11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü Kutlu Olsun

11 Ekim Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler tarafından, kız çocuklarının cinsiyetinden dolayı maruz kaldığı eşitsizlikler konusunda farkındalığın arttırılması, ayrımcılığın önlenmesi ve ortadan kaldırılması, insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanması amacıyla Dünya Kız Çocukları Günü olarak ilan edilip,  kutlanmaya başlandı.

Dünya Kız Çocukları Günü, kız çocuklarının cinsiyetlerinden dolayı maruz kaldıkları eşitsizliklere, ayrımcılıklara, eğitime, yasal ve sosyal haklara erişimindeki sorunlara vurgu yaparak her yıl 11 Ekim’de kutlanmaktadır. Ancak dünya genelinde milyonlarca kız çocuğu, hâlâ eğitime, sosyal ve yasal haklara erişememekte, çocuk yaşta zorla evlendirilmekte, çocuk işçiliğine, ev içi emek sömürüsüne, yoksulluğa, şiddete, istismara ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır.

UNICEF’in şiddet türlerine ilişkin uluslararası raporuna göre, dünya genelinde 370 milyondan fazla kız çocuğu ve kadın, çocukluk veya ergenlik dönemlerinde tecavüz veya cinsel saldırıya maruz kalmıştır. Bu da her 8 kız çocuğundan birinin cinsel saldırı mağduru olduğu anlamına gelmektedir.

Türkiye’de de kız çocukları, siyasi iktidarın çocuk yaşta zorla evliliklerin yolunu açan,  şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştırıp cesaretlendiren yasal düzenlemeleri, eğitimin özelleştirilmesi ve dinselleştirilmesi politikaları ile eğitimin dışına itilmekte, toplumsal hayattan koparılarak güçsüzleştirilmekte, sömürüye, şiddete ve istismara maruz bırakılmaktadır. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2023 yılına ait çocukların cinsel istismarıyla ilgili savcılıklara gelen dosya sayısının 66.138, mahkemelere taşınan dava sayısının ise sadece 14.919 olduğu görülmektedir. Ancak daha da vahim olan, bu suçlardan mahkûmiyet alan kişi sayısının sadece 7.088 olmasıdır. Bu rakamlar, çocukların korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin yetersizliğini, çocukları koruyan etkin bir soruşturma sürecinin yürütülmeyerek dava dahi açılmadığını, davaların önemli bir kısmının ise cezasızlıkla sonuçlandığını göstermektedir.

Ataerkil egemen sistemin; eğitimde, medyada, iş yerinde ve yaşamın her alanında yeniden ve yeniden üretildiği Türkiye’de, siyasi iktidarın kadına ve çocuğa karşı işlenen suçları cezasız bırakan mevcut şiddet dili ve politikaları, şiddeti ve ayrımcılığı kurumsallaşmakta, failleri cesaretlendirmektedir. Öyle ki siyasi iktidarın, özellikle son 10 yılda kadın ve çocuk haklarının gaspına yönelik mevcut gerici politika ve uygulamaları ile AKP-MHP ve HÜDA PAR bloğunun çocuk ve kadına yönelik şiddet ve istismarın önünü açan söylemleri ile kız çocukları şiddet ve istismara açık hale getirilmektedir. Üstelik siyasi iktidarın şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştıran yasal düzenlemeleri ve özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismardan yargılananları koruyan ve cezasız bırakan yargı kararları mağduriyetleri derinleştirmektedir.

Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek cinsiyet, tek din, tek mezhep, tek kimlik’ anlayışına uygun olarak dini kurallara göre yeniden düzenleyerek ‘dindar ve kindar’ bir nesil yaratmak isteyen AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı ve dini tarikat ve cemaatler ile iş birliği içinde eğitim aracılığıyla toplumu dizayn etmeye çalışmaktadır. Bu anlayışla,  kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren bu cinsiyetçi, tekçi, ayrımcı anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bunlara aktarılan özel ve sınırsız kaynaklarla özel yurt ve evlerde çocukları tecavüze, istismara ve şiddete açık hale getirmektedir. Oysaki MEB’in görevi çocuk ve gençleri tarikat ve cemaatlerin eline bırakmak değil, insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocuk ve gençlerin eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır. Bilindiği üzere, iktidar yaptığı açıklamalarla ve eğitim sisteminde yaptığı kimi değişikliklerle uzun zamandır karma eğitime karşı eğilimini ortaya koymaktadır. 2023 seçimlerinden sonra iktidar ortağı partiler tarafından da peş peşe karma eğitimi hedef alan açıklamaların yapılması ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, kız çocuklarının eğitime erişememelerinin sebebini “velilerin çocuklarını erkeklerle aynı okula göndermek istememeleri”ne bağlayan açıklamasında “Gerekirse kız okullarını da açabilmeliyiz.” çıkışı bu eğilimin güçlendiğini göstermektedir.

Amacı, cinsiyet ayrımı olmaksızın kız ve erkek öğrencilerin okuma, yazma, oynama, öğrenme ve yaşama unsurlarını eşit koşullarda gerçekleştirmesini sağlamak olan “karma eğitim” modeline karşı olmak kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmasını ve cinsiyet eşitsizliğini savunanların argümanı olmaya devam etmektedir. Geleneksel kadınlık rollerini eğitim politikaları ile meşrulaştırmaya çalışan Millî Eğitim Bakanlığı, eğitimin en önemli unsuru olan ders kitaplarıyla, aile yaşamını kutsayan ve kadını yok sayan politikaların sürdürücüsü olmaya devam etmektedir. Eğitim müfredatı eleştirel düşünceyi engelleyerek sorgulamayan, biat eden bireyler yetiştirmeyi hedeflemekte, kız çocuklarına ve kadınlara dayatılan toplumsal cinsiyet rolleri eğitim müfredatı ile yeniden üretilmektedir. Tekçi, gerici, cinsiyetçi müfredat ile ayrımcılık derinleşmekte, cinsel yönelim farklılıkları da yok sayılmaktadır. Karma eğitime yönelik müdahaleler, eğitimin dinselleşmesi ve çocukların geleneksel rol kalıpları ile yetiştirilmesine yönelik hazırlanan müfredatlar şiddetin ve cinsel istismarın önünü açmaktadır.

Kız çocuklarının eğitime erişmeleri, eğitim düzeylerinin yükseltilmesi ve eğitime etkin katılımları; toplumsal alandaki konumlarının güçlendirilmesi ve eşit haklardan faydalanmaları açısından kritik önemdedir. Ancak Eğitim Reformu Girişimi’nin raporuna göre, 2023-24’te eğitim dışındaki çocuk sayısı yüzde 38,4 artarak yaklaşık 612 bin 814’e yükselmiştir. Bu sayıyla eğitim dışındaki çocuk sayısı son üç yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır. 2023-24’te eğitim dışındaki çocukların yüzde 46,4’ü kız çocuktur. TÜİK’in verilerine göre ise 2023 yılında 16-17 yaş arası 10.743 kız çocuğu evlendirilmiştir.

Kız çocuklarının hakları, yaşamları ve gelecekleri ile ilgili derhal çözüm bekleyen ciddi sorunların var olduğu Türkiye’de, çözüme dair yaklaşımların sistematik, yapısal ve sürdürülebilir olması gerekmektedir.

Bu nedenle;

  • Kız çocuklarının eğitime erişimlerinin sağlanması ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bertaraf edilmesi için, kadını ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmeler derhal hayata geçirilmelidir.
  • Çocuğa yönelik suçlarda cezasızlık politikalarından vazgeçilerek, etkin soruşturma ve kovuşturma süreci yürütülmelidir.
  • İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararı iptal edilerek, sözleşme etkin biçimde uygulanmalıdır.
  • Kız çocuklarının okul terklerinin azaltılması için önlemler alınmalı, okullaşma oranları yükseltilmeli ve eğitim öğretim müfredatı, cinsiyet eşitliği perspektifi esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.
  • Risk altındaki kız çocuklarının belirlenmesi ve korunmaları için gereken önleyici, koruyucu mekanizmalar derhal sağlanmalıdır.
  • Siyasi iktidar, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu aracılığıyla uluslararası sözleşmelere atılan imzaların gereğini yapmalı, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi tüm kademelerde ve üniversitelerin tüm bölümlerinde ders olarak okutulmalıdır.

Eğitim Sen, demokratik, kamusal, bilimsel, anadilinde, parasız, laik ve cinsiyet eşitlikçi eğitim hakkı önündeki engellerin kaldırılması, çocukların hiçbir tehlike ve tehdide maruz kalmadan, gelecek kaygısı duymadan, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çocukluklarını yaşayabilmesi için yürüttüğü mücadeleye kararlılıkla devam edecektir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu