2005 Yılı 25 Kasım Basın Açıklaması

17

25 Kasım 1960 yılında, Dominik Cumhuriyetinde Trujillo Diktatörlüğünün hüküm sürdüğü bir dönemde, işkenceyle öldürülen üç kız kardeşin (Minerva, Maria Teresa ve Patria Mirabel) trajedisi 25 Kasım`ın uluslar arası mücadele günü haline gelmesine kaynaklık etti. İlan edildiği 1981 yılından bu yana, 25 Kasım kadınların her tür şiddete karşı verdiği uzun bir mücadelenin sembolü olmuştur.

Bugün 25 Kasım, dünyanın her yerinde sendikalar ve demokratik kitle örgütleri tarafından kadına yönelik her tür şiddetin kınandığı bir gün haline dönüşmüştür. Çünkü 1960 yılında yaşananlar nasıl ilk değilse son da olmadı.

Güçlü bir ataerkil toplumsal yapıya sahip olan ülkemizde, kadına yönelik şiddet, toplumdaki diğer şiddet ve tahakküm biçimleriyle iç içe geçerek her geçen gün kendini yeniden üretiyor. Geçmişten gelen ‘geleneksel` şiddet biçimlerinin yanı sıra duygusal, fiziksel, ekonomik, sosyal ve siyasal şiddet biçimleriyle her geçen gün daha da güçleniyor. Kadın hem piyasa mekanizmaları içerisinde hem de ev içi emeği ile iki ayrı kategoride sömürülmeye davam ediyor.

Ailede, eğitim kurumlarında ve bir bütün olarak toplumun tüm birimlerinde yükselen şiddet dalgası artık kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Son dönemde ülkemizde yaşanan çatışmalara paralel olarak yükselen ırkçı dalga, ülkemiz tarihinde hiç görülmemiş düzeyde sokaklarda linç girişimleriyle yeni bir sendromun emarelerini vermektedir.

Küresel kapitalizmin dayattığı kamunun tasfiyesine yönelik politikalar, tarım ve özelleştirme politikaları, üretimin parçalanması, kadın istihdamını doğrudan etkiliyor. Milyonlarca kadının sosyal refahı gündem dışına itilmiş,  kayıt dışı sektörde çalışmak zorunda bırakılmıştır. Yine ani ve kitlesel göçün yol açtığı, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, fuhuş, uyuşturucu kullanımı gibi pek çok sorun giderilmemiş, yeni gerilimler için de bir potansiyel oluşturmaktadır. Kadın intiharlarının, ticaretinin son yıllarda tırmanması, yine kadının fuhuş`a yöneliminin artması bu gelişmelerden bağımsız değildir elbette.

Yoksulluğa bağlı gelişen toplumsal şiddet aynı zamanda aile içi şiddeti de tırmandırıyor. Her gün gazete manşetlerinde cinnet geçirerek değişik şiddet biçimlerini uygulayan, eşlerini öldüren insanların haberlerine rastlamak mümkün. Töre ve namus cinayetlerinde ölen kadın sayısı son yıllarda artmış ve 2000-2004 döneminde toplam 54`e ulaşmıştır. Bu rakamlar ancak buzdağının görünen yüzüdür

Yapılan araştırmalar göre ülkemizde kadınların; yüzde 100`ünün psikolojik şiddette, yüzde 75`inin sözel şiddette, yüzde 58`inin fiziksel şiddette, yüzde 73`ünün ekonomik şiddette, yüzde 49`unun cinsel şiddette, yüzde 17`sinin enseste, yüzde 14`ünün ise tecavüze uğradığı tespit edilmiştir. Bu oran Türkiye`yi dünyada en fazla kadının şiddete uğradığı ülkelerden birisi yapmaktadır.

Aile içi şiddetin bu kadar yoğun olmasına rağmen, can güvenlikleri ciddi tehlike altında olan kadınların gidebilecekleri hiçbir kurum ya da yol bulunmamaktadır.

Öte yandan toplumsal ve politik etkinliklere katılmaları kadınların devlet kaynaklı güç kullanımının mağduru haline getirmektedir. Toplumsal yaşamda ve gözaltında cinsel taciz ve tecavüze uğrayan kadınlar, aile ve sosyal çevrelerince de dışlanabilmekte, bu nedenle çok yönlü bir baskı ve tecrit durumu yaşayabilmektedirler.

Ülkemizde toplumun şiddetten arındırılması, toplumsal barışın sağlanması için her tür ayrımcılığın önlenmesi, toplumsal sorunlara yönelik demokratik çözümü esas alan politikaların geliştirilmesi; eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere kamusal hizmetlere, kültürel ve çevresel kaynaklara bütçeden aktarılan payın arttırılması gerekmektedir.

TALEPLERİMİZ

Ek ders ücretlerinin arttırılması için,

En az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde kreşlerin açılması için,

Emzirme koşullarının düzenlenmesi için,

Doğum yardımının temel ücret tutarında ödenmesi için,

Cinsel tacize yönelik koruyucu tedbirlerin alınması için,

Çalışma yaşamında eşitlik, iş güvencesi ve sosyal güvence; terfi ve atamalarda cinsiyet eşitliği sağlanması için,

Sözleşmeli istihdam biçimine son verilmesi ve sözleşmeli personelin  “kadroya” alınması için,             MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ!

YASAL DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN TALEPLERİMİZ

Ocak 1998`de yürürlüğe girmiş bulunan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun`un uygulanmasında önemli görevleri olan kolluk kuvvetleri, bu görevleri yerine getirmekten hala uzaktır.

Kadına yönelik şiddet eylemlerinin tümünün suç kabul edilerek gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, mahkeme reformu, kamu hizmeti ve yasal hizmet veren personelin bu konularda eğitilmesi, medyanın bu konuda duyarlılığın artırılması gerekmektedir.

Türkiye`nin hala bir “kadına yönelik şiddetle mücadele ulusal eylem planı” yoktur.

İhtiyaç duyulan zihniyet değişikliğini yaratmayı ve ülkede kadından yana bir ortam oluşturmayı da içerecek bir Ulusal Eylem Planı`nın hazırlanması ve uygulanmasına ciddi ihtiyaç duyulmaktadır. Demokratik yaşamın okuldan ve aileden başlayarak toplumsal yaşamda hakim kılınması için gerekli hukuksal değişimin yapılması gerekmektedir. Cinsler arası eşitlik bilincini yerleştirmek için, devletin tüm toplum yaşamında cinsler arası eşitliği gözeten ve bunu sağlamak için gereken alanlarda geçici özel önlemler alan bir politika geliştirmesi ve toplumu bu doğrultuda yönlendirmesi, görsel ve yazılı medyanın şiddet içeren yayınlarına yönelik kontrol mekanizmaları geliştirmesi, basın ve medyada toplumsal şiddete özendirecek her türlü yaklaşımın(ırkçılık, savaş, mafya, aşiret vb.) kaldırılmasına yönelik yasal önlemler alması gerekmektedir.

Yeni Medeni Yasa`nın getirdiği eşitlikçi düzenlemeler, ayrımcılığın yaşamın her alanında ortadan kaldırılması için yeterli değildir.

Anayasa`nın 10. Maddesi, “Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için geçici özel tedbirler dahil gerekli tüm önlemleri alır” ibaresi eklenerek değiştirilmelidir.

Türkiye`nin hala bir “eşitlik çerçeve yasası” yoktur. Parlamento bünyesinde oluşması gereken “Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu” oluşturulmamaktadır.

Eşitlik Çerçeve Yasası çıkarılmalı ve Millet Meclisi bünyesinde bir Eşitlik İzleme Komisyonu kurulmalıdır. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Teşkilat Yasası çıkarılmalıdır.

Yasa koyucu ve uygulayıcılar, çok dar bir tanımla açıkça kadın hakkı olduğunu düşündükleri yasa değişiklikleri dışında, örneğin kamu yönetimi reformu kanunu, yerel yönetimler kanunu gibi kanunların yapım sürecinde, kadın kuruluşlarının görüş ve önerilerine başvurmamaktadırlar.

Sosyal güvenlik konusunda, ayırımcı uygulamaların kaldırılmasını sağlayacak düzenlemeler gerçekleştirilmeli; İş Kanunu, kadın-erkek eşitliği yönünde düzenlenmelidir.

 Gizli işsiz, ücretsiz aile işçisi konumunda, sosyal güvenceden yoksun olan ev kadınları, tarımda çalışan kadınların emeğinin görünür kılınmasına yönelik ve kadın emeğinin ikincil ve geçici emek olarak görülmesini engelleyecek politikalar geliştirilmeli; cinsiyetçi işbölümüne hizmet eden tüm yasal düzenlemeler kaldırılmalı; kayıt dışı sektörlerde uygulanan yeni emek kullanımına ilişkin koruyucu yasalar çıkarılmalı; çalışanların örgütlenmeleri önündeki yasal engeller kaldırılmalıdır.

Şiddete uğrayan kadınları koruyucu devlet politikaları ve eylem planı üretilmeyerek, sığınma-evleri vb destekler komik düzeyde bırakılarak, yasanın caydırıcı etkisi de azaltılmaktadır. Kadın Hareketlerinin, merkezi ve yerel yönetimlerin mağduriyete uğramış kadınlara sunduğu hizmetler yok denecek kadar azdır.

Namus cinayetleri Türk Ceza Kanunu Mad. 82`de nitelikli insan öldürme olarak sınıflandırılmalıdır. Toplumda yaşamın her alanında hak ihlallerine uğrayan, toplumsal şiddeti farklı boyutlarıyla yaşayan dezavantajlı kesimlerin korunmasına yönelik gerekli pozitif destek ve eylem programları geliştirilmeli; göç mağduru kadın ve çocukların adaptasyon sorunlarına yönelik sosyal, kültürel, eğitim faaliyetleri organize edilmeli ve psikolojik sorunlarının çözümüne yönelik rehabilitasyon merkezleri kurulmalıdır. Merkezi Hükümet, Kadın Sığınakları ve Toplum Merkezleri kurma ve işletme sorumluluğu ile bu yerlere yeterli bütçe ayırarak ve denetleyerek görevine devam etmelidir. Yerel yönetimlere de bölgelerinde Merkezi Hükümet`in temel işletim ilkeleri ve denetim mekanizmalarına tabi olmak kaydı ile yeni Kadın Sığınakları ile Toplum Merkezleri açma, işletme hak ve sorumluluğu verilmelidir. Bu konularda STK`larla (Sivil Toplum Kuruluşları)  işbirliğine gidilmelidir.

Yeni Medeni Kanun`daki yasal mal rejimi Yasa`nın yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan evliliklere uygulanamamaktadır.

Türk Medeni Kanunu Yürürlük Yasası 10.   Maddesinin,     Anayasa`ya aykırılığı sebebiyle;  “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi”,  Yeni Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği,  1 Ocak 2002 tarihinden önceki dönemi de kapsayacak şekilde değiştirilmelidir.

Ülkemizde, eğitimde kadın erkek eşitliği sağlanamamıştır. 2000 yılı itibariyle kadınların %19,4`ü okuryazar değildir. Eğitimde kadınların aleyhine işleyen cinsiyet ayırımcılığı gerek Pekin+5, gerek CEDAW`ın ilgili 4. ve 10. maddeleri, gerekse 2.ve 3. Birleştirilmiş Ülke Raporu`nda yapılan taahhütlere rağmen halen sürmektedir.

Türkiye`de tüm kadın ve kız çocuklarının okullaşması, okuryazar hale gelebilmesi için; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı yönetici ve eğitimcilerimiz STK`lar (Sivil Toplum Kuruluşları) ile birlikte daha çok projeler geliştirip tatbik edilmeli, bütçede eğitime ayrılan pay arttırılmalı ve hedefe ulaşıncaya kadar bu bütçe her yıl sağlanmalıdır.

Devlet hizmet içi eğitimleri yeterli düzeyde yapmamakta, program geliştirdiği durumlarda da yaygın bir eğitim uygulaması gerçekleştirmemekte, ilgili personeli yetiştiren meslek okullarının eğitim müfredatlarında bu eğitim ihtiyaçlarını dikkate almamaktadır.

Sosyal amaçlı ve kadınlara işgücü yaratacak projelere yeterli bütçe ayrılmalı, öncelik verilmeli ve uygulamaya konulmalıdır. Kadın erkek eşitliği politikaları ve diğer sosyal politikalara yeterli kaynak ayrılmalıdır. Aile mahkemeleri ihtiyaca cevap verecek donanıma kavuşturulmalıdır.

İşyerinde taciz “İş Yasası” tarafından tanımlanarak gerekli önlemler alınmalıdır.

Uluslararası anlaşmaların ulusal düzeyde benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir.

4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 7 yıldır yürürlükte olmasına rağmen, yaygınlaşamamıştır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu