Darbe Zihniyeti Devam Ediyor!

240

Bundan 42 yıl önce halklarımızın, emekçilerin ve gençlerin yaşamlarına bir karabasan gibi çöken 12 Eylül’ün karanlığı, dünden bugüne faşizan anlayışıyla birlikte sürmektedir.

ABD’nin ‘bizim çocuklar başardı’, sermaye sözcüsünün ‘gülme sırası bizde’ sözleriyle özetlenen 12 Eylül faşist darbesi, emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda gerçekleşmiş, uluslararası tekellerin ihtiyaçlarına yönelik kurulan muhafazakâr-sağ dünya düzeninin Türkiye’ye giriş kapısı olmuştur.

12 Eylül’de emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilen faşist darbenin yarattığı siyasal-toplumsal iklim, bugün AKP+MHP iktidar bloğu eliyle sürdürülmektedir.

12 Eylül’de askeri üniformayla darağaçlarında, cezaevlerinde ve sokaklarda gerçekleştirilen faşist baskı ağı, bugün sivil darbe uygulamalarıyla tüm ülkede özgürlük ve demokrasi alanlarını kuşatmaya almış, toplumu nefessiz bırakma ile yüz yüze getirmiştir. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve askeri bakımından emperyalizme daha da bağımlı hale getirilmiş, gericilik toplumsal yaşam alanlarını kuşatmış, seküler yaşama dönük saldırılar hiç olmadığı kadar artmış, 12 Eylül’den geriye kalan anti demokratik anayasa dahi AKP tarafından fiilen ortadan kaldırılmış, tam bir anayasasızlık süreci yaşatılmaktadır.

Farklı kimlikler ve kültürler üzerindeki baskılar 12 Eylül’den bugüne artırarak devam etmiş,  Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere farklı kimlikler yok sayılmış, inkar ve asimilasyon politikaları en ağır şekilde hayata geçirilmiştir.

Son günlerde bu baskılar yaşam biçimlerine müdahaleye, toplumsal ilişkileri kendi ideolojik referanslar temelinde şekillendirme girişimlerine, konser, festival yasaklarına, aydın ve sanatçılara yönelik tehditlere dek varmıştır.

Grev hakkı başta olmak üzere sendikal hak ve özgürlükler ya yasaklanmış ya da kağıt üzerinde kalmış, kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkı sonucunu iktidar ve yandaş sendikanın belirlediği göstermelik ve etkisiz bir mekanizmaya dönüştürülmüş, toplantı ve gösteri hakkı, örgütlenme özgürlüğüne dönük saldırılar artmıştır.

AKP iktidarında saldırılar sadece emek ve emekçilere yönelik değil doğamızı, suyumuzu, ormanlarımızı, derelerimizi, kısacası nefes aldığımız tüm alanları kapsamıştır. Bugün doğamız ve kentlerimiz sermayenin, rantiyenin yağma alanına çevrilmiştir.

Emeğe, emekçilere büyük bir saldırı başlatan ve 12 Eylül tarafından kapıları açılmış olan 24 Ocak kararlarının hükümleri AKP’nin torba yasalarıyla, “dönüşüm” adı altında kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesiyle devam etmiş, işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını kuşatmıştır.

Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirmeleri AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilmiş, kamu hizmetlerinin tasfiyesi süreci özelleştirme politikaları ile hızlandırılmış,  eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetlerinde özel sektörün desteklendiği politikalar/yasal düzenlemeler artırılmıştır.  Ülkenin kaynakları, halktan toplanan vergiler özelleştirmelerle, hazine garantileri ile sermayeye, yandaşlara peşkeş çekilmiştir.

Bütçelerde kamu yatırımlarına ayrılan paylar gittikçe azaltılmış, milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi yandaş konfederasyonlarla yapılan ‘toplu sözleşmelerle’ düşük ücretlere, güvencesiz istihdama mahkûm edilmiştir.

İçte ve dışta uyguladığı savaş politikaları ile ülkeyi tam bir cehenneme çeviren AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve diyaloğa dayalı siyasal çözümü yerine bir kez daha silaha, çatışmalara, kayyum politikalarına sarılmıştır.

İki emperyalist blok arasında birini diğerine karşı koz olarak kullanmayı diplomatik zekâ sanan AKP+MHP iktidar bloğu, 2023 seçimleri hesaplarıyla da bağlantılı olarak hamasete dayalı dış politikada ülkemizi neredeyse savaşın eşiğine getirmiştir.

Halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan hakların askıya alındığı, gençlerin gelecek umutlarının yok edildiği, OHAL eliyle binlerce kamu emekçisinin sorgusuz sualsiz işinden, ekmeğinden edildiği günümüz koşullarında 12 Eylül’ün izinden gidenlere karşı demokrasiyi, barışı, laikliği, emeğin haklarını kazanmanın yolu emek ve demokrasi güçlerinin birlikteliğinden ve ortak mücadelesinden geçmektedir. 

KESK olarak, tüm saldırıları geriletmeye, barışı egemen kılmaya, laik, demokratik bir ülke temelinde halkların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle, yeni bir demokratik anayasayı hayata geçirinceye dek toplumsal muhalefetin tüm unsurlarıyla birlikte ortak mücadeleyi esas almaya devam edeceğiz.

12 Eylül’ün 42. yılında darbeyi bir kez daha kınıyor, askeri-sivil darbe zihniyetine karşı fiili ve meşru mücadeleyi yükseltme kararlığımızı ifade ediyoruz.

KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ!

ASKERİ-SİVİL DARBELERE HAYIR! ACİL DEMOKRASİ! ACİL BARIŞ!

YAŞASIN EMEK, DEMOKRASİ VE BARIŞ MÜCADELEMİZ!

KESK YÜRÜTME KURULU

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu