“Hak diyenin ağzına vurulmamalı, yol açanın yolu kesilmemelidir. Bu mücadeleye giren insanlar, sonuç ne olursa olsun, bunlara katlanmayı bilmelidir. Biz bileceğiz, bizden sonraki öğretmenler de bilecektir. Çok iyi biliyor ve inanıyoruz, çektiklerimiz boşa gitmeyecektir!” Fakir Baykurt/9 Ekim 1971 Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi
15 Aralık 1969’da Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) öncülüğünde örgütlenen Büyük Öğretmen Boykotu’nun üzerinden 51. yıl geçti. 15-18 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen Büyük Öğretmen Boykotu, eğitim emekçilerinin demokratik mücadeleye getirdikleri katkı açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur.
1969 Büyük Eğitim Boykotu’nun gerisinde, kökleri 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan örgütlülüğün öğretmen hareketine kazandırdığı birikim, iktidarın öğretmenlerin taleplerine ve haklarına olumsuz yaklaşımı vardır. Büyük Öğretmen Boykotu, 1965-1971 yılları arasında ilk sendikal deneyimini yaşayan kamu emekçileri sendikacılığının gerçek anlamda ilk büyük eylemliliği olması açısından ayrıca önem taşımaktadır.
Büyük Öğretmen Boykotu kararı, 10 Aralık 1969’da Fakir baykurt Başkanlığında toplanan yönetim organlarında alınmış ve daha sonra İlkokul Öğretmenleri Sendikası (İLKSEN) ile ortaklaştırılarak tüm il ve ilçelerde birlikte örgütlenmiştir. 10 Aralık 1969’da TÖS Genel Merkezi’nin “Bütün Öğretmenler Boykota!” adlı bildirisinde yazılan ifadelerin günümüzde yaşananlarla benzerliği dikkat çekicidir;
“Türkiye eğitiminin ve öğretmenlerinin içinde bulunduğu bunalım dayanılmaz dereceye gelmiştir. Yabancı etkiler altında, sırtı halka dönük, eşitlikten uzak, tüketici, kalitesiz eğitim, yıllardır çocuklarımızı, halkımızı ve öğretmenlerimizi bıktırmıştır. Bugüne kadar yapılan her uyarıyı ve düzeltici her uygulamayı, türlü çeşitli iftira ve bühtanlarla boğan iç ve dış çıkarcılar, bu bakımsız ve perişan devlet eğitimini halkın çocuklarına bırakıp, kendi öz çocukları için özel okullar açmışlar ve açtırmışlardır. Yöneticilerimiz, kendi çocuklarını çoğunlukla dış ülkelerde okutmakta, oradan diploma aldırmaktadırlar.”
1969 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan 120 bin öğretmen varken, yapılan fiili greve 109 bin eğitim emekçisinin katılmış olması, eylemin örgütleniş ve hayata geçiriliş aşamalarının ne kadar başarılı bir şekilde yürütüldüğünü göstermektedir.
Büyük Öğretmen Boykotunun etkisi sadece öğretmenler ve öğretmen hareketiyle sınırlı kalmamıştır. Öğretmenlerin ve genel olarak kamu emekçilerinin, geleneksel kimlik algılarının değişmesinde, başka bir anlatımla emekçi kimliklerinin farkına varmalarında, dolayısıyla devleti “işveren” olarak gören bir yeni bakış kazanmalarında ya da bu bakışın yaygınlaşmasında belirleyici etkisi olmuştur.
Büyük Öğretmen Boykotu, o dönem DİSK ile yeni ve mücadeleci bir sürece giren işçi sınıfının yanı sıra, kamu emekçileri kesimleri arasında da toplu sözleşmeli ve grevli sendika talebinin ortaya çıkmasında kamu emekçilerinin sınıf hareketinin etkin, dinamik bir öznesi haline gelişinde de önemli bir uğrak noktası olmuştur. Kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı mücadelesi bugün Eğitim Sen ve KESK öncülüğünde yürütülmektedir. Aradan 51 yıl geçmiş olmasına rağmen Büyük Öğretmen Boykutu’nun yarattığı değerler yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir.












