir merkezinde ilk ve orta okulların büyük kısmı hâlâ ikili eğitime devam ediyor.

Prefabrik ve konteyner yapılar geçici bir çözüm olarak sunulsa da kalabalık sınıflar, yetersiz donanım ve sağlıksız koşullar eğitimin niteliğini ciddi biçimde düşürmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın kalıcı ve güvenli okul inşaatlarını hızlandırmak yerine konteynerlere bel bağlaması, eğitimin hakkını değil maliyet hesabını önceleyen bir anlayışın göstergesidir.

Deprem yalnızca binaları değil, eğitime erişimdeki eşitsizlikleri de derinleştirmiştir. Kırsalda yaşayan öğrencilerin oranı %40’a çıkmıştır. Kız çocuklarının eğitime devam oranında düşüş, devamsızlık ve erken evlilikler artarken, çocuk emeğini MESEM uygulamalarıyla sömürüsü meşrulaştırılmaktadır. Ekonomik kriz ve yüksek gıda enflasyonu nedeniyle öğrencilerin aç ya da yetersiz beslenerek derse girmesi, öğrenme sürecini neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Buna rağmen her öğrenciye ücretsiz yemek programı hâlâ hayata geçirilmemiştir.

ADANA

Adana’da 2025/26 eğitim öğretim yılı itibariyle 1650 eğitim kurumu/okulda 24.746 öğretmen ve 473.650 öğrenci bulunmaktadır. Ancak rakamların büyüklüğü, kentin eğitimdeki ağır sorunlarını perdeleyememektedir. 6 Şubat 2023 depremleri Adana’yı derinden etkilemiş, okullarda ciddi hasarlar bırakmış olmasına rağmen aradan geçen sürede eğitim ortamları hâlâ belirsizlik ve plansızlık içinde sürmektedir.

Depremde hasar alan 35 okul için alınan yıkım veya güçlendirme kararları kamuoyundan gizlenmiş, kimi raporlar değiştirilerek okullar “sağlam” gösterilmiş, kimi okullarda ise hiçbir işlem yapılmadan eğitim-öğretim sürdürülmüştür. Örneğin; Şambayadı Şehit İsmet Fatih Alagöz Ortaokulu: Ağır hasarlı, yıkım kararı verilmiş. Sıtkı Kulak Ortaokulu: Yıkılmış, molozları kaldırılmış ancak yeni inşaata başlanmamıştır. Ramazan Atıl Anadolu Lisesi: Orta hasarlı, güçlendirme kararı alınmış ancak ödenek yokluğu nedeniyle atıl bırakılmıştır. Şehit Ebubekir Durmuş Ortaokulu ve Hacı Nazım Turgut İlkokulu: Orta hasarlı raporu değiştirilerek “sağlam” denilmiş, öğrenciler riskli binalarda ders görmek zorunda bırakılmıştır.

Bu tablo, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün şeffaflıktan uzak tutumunu ve kaynak yönetimindeki yetersizliklerini açıkça ortaya koymaktadır. Birçok okulda ihaleler yolsuzluk iddialarıyla iptal edilmiş, süreçler askıya alınmıştır. Dünya Bankası kredisiyle başlayan bazı projeler devam etse de kent genelinde bütüncül bir yeniden inşa planı hâlâ yoktur.

Deprem sonrası başka okullara taşınan öğrenciler dışlanmış hissetmekte, “üvey evlat” muamelesi görmektedir. İkili öğretim uygulamasıyla ders süreleri 40 dakikadan 30 dakikaya, teneffüsler 10 dakikadan 5 dakikaya düşürülmüştür. Bu durum öğrencilerin günlük 80 dakika, yılda yaklaşık 360 ders saati kayıp yaşamasına yol açmaktadır. TYT ve AYT gibi sınav sistemine endeksli bir düzende bu kayıp, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirmektedir. Maddi imkânı olan öğrenciler özel okullara yönelirken, dar gelirli ailelerin çocukları eksik derslerle eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır.

Adana’da eğitim yalnızca fiziki sorunlarla sınırlı değildir. Okullarda temizlik personeli eksikliği, güvenlik açığı, ücretsiz yemek ve temiz su desteğinin yokluğu öğrencilerin sağlıklı gelişimini engellemektedir. Çocuk yoksulluğunun OECD ülkeleri içinde en yüksek olduğu Türkiye’de, Adana’daki öğrenciler de açlık ve yetersiz beslenmeyle eğitimlerini sürdürmek zorunda bırakılmaktadır. Proje okullarında öğretmenler keyfi biçimde görevden alınmakta, sendikal tercihler ayrımcılığa yol açmakta, veliler ve öğrenciler üzerindeki baskılar artmaktadır. Tepebağ Anadolu Lisesi gibi köklü okulların kapatılarak farklı amaçlara devredilmek istenmesi, kamusal eğitim anlayışına vurulmuş açık bir darbedir.

  • Depremden etkilenen tüm okulların listeleri şeffaf biçimde açıklanmalı, ihale ve inşaat süreçleri kamu denetimine açılmalıdır.
  • İkili öğretim sonlandırılmalı, öğrencilerin kayıpları telafi edilmelidir.
  • Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek ve temiz su sağlanmalıdır.
  • Norm kadro sorunları çözülmeli, öğretmen atamaları liyakat esasına göre yapılmalıdır.
  • Cemaat ve vakıflarla yapılan protokoller iptal edilmeli, laik ve bilimsel eğitimden taviz verilmemelidir.

ŞANLIURFA

6 Şubat Depremi sonrasında 11.233 ağır-orta hasarlı yapının yıkımı tamamlanmıştır. Yetkililer yerinde dönüşüm kapsamında 2.000 hanenin yeniden yapımının sürdüğünü ve konut ihtiyacının yaklaşık yüzde 60 oranında karşılandığını ifade etmektedir. Ancak bu veriler, deprem sonrası yaşanan büyük yıkımın hâlâ tam anlamıyla telafi edilmediğini, binlerce hanenin barınma sorunuyla karşı karşıya olduğunu gizleyememektedir.

Eğitim altyapısında da kimi adımlar atıldığı belirtilmektedir. Depremde hasar gören okulların bir kısmı yıkılıp yeniden yapılırken, bu eğitim-öğretim dönemine 71 yeni okulun yetiştiği ve derslik sayısında yüzde 11 artış sağlandığı duyurulmuştur. Buna rağmen il genelinde hasarlı okulların yerine 140 okul yapılacağı söylenmiş, ancak 2025 sonu itibarıyla yalnızca 84’ünün tamamlanacağı belirtilmiştir. Bu tablo, planlanan okulların ancak yüzde 50’sinin hayata geçirilebildiğini göstermektedir.

Tüm bu resmî açıklamalara karşın eğitimde manzara hâlâ kritiktir. Çok kalabalık sınıflar, ikili eğitim uygulamaları, ciddi öğretmen açığı, mevsimlik çocuk işçiliği ve okul temizliği sorunları öne çıkmaktadır. Öğretmen açığının 12 bin bandına çıkması sınıf mevcutlarını artırmakta, eğitimin niteliğini düşürmektedir. Aynı şekilde okullarda temizlik personeli ve malzemesi eksikliğinin sürmesi nedeniyle hijyen koşulları birçok kurumda standartların çok altında kalmaktadır.

Dolayısıyla yeni okul binalarının tamamlanması tek başına yeterli değildir. Eşzamanlı olarak acil öğretmen atamaları yapılmadığı, temizlik ve bakım bütçeleri artırılmadığı, kalabalık sınıfları azaltacak planlı yerleştirmeler hayata geçirilmediği sürece fiziki iyileşmelerin eğitim hakkına yansıması son derece sınırlı kalacaktır.

OSMANİYE

Osmaniye’de depremle birlikte 29’u Millî Eğitim Bakanlığı personeli, 23’ü öğrenci, 9’u sağlık personeli olmak üzere yüzlerce yurttaşımızı yitirdik; binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Ancak bu ağır tabloya rağmen aradan geçen 32 ayda eğitim alanında ve şehir yaşamında kalıcı çözümler üretilmedi. Raporlarda “öğretmen ihtiyacının bulunmadığı, okulların açıldığı, internet sorununun giderildiği” gibi ifadeler yer alsa da gerçekte öğretmen ve öğrencilerin barınma sorunları hâlâ konteynerlerle geçiştirilmektedir. Psikososyal destek hizmetleri sınırlı kalmış, kırsal bölgelerde internet ve ulaşım gibi altyapı eksiklikleri devam etmektedir. Eğitim emekçilerinin yaşadığı barınma ve çalışma zorlukları “kısmen çözüldü” denilerek göz ardı edilmekte, konteyner yaşamı kalıcılaştırılmaktadır.

Kent genelinde tablo farklı değildir. Yıkımlar ve TOKİ inşaatları sürerken halkın katılımı olmadan yürütülen projeler Osmaniye’yi toz, gürültü ve düzensiz bir kentleşme sürecine mahkûm etmiştir. Bahçe ve Hasanbeyli ilçelerinde hâlâ yıkımlar devam etmekte, trafik ve temiz suya erişim gibi temel sorunlar çözülememektedir. Depremin üzerinden 32 ay geçmiş, yüzlerce can kaybedilmiş, binin üzerinde yurttaş toprağa verilmiş olmasına karşın Osmaniye’de kalıcı konutlar ve güvenli okullar inşa edilememiştir.

KİLİS

Deprem öncesi 210 okul bulunan Kilis’te, 36 okul orta ve ağır hasarlı olarak yıkılmış, bunların yerine yalnızca 18 yeni okul yapılabilmiş, 12 okulda ise güçlendirme çalışması gerçekleştirilmiştir. Buna rağmen konteyner okulların sayısı ve birleştirilmiş sınıfların durumu hakkında kamuoyuna herhangi bir net veri paylaşılmamıştır. Oysa deprem sonrası yapılan yeniden inşa ve güçlendirme çalışmalarıyla derslik sayısının yüzde 18 artacağı öngörülmesine rağmen, çocukların hangi koşullarda eğitim aldığı konusunda şeffaflık sağlanmamaktadır. Konteyner okullarda ve birleştirilmiş sınıflarda eğitim gören öğrenciler görmezden gelinmekte, kamu otoriteleri başarı hikâyesi yaratmakla meşgul olmaktadır. Bu yaklaşım, kamusal ve bilimsel eğitimin planlı bir biçimde yeniden inşası yerine, eksikleri perdeleyen göstermelik bir anlayışın ürünü olmuştur.

Kilis’te toplam 3.022 yapı hasar görmüş, bunların 1.365’i konut olarak kayda geçmiştir. 457 bina yıkılmış, 151’i “acil yıkılacak” listesine alınmış, 1.926’sı ağır, 488’i orta hasarlı olarak raporlanmıştır. Yıkım ve enkaz kaldırma oranının yüzde 97’ye ulaştığı belirtilse de en kritik sorun güvensiz ve kontrolsüz yıkımlar olmuştur. Ağır hasarlı binaların peyderpey yıkıldığı açıklanırken toplam resmî sayı paylaşılmamış, süreç şeffaflıktan uzak yürütülmüştür. Halkın barınma hakkı temel bir ihtiyaç olmasına rağmen Kilis’te kalıcı ve güvenli konut üretimi yerine enkaz kaldırma hızına odaklanılmıştır. Bu yaklaşım, bölge halkının güvenliğini ve geleceğini ikinci plana iten, kaynakların plansız ve adaletsiz kullanımını açıkça ortaya koymaktadır.

DİYARBAKIR

6 Şubat depremleri sonrasında Diyarbakır’da kentsel dönüşüm kapsamında 14 etapta 10 bini aşkın konut planlanmış, bu ay sonuna kadar toplamda 10.556 konutun hak sahiplerine teslim edileceği ifade edilmiştir. Özellikle Bağlar ilçesinde bulunan ve şehir merkezine 15 kilometre uzaklıkta yer alan Oğlaklı bölgesi öne çıkan merkezlerden biri olmuş, ancak konutların dağıtımı konusunda şeffaflık sağlanmamıştır. Kiracılar ve hak sahibi olmayan yurttaşlar barınma hakkından dışlanmış, yeni konutlara geçişte kira ve taşınma desteği yetersiz kalmıştır. Oğlaklı bölgesinde yapılan konutlarda yaşayan yurttaşlar ulaşım ve altyapı gibi konularda ciddi problemler yaşamaktadır.

Tek geçici barınma alanı olan Kayapınar Konteyner Kenti’nde bu yılın yaz aylarında tahliye süreci başlatılmış, alanda 619 konteynerde 155 aile kalmasına rağmen elektrik ve su kesintisi uyarılarıyla zorla çıkış dayatılmıştır. Konteynerlerde yaşam koşulları uzun süre boyunca yetersiz kalmış, yazın aşırı sıcağında elektriksiz kalınması depremzedeleri ikinci bir mağduriyetle karşı karşıya bırakmıştır. Konut teslimleri hızlansa da konteyner kentlerde kalan ailelerin taşınma ve yeni hayata uyum süreci için ciddi bir sosyal destek mekanizması oluşturulmamıştır.

Eğitim alanında Diyarbakır’da depremde hasar gören 20 okul yıkılmış, bu okulların yerine ve kalıcı konutların inşa edildiği bölgelerde 1.190 derslikli 70 okul tamamlanmış, 1.259 derslikli 70 okulun inşası ise devam etmektedir. Bu projelerin tamamlanmasıyla derslik kapasitesinin yüzde 15–17 oranında artacağı ifade edilse de sahadaki ilerleme hızı ve tamamlanma tarihleri belirsizdir. 467.725 öğrenci ve 24.865 öğretmenin görev yaptığı kentte merkez ile kırsal arasındaki eşitsizlik sürmekte, öğrenciler konut taşınmalarıyla birlikte ulaşım ve devamsızlık sorunları yaşamaktadır.

GAZİANTEP

Gaziantep’in İslâhiye ve Nurdağı ilçelerinde kalıcı konutların bir kısmı teslim edilmiş olsa da altyapı ve ulaşım sorunları çözülememiştir. İslâhiye’de bugüne kadar yaklaşık 6.300 konutun yüzde 80’i teslim edilmiş, ancak dönüşüm bekleyen riskli binalar halk için tehdit olmaya devam etmektedir. Nurdağı’nda ise hâlen 300 hane konteynerlerde yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Bu tablo, hızlı konut teslimatlarıyla övünen ekonomi politikalarının uzun vadeli sosyal planlama ve adil kaynak dağılımını ihmal ettiğini göstermektedir.

Eğitim alanında da sorunlar derindir. Nurdağı’nda hâlen 5 konteyner okul eğitim verirken, İslâhiye’de birleştirilmiş sınıflar, ücretli öğretmenlerin yoğunluğu ve kadro yetersizliği devam etmektedir. Gaziantep merkez ve diğer ilçelerde ise yıkılan okulların yerine yenileri yapılmadığı için öğrenciler ikili eğitim yapmak zorunda kalmaktadır. Geçici ve güvencesiz istihdam politikalarıyla düşük ücretle çalıştırılan öğretmenler ve destek personeli, kamusal eğitimin ne kadar geri plana itildiğinin somut göstergesidir. Bu nedenle kamu kaynaklarının ayrıcalıklı projelere değil, halkın barınma, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet ihtiyaçlarına yöneltilmesi hayati önem taşımaktadır.

ELÂZIĞ

6 Şubat depremleri Elâzığ’ı çevre illere göre daha sınırlı etkilemiş olsa da 2020 depreminden yorgun çıkan yapı stoku nedeniyle kentte ciddi sorunlar yaşanmıştır. Kentsel dönüşüm çalışmalarının yüzde 70’inin tamamlandığı açıklanmış, 2025 Ocak itibarıyla 27.716 konutun teslim edildiği, 11.336 konutun ise yapım aşamasında olduğu duyurulmuştur. Ancak teslim edilen konutlarda altyapı sorunları sürmekte, konteyner kentler ancak bu ayın başında tamamen boşaltılabilmiştir. Bu süreç, dar gelirli yurttaşlar açısından barınma hakkının güvence altına alınmadığını göstermektedir.

Deprem sonrası Elâzığ’da 8 okulun yeniden inşası sürmektedir. Resmî açıklamalarda “40’tan fazla yeni okul” ve “yaklaşık 400 dersliğin 2 yıl içinde devreye gireceği” belirtilmiştir. 2025 başında 7 okul eğitime başlamış, 14 okulda (260 derslik) yapım devam etmektedir. Ancak sahadaki ilerleme ile açıklanan veriler arasındaki farklılık, sürecin şeffaf yürütülmediğini göstermektedir. Bugün Elâzığ’da 647 okul ve kurum, 5.960 derslik, 9.041 öğretmen ve 110.381 öğrenci bulunmaktadır. Rakamlar derslik başına ortalama 18,5 öğrenci gibi makul bir görünüm verse de özellikle kırsal bölgelerde sınıflar kalabalık, ulaşım ve taşımalı eğitim sorunları belirgindir. Rehber öğretmen ve psikososyal destek hizmetleri ise deprem sonrası ihtiyaçlara kıyasla oldukça yetersizdir.

Elâzığ’da eğitime ilişkin projeler rakamsal olarak umut verici gösterilse de sahadaki tablo bu iyimserliği doğrulamamaktadır. Konut teslimlerinin gecikmesi, okulların inşaatlarının uzaması, ihalelerin ve ödeneklerin belirsizliği eğitim hakkını zedelemektedir. Konteyner kentlerin hızla kapatılması, ailelerin yeni barınma alanlarına taşınmasını zorunlu kılarken öğrenciler için okul değişiklikleri ve ulaşım maliyetleri gibi yeni eşitsizlikler yaratmıştır. Öğrencilerin yaşadığı psikolojik travmalar ve öğretmenlerin barınma ve çalışma koşulları ise göz ardı edilmektedir. 

FİZİKİ YAPI VE BARINMA SORUNLARI 

Depremin üzerinden geçen üç yıl sonunda, “geçici” olarak planlanan barınma alanlarının denetimsiz gettolara dönüşmesi, bölgedeki en ciddi sosyal risklerden birini oluşturmaktadır. Konteyner kentlerdeki ortak alanların asayiş ve güvenlik denetiminden uzak kalması; madde bağımlılığı, şiddet vakaları ve çocuk güvenliği risklerini beraberinde getirmiş; bu alanlar çocuklar için güvenli oyun ve sosyalleşme bölgeleri olmaktan çıkmıştır.

Eylül 2025 sonrası hızlanan kalıcı konut teslimlerinde yaşamın sürekliliği göz ardı edilmektedir. Yol, su ve internet gibi temel altyapı hizmetlerinin konutlarla eş zamanlı tamamlanmaması ve okul inşaatlarının konut projelerinin çok gerisinde kalması, yeni taşınan aileleri imkânsız tercihlere zorlamaktadır.

Aileler, yeni evlerine geçseler dahi çocuklarını kilometrelerce uzaktaki konteyner okullara göndermek zorunda kalmakta; bu durum hem yüksek servis maliyetleri nedeniyle ekonomik bir yük yaratmakta hem de ulaşım zorluğu nedeniyle çocukların eğitimden kopmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, fiziksel mekanların teslimi bir çözüm sunmamakta; altyapısız yerleşim ve denetimsiz barınma alanları, depremzede öğrencilerin eğitim hakkını fiilen engellemeye devam etmektedir.

EĞİTİMİN DURUMU VE ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI

6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde, özellikle ilkokul kademesinde “öğrenme yoksulluğunun” derinleştiğini gözlenmektedir. Deprem döneminde eğitime başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerileri, Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisindedir.

Deprem döneminde ilkokula başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerilerinde Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisinde kalması, bir neslin temel becerilerden yoksun kalma riskini kanıtlamaktadır. Bu akademik yıkım, özel gereksinimli öğrenciler (otizm, bedensel engel vb.) için çok daha ağır seyretmektedir; rehabilitasyon süreçlerinin durma noktasına gelmesi ve bölgedeki Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) kapasitesinin yetersizliği, bu çocukların gelişimsel gerileme yaşayarak eğitim sisteminden tamamen kopmasına neden olmaktadır.

Bu tabloya ek olarak, çevresel yıkımın fiziksel etkileri de bölgede kronik bir halk sağlığı sorununa evrilmiştir. Okul bahçelerine komşu moloz döküm sahaları ve kontrolsüz yıkımlardan kaynaklanan asbest sorunu, çocuklarda artan astım, bronşit ve ağır alerjik reaksiyon vakalarıyla birleşerek 2025/26 eğitim döneminde devamsızlık oranlarını tetikleyen en temel faktör haline gelmiştir.

Sağlık sorunları nedeniyle okuldan uzak kalan öğrenciler için eğitim hakkı erişilemez bir hal alırken, bölgedeki okullar çocuklar için güvenli bir gelişim alanı olmaktan çıkıp hastalık riski taşıyan mekanlar algısına dönüşmüştür.

EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN DURUMU 

Deprem bölgesinde barınma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik somut adımların atılmaması, bölgedeki eğitim sistemini ciddi bir nitelikli iş gücü kaybıyla karşı karşıya bırakmıştır. Deneyimli öğretmen kadrosu, konteynerlerde sürdürülen niteliksiz yaşam koşulları ve sosyal olanakların yokluğu nedeniyle tayin haklarını kullanarak bölgeden ayrılmaktadır. Bu kitlesel gidiş, okulların büyük oranda mesleğe yeni başlayan aday öğretmenlerle veya güvencesiz istihdam edilen ücretli öğretmenlerle idare edilmesine neden olmaktadır.

Okulun kültürel sürekliliğini sağlayan, öğrenci ve veli profiline hâkim olan tecrübeli eğitimcilerin kaybı, kurumların kurumsal hafızasını yok etmektedir. Bu durum, eğitimde niteliği düşürmekle kalmayıp, okulları sadece ders anlatılan mekanlara indirgemekte; pedagojik rehberlik ve kurumsal sahiplenme duygusunu zayıflatmaktadır.

Eğitim emekçilerinin yaşadığı bu kriz, ekonomik ve psikolojik bir “tükenmişlik sendromu” ile derinleşmektedir. Mevcut yüksek enflasyonist ortamda, deprem bölgesindeki zorlu çalışma koşulları için ödenen tazminatların sembolik ve komik rakamlarda kalması, öğretmenlerin emeğinin değersizleştirilmesine yol açmıştır. Üç yıldır konteyner yaşamının bir “norm” olarak eğitimcilere dayatılması, insanca yaşam hakkının ihlali boyutuna ulaşmıştır.

GENEL DEĞERLENDİRME

Depremle birlikte eğitim hakkına ulaşımdaki eşitsizlikler giderek derinleşmiştir. Bu süreçte deprem öncesine göre yüz binlerce çocuk eğitim dışında kalmış, devamsızlık oranları yükselmiştir. Konteynerlerde ders gören öğrenciler ciddi akademik kayıplar yaşamaktadır.

Kamusal eğitim politikası terk edilmiştir. Bağış adı altında alınan kayıt ücretleri, geçici istihdam modelleri ve konteyner okullarda kalıcılaştırılan eğitim uygulamaları, iktidarın kamusal eğitimin gereğini yerine getirmediğini göstermektedir. Elektrik, su ve internet kesintileri yaygın biçimde devam etmektedir. Rant ve talan politikaları mülkiyet hakkını gasp etmektedir. Acele kamulaştırmalar, rezerv alan ilanları ve TOKİ eliyle yürütülen projeler açıkça halkın mülkünü gasp etmektedir. Özellikle Hatay’da demografinin değiştirilmesine yönelik politikalar yürütüldüğüne ilişkin ciddi kaygılar bulunmaktadır.

İnşaat alanları ve inşaat malzemeleri taşıyan kamyonların geçtiği güzergâhlarda gerekli tedbirler alınmadığı için öğrenci ve eğitim emekçilerinin yaşamına yönelik ciddi tehditler söz konusudur. Kontrolsüz yıkım, enkaz kaldırma ve inşaat faaliyetleri nedeniyle hava kirliliği ciddi bir soruna dönüşmüştür. Toz, asbest ve diğer zararlı partiküller öğrenciler ve eğitim emekçileri başta olmak üzere tüm yurttaşların solunum yolu hastalıklarını artırmakta, kronik rahatsızlıkları tetiklemektedir.

Deprem bölgelerindeki üniversiteler, fiziki yıkım ve altyapı sorunlarının yanı sıra barınma ve ulaşım krizi nedeniyle eğitim-öğretimi sağlıklı biçimde sürdürememektedir. Üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı hâlâ yurt yetersizliği nedeniyle konteynerlerde, akrabalarının yanında ya da yüksek kiralarla güvencesiz koşullarda barınmak zorunda kalmaktadır. Derslik ve laboratuvarların hasarlı olması akademik faaliyetleri kısıtlarken, öğretim elemanlarının barınma ve geçim sorunları nitelikli eğitim üretimini zayıflatmaktadır.

TALEPLERİMİZ

  • Konteyner okullar kademeli olarak kapatılmalı, yerlerine depreme dayanıklı, altyapısı tamamlanmış, ihtiyaca uygun sayıda ve donanımda kalıcı okul binaları yapılmalıdır.
  • Tüm kademelerde her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek, temiz içme suyu, kırtasiye, dijital erişim ve ulaşım desteği sağlanmalıdır.
  • Öğrenciler ve eğitim emekçileri için psikososyal destek ve rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.
  • Tüm eğitim emekçileri için kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalı; TYP ve diğer geçici istihdam modelleri yerine kadrolu temizlik ve destek personeli istihdam edilmelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi uygulanmalı, iş sağlığı ve güvenliği eksiksiz sağlanmalıdır.
  • Norm kadro adaleti sağlanmalı, branş dışı görevlendirmelere son verilmelidir. Barınma sorunu yaşayan eğitim emekçileri için lojman ve kira desteği hayata geçirilmelidir.
  • MESEM uygulamalarına ve çocuk emeği sömürüsüne son verilmelidir.
  • Çocukların mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılmasına derhal son verilmelidir. Ancak bu sorun devam ettiği sürece bu çocukların eğitim hakkı güvence altına alınmalı; göç ettikleri bölgelerde telafi eğitim programları uygulanmalı, gezici öğretmenlik ve mobil okul uygulamaları hayata geçirilmeli, ücretsiz ulaşım, barınma ve sosyal destek sağlanarak eğitimden kopmaları önlenmelidir.
  • Kamu kaynaklarının kullanımında devlet okulları önceliklendirilmelidir. Özel okullara verilen teşvikler ve kamu protokolleri durdurulmalı; bu kaynaklar kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim için devlet okullarına aktarılmalıdır.
  • Millî Eğitim Bakanlığı’nın cemaat, dernek ve vakıflarla yaptığı bütün protokoller iptal edilmelidir.
  • Kamu harcamalarında şeffaflık, toplumsal denetim ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır.
  • Acele kamulaştırma ve rezerv alan uygulamaları derhal durdurulmalı; okul ve şantiye çevrelerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemleri eksiksiz olarak alınmalıdır.
  • Başta deprem bölgeleri olmak üzere ülke genelinde halkın insanca yaşanabilir, güvenli ve sağlıklı barınma hakkı güvence altına alınmalıdır.

SONUÇ 

Deprem bölgelerindeki eğitim tablosu, yalnızca bir doğal afetin yıkımı değildir; siyasi tercihlerle derinleştirilen bir eşitsizlik rejiminin sonucudur. Çocuklar konteyner sınıflara, okullarımız şantiye koridorlarına sıkıştırılırken; kamu kaynakları rant odaklı projelere akıtılmış, “acele kamulaştırma” ve rezerv alan uygulamalarıyla yurttaşların mülkiyet ve barınma hakkı aşınmıştır. Üç yılın sonunda hâlâ ikili öğretim, kalabalık sınıflar, hijyen ve personel eksikliği, öğretmen güvencesizliği konuşuluyorsa, sorun “imkânsızlık” değil, siyasi irade eksikliğidir.

Eğitim Sen olarak açıkça söylüyoruz: Kamusal eğitimin gereği olarak her öğrenci için ücretsiz bir öğün yemek, her okul için güvenli ve şeffaf altyapı, her öğretmen için güvenceli istihdam derhal sağlanmalıdır. Bu ülkenin çocuklarını konteynerlere, geleceğini şantiyelere mahkûm etmeyeceğiz. Bugün atılmayan her adım, yarın telafisi mümkün olmayan ağır sonuçlar yaratacaktır.

Eğitim Sen, emekçilerin ve halkın yanında, kamunun yararı ve toplumsal adalet için bu sürecin takipçisi ve örgütleyicisi olmaya devam edecektir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu