Türkiye’de laiklik ilkesinin ilk kez 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasa’da yer alması nedeniyle, her yıl 5 Şubat tarihi “Laiklik Günü” olarak kabul edilmiştir. Laiklik, dini kuralların devlet yönetimi dışında tutulması, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olarak yönetilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Son yıllarda eğitimden sağlığa, bilimden hukuka kadar birçok alanda laiklik ilkesine aykırılık taşıyan çok sayıda açıklama ve uygulama hayata geçirilmiş, devlet yönetiminden eğitim sistemine kadar pek çok alanda dini kurallara ve dini değerlere dayanan bir yönetim anlayışı benimsenmiştir. Gerek devlet yönetiminde gerekse eğitim alanında laiklik ilkesinin göz ardı edilmesinin eğitim sisteminde ve toplumsal yaşamda yarattığı ağır tahribat bütün açıklığıyla ortadadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç gün önce Diyanet Akademisi mezuniyet töreninde adliye koridorlarında şeriat sloganları atan ve mitinglerde hilafet bayrağı açanlara sahip çıkarak “Farklı maskeler altında şeriat düşmanlığı var. İslam’ın hayata dair kurallarının bütününü temsil eden şeriata düşmanlık esasında dinin bizatihi kendisine husumettir. Dinin emirlerine dil uzatmak başka bir konudur” ifadelerinin Anayasa’da yer alan laiklik ilkesine temelden aykırılık taşıdığı açıktır. Devletin bütün kurumları ve devlet yönetiminde yer alan herkes temel ilkelerden birisi olan laiklik ilkesine bağlı kalmalı, laikliğe aykırılık teşkil edecek her türlü tutum, davranış ve söylemlerden uzak durmalıdır.
Ülke yönetiminde dinsel inanç ve kuralların belirleyici olmaması, yönetimin bütün kademelerinin dinsel kural ve öğretilerden bağımsız biçimde oluşturulması laik bir düzen için olmazsa olmazdır. 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasal ilke olarak güvence altına alınan laiklik ilkesi, din, vicdan ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınmasının yanı sıra aklın, bilimin, hukukun üstünlüğünün esas alındığı eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir yaşam biçiminin de temelidir.
Laiklik; dinsel etkinliklerin, devlet ve ekonomik yaşamdan ayrı olarak ele alınmasını, devletin dinsel esaslara ve güce dayanmamasını, gücünü doğrudan doğruya halktan almasını öngören önemli bir kavramdır. Laik bir devlet, bireylerin bir dine sahip olma ya da dini ihtiyaçlarını tatmin etmedeki tavır, davranış ve eylemlerinde mutlak anlamda özgür olduğunu kabul etmek, hiçbir dine ya da mezhebe ayrıcalık tanımamak zorundadır. Bu anlamda laiklik din düşmanlığı değil, aksine bütün inançların eşit koşullarda yaşamasının sigortasıdır. Dolayısıyla laik bir ülkede devlet, bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmak, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak ve davranmak zorundadır.
Eğitim Sen olarak, 5 Şubat laiklik gününü kutluyor, “laik eğitim, laik yaşam” mücadelesinin eğitimin ve toplumsal yaşamın her alanında yaşam bulması için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.











