2004 Yılı 25 Kasım Basın Açıklaması

15

Kadına karşı şiddet dünyada en yaygın olan ancak yasal olarak en az tanımlanan insan hakları sorunudur. Bugün dünyanın her yanında farklı sınıf, statü, etnik, milli, dini gruplardan her yaşta kadını çeşitli biçimlerde baskı altına alarak ikincilleştirmeye ve etkilemeye devam etmektedir. Aile içinde uygulanan duygusal şiddetten, savaşlardaki toplu tecavüzlere kadar uzanan, korkunç bir çeşitlilik arz eden şiddet hala güçlü bir suskunluk perdesi arkasında gizlenmeye devam etmektedir.

Sürekli diğer sömürü, tahakküm ve şiddet mekanizmalarıyla iç içe geçerek kendini yeniden üreten kadına yönelik şiddet olgusu, içinden geçtiğimiz kapitalist küreselleşme döneminde ortaya çıkan savaş ve militarizm, yoksullaşma, zorunlu göç ve ekolojik tahribatlar sonucunda daha da yoğunlaşmıştır. Savaşlarda toplu tecavüzler, kadın ticareti gibi şiddet biçimleri öne çıkmıştır. Özellikle savaş ve etnik çatışmaların yayılmasıyla birlikte, özel ve toplumsal alanda ve devlet eliyle kadına uygulanan şiddet önemli ölçüde artmıştır. Bu ortamlarda sıkça yaşanan toplu tecavüz olgusu belirli bir ulus, etnik grup, mezhepten kadınların bedeni, ait olduğu toplumu aşağılamak ve direncini kırmak için nesneleştirildiğini göstermektedir.

     Somali, Ruanda, Afganistan, Filistin ve son olarak Irak örneğinde de en vahşi biçimde sergileyen emperyalizm, kapitalizm, militarizm ve erkek egemenliği her durumda birbirlerini güçlendirerek kadınlar aleyhine işlemektedir.

     Savaşların bir sonucu olan göç olgusu, en çok kadınları ve çocukları etkilemektedir. Yıllardır yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan kadınlar, gittikleri yerlerde kendilerine tamamen yabancı olan bir yaşam tarzı, sınıfsal yapılanma, kültür ve geleneklerle karşılaşmaktadırlar. Bu durum beraberinde uyum sorununu, çelişkileri, aidiyet duygusunun yitimini, yabancılaşmayı, dışlanmayı getirmektedir. Göç, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, fuhuş, uyuşturucu kullanımı gibi pek çok sorunun savaş bitse dahi devamını sağlayan bir olgudur.  Kadınlarla birlikte toplumun en masum kesimi olan çocuklar da savaşlarda en fazla zarar gören kesimlerdir.

      Güçlü bir erkek egemen toplumsal yapıya sahip olan ülkemizde de ‘geleneksel` şiddet biçimlerinin yanı sıra kadına yönelik şiddet, son zamanlarda bazı yeni biçimler alarak güçlenmektedir. Buna rağmen bu konuda hala anlamlı bir ilerleme sağlanamamaktadır. Yoksullaşma, siyasi ve dinsel gericilik, savaş ve militarizm ortamında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın yanı sıra fuhuş,  aile içi şiddet ve siyasal şiddet gibi konularda yoğunlaşmalar yaşanmaktadır.

     Öte yandan ceza yasalarının yetersiz kaldığı ve hızlı bir toplumsal çözülmenin yaşandığı günümüzde hala namus cinayetleri yaygın olarak yaşanmakta ve son yıllarda artan töre cinayetleri biçimini alarak can yakmaya devam etmektedir.

   Yapılan araştırmalar, Türkiye`de aile içi şiddetin oldukça yaygın olduğunu göstermektedir.  Şiddet mağduru kadınlar arasında intihar eğilimi ise %56,4 düzeyindedir. Çünkü kendilerini o konumdan çekip çıkaracak hiçbir kurum ya da yol bulamıyorlar. AB standardı, her 7 bin 500 kadın nüfusuna bir kadın sığınağı belirlerken, Türkiye`de ise yaklaşık 30 milyon kadın için sadece 13 tane, o da düşük kapasiteli sığınak ya da kadın konukevi bulunmaktadır.

    Cinsel taciz sorunu birçok alanda olduğu gibi eğitim işkolunda da çalışan çok sayıda kadını olumsuz etkilemektedir. Eğitim – Sen`in 2004 yılında yaptığı “Eğitim İşkolunda Çalışan Kadınların Sorunları” araştırmasına göre işyerinde cinsel tacizle karşılaştığını söyleyen kadınların oranı %15`tir. Taciz şekilleri genellikle “kadın cinselliğiyle ilgili imalı söz ve şakalar” , “kadınları aşağılayıp dalga geçme” şeklinde yaşanıyor. Cinsel tacize uğrayan kadınların % 8,4`ü şikayette bulunmuş. Kadınların % 75,2`si yaşadıklarını sadece arkadaşlarıyla paylaşıyor. Kadına yönelik şiddetin çeşitli biçimleri çok sayıda kadının temel insan hakları sorununu oluşturmakta, çalışma yaşamına etkin katılımlarını da olumsuz etkileyebilmektedir. Bu çerçevede,

2-3-4 Temmuz 2004 tarihinde gerçekleştirdiğimiz 1. Eğitim-Sen Kadın Kurultayında, Kadına Yönelik Şiddette ilişkin aldığımız kararlar ve mücadele hedeflerimiz şunlardır.

Örgütümüzün, aile içi şiddet ve cinsel taciz konusunda duyarlı hale getirilmesine;

Töre ve namus cinayetleri konusunda bağımsız kadın hareketiyle birlikte politikalar geliştirilmesine ve işbirliği içinde eylem programları hazırlanmasına;

Şiddete karşı duyarlılık geliştirmek için hizmet içi seminerler düzenlemek amacıyla MEB`e önerilerde bulunmaya ve uygulama için zorlayıcı olmaya;

Okulların şiddetten arındırılması için Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılması ve bu konuda eğitim materyallerinin hazırlanmasına,

Savaşa karşı barışı, şovenizme karşı halkların kardeşliğini savunma temelinde dönemsel eylem ve etkinliklerin yapılması, demokratik kitle örgütleriyle savaş karşıtı çevrelerle ortak hareket edilmesi; militarist güçlerin insanlık dışı taciz, tecavüz, işkence ve gözaltı politikalarına karşı ve kadınlara yönelik şiddetin uygulamalarına karşı özellikle Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)`ne karşı Irak ve Filistinli kadınlarla her türlü dayanışmanın geliştirilmesi için çalışmalar yapılmasına

2005 yılı Dünya Kadın Yürüyüşünün Türkiye ayağına etkin katılmaya karar vermiştir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu