Akademik Teşvik Ödeneği Hakkında Görüş ve Önerilerimiz

34

Bilindiği üzere “akademik teşvik ödeneği” adı altında, öğretim elemanlarının patent, bilimsel yayın, ödül, proje, araştırma, konuşma, bildiri, atıf, sergi, tasarım gibi akademik faaliyetlerini “teşvik” etme amacıyla bir düzenleme yapılmıştır. Söz konusu yasa maddesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelik kapsamında gerçekleştirilecektir. Bu çerçevede konuyla ilgili görüş oluşturmak amacıyla YÖK, web sayfasındaki “askıya çıkardık” başlığı altında farklı görüş ve önerileri toplamak istediğini belirtmiştir. Bu nedenle “akademik teşvik ödeneğine” karşı çıkış gerekçelerimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Yasa düzenlemesi yapılırken de belirttiğimiz üzere, “akademik teşvik ödeneği”  kapsamında performansa dayalı ücret uygulamasının yükseköğretim alanına yerleştirilmek istendiği görülmektedir. Bu arzunun, akademik topluluğun bilimsel bilgi üretimi yerine gelir getirici işlere yönelmesini, emekçiler arasındaki dayanışmanın yerine rekabetin geçmesini ve üniversitelerin üniversite olmaktan çıkarılmasını hızlandıracağının çok açık olduğunun bilinmesini istiyoruz!

Yaratıcılık ve nitelikli bilimsel bilgi üretimi ile rekabet ve yarışma farklı kavramlaştırmalardır. Kapitalist rekabet; gelişme ve yenilenmenin itici gücü değil, aksine tüketici ve dışlayıcı bir durumdur. Performans kavramı, etkinlik, verimlilik ve rekabet terimleriyle ilişkilendirilmekte; rekabet, akademik topluluğun bilgi üretimine değil gelir getirici işlere yönelmesine ve dayanışmayı bozucu etik yozlaşmalara yol açmaktadır. Ayrıca performans denetimi, üniversite içinde performansı yüksek ve düşük olan birimler arasında hiyerarşik bir yapılanmaya ve bu hiyerarşide bazı fakülte ve disiplinlerin de alt konuma düşürülmesine yol açacaktır. Performans denetimi, akademik öncelikleri de üniversite bütünlüğünü de eşitliği de böylece yok etmektedir. Bu sürecin sonucunda öğretim elemanları rekabet güçlerine göre sıralanmaktadırlar. Performans ölçümleri ile kâr/gelir getirici işlerle uğraşmayan, değişim değeri üretmeyen akademisyenler ve onların yaptıkları bilimsel çalışmalar değersizleştirilmektedir.

Yükseköğretimin dönüştürülmesi çalışmalarında da “rekabetsizlik ortamı” yükseköğretimin en önemli sorunlarından biri olarak tarif edilmekte, rekabeti teşvik etmenin performansı öne çıkaran bir yönetim modelini zorunlu kıldığı belirtilmekte ve öğretim elemanlarının performanslarının da akademik başarı puanları üzerinden ölçülmesi gerektiği vurgusu yapılmaktaydı. Dolayısıyla uzun zamandır, öğretim elemanları para ve puan kazandıran işler peşinde koşan insanlar haline getirilmek istenmektedir. Akademik faaliyet puanı ve güvencesizliği bir arada düşündüğümüzde bireysel çatışmaların ve emekçiler arası gelir farklılıklarının artacağı göz önünde bulundurulacak olursa, ortak mücadele zeminlerinin de yavaş yavaş ortadan kaldırılmak istendiği kolaylıkla görülebilecektir.

Bilinmelidir ki performans denetimi, güvencesizliğin çalışma yaşamında egemen kılınması amacıyla kamu personel rejimine gönderilmiş bir “Truva Atı”dır! Çünkü, performans ya da teşvik adı altında yayın sayısını artırmayı hedeflediğini söyleyenler, büyük bir çarpıtma yapmaktadır. Şöyle ki bugün asıl ihtiyaç duyulan fazla yayın değil, nitelikli yayındır! Bunun temel koşulu ise akademik özgürlükten geçmektedir. Unutulmamalıdır ki akademik özgürlüğün olmazsa olmazı da güvenceli çalışmadır.

Özellikle araştırma görevlileri, yardımcı doçentler güvencesizlik altında ve dolayısıyla her an işsiz kalma tehdidi altında akademik çalışma yürütmeye çalışırken, üniversiteler taşeronlaşmaya mahkum edilmişken, idari ve teknik personel özlük ve sosyal hakları gasp edilip angarya işlere zorlanırken akademik teşvik adı altında getirilen ve performans denetiminin önünü açan bu değişiklikler, üniversitelerde esnek ve güvencesiz çalışmanın kurumsallaştırılmasının üstünü örtmekten başka bir anlama gelmemektedir.

“Akademik teşvik ödeneği” kapsamında değerlendirilmesi gereken bir başka konu ise üretilen bilginin “alınır satılır” hale getirilerek metalaştırılması ve üniversitelerin ticarileştirilmesidir. Unutulmamalıdır ki üniversitelerin sermaye çevrelerinin ve hükümetin “bilgi” ihtiyacını karşılayan kurumlara indirgenmesi hala bir tatmin yaratmamış olacak ki Başbakan Davutoğlu,”Üniversiteleri ticarileştirelim” diyebilmektedir. Metalaştırma ve ticarileştirmenin üniversite içerisindeki görünümlerinden biri olan teknoparkların yükselen sayısı, üniversiteye biçilen bu rolü net biçimde ortaya koymaktadır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre kurulu teknopark sayısı 2002 yılında 2 iken 2007`de 17, 2010`da 28, 2011`de 32 ve 2015`te 41 olmuştur.

Diğer taraftan insan, toplum ve doğa yararına bir yükseköğretimi odağımıza alarak yükseköğretim alanına baktığımızda, yükseköğretimin gün geçtikçe daha “pahalı” hale geldiği, kamusal kaynakların özgür bilim için değil, “makbul” bilim için seferber edildiği görülmektedir. Bu nedenledir ki yükseköğretim alanındaki niteliksizleşme, yükseköğretim hizmetine ulaşmada gittikçe artan eşitsizlik, daha belirsiz görev tanımları, daha esnek çalıştırma biçimleri, sistemin dayattığı rekabet ile birbirine daha da yabancı hale gelmiş olan bilim emekçileri, YÖK eliyle örülmüş ilişkilerin sonucu olarak akademik yükseltmelerde gittikçe artan adaletsizlikler söz konusu ticarileştirme politikalarının sonucu olarak görülmelidir.

Kaldı ki üniversitelerde performans denetiminden bahsetmek, hali hazırdaki güvencesiz ve esnek istihdamın getirdiği sorunların ve emekçilerin üzerindeki baskının süratle artması demektir! Toplumu yakından ilgilendiren konularda çalışma yürüten, ancak bu çalışmaları nedeniyle gerek hükümetin gerekse üniversite içindeki iktidarı elinde tutan ve “AKP memuru” olmuş kişilerin öfkesini üzerine çeken bilim insanlarına açılan davalar, soruşturmalar ve işten atma uygulamaları yeterince bu durumu aydınlatmaktadır.

İnsan-Toplum-Doğa Yararına Bilgi Üretebilmek İçin;

1. Üniversiteleri ve üniversiter faaliyetleri değerlendirirken daha çok eşyaları, nesneleri nitelemek için kullanılan “kalite” kavramı yerine, insanı ve vasfı işaret eden “nitelik” kavrayışı benimsenmelidir. Nitelikli bir araştırmanın üretimi ve bunun yayına dönüşmesi uzun süre gerektirmektedir. Bilimsel etkinlik kısa süreli bir çalışma değildir.

2. Üniversitenin niteliği öğrenciye, çalışanlarına ve topluma kazandırdığı değerlerle anılmalıdır. Bu değerler tek tipleştirici, standartlaştırıcı kriterlerle sayısallaştırılarak değil; akademik etik, sosyal yarar ve çok seslilik temelinde olumsal biçimde şekillenmelidir.

3. Akademik çalışma ortamı, hiyerarşik yapılanmadan kurtarılmalı, ast-üst ilişkisi yerine birlikte üretim esas olmalıdır. Akademik unvanlar, hiyerarşik göstergelere dönüştürülmemeli, ticari nüfuz kaynağı olmamalıdır. Akademik yükseltmelerde haksızlıkların ortadan kaldırılması için sübjektif değerlendirmelere açık mülakat sınavlarına son verilmeli ve bilimselliği kabul görmüş çalışmalar ikinci bir değerlendirmeye tabi tutulmamalıdır.

4. Akademik yükseltmeler indeks şartı ve yayın sayısı gibi salt nicel göstergelere göre değil, bilimsel nitelikler esas alınarak nesnel ölçütlere ve bağımsız jürilerin kararlarına göre yapılmalıdır. Bilgi üretimine katkıyı, toplumsal katkıyı esas alan, işin niteliğini dikkate alan bir bilimsel değerleme sistemi oluşturulmalıdır. Akademik nitelikli çalışmalar ve kendi alanındaki bilimsel gelişmeleri izleme amaçlı etkinlikler için görevlendirmeler özlük hakkı sayılmalı, giderler kurumca karşılanmalı ve tüm bilim emekçileri bu haklardan ayrımcılığa maruz kalmadan, eşitçe yararlanabilmelidir.

5. Her türlü akademik değerlendirme raporları, kamunun ve isteyenin incelemesine açık olmalı ve raporların bir örneği adaya gönderilmelidir. Bu yaklaşım, hem değerlendirmelerde nesnelliği sağlayacaktır hem de değerlendirme yapan kişileri eğitici bir işlev görecektir. Birbirinin raporlarını okuyanlar, ortak raporlama dili ve etiği oluşturabileceklerdir. Akademik yükseltme ve atama jürileri, değerlendirmelerini, akademisyenlerden beklenen şu beş temel işlev üzerinden yapmalıdır:

· Bilgi üretme (araştırma yapma)

· Üretilen bilgi ve düşünceleri paylaşma (ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılara katılma, bildiri sunma; kitap ve makale yazma; alana katkı; alandaki bilimsel yayınları izleme; ilgili meslek kuruluşlarına üye olma vb.)

· Ürettiği ve edindiği bilgileri öğretme (ders verme; yüksek lisans ve doktora tezleri yönetme)

· Akademik yaşama diğer katkılarda bulunma (yönetim görevi üstlenme, komisyon, jüri ve bilim kurulu üyeliği yapma; bilimsel dergilerde hakem olma, danışmanlık yapma vb.).

· Bilimsellik ve bilimsel etik sorumluluğu ile saygınlığını koruma.

Dolayısıyla akademik yayınların değerlendirilmesinde, yayının nerede yayımlandığından çok içeriği; alana, topluma ve insanlığa katkısı öne çıkmalıdır.

6. Nitelikli eğitim, eleştirel düşünce ve yaratıcı araştırmanın yolu; standardizasyon ve akreditasyondan/dışsal denetimden değil, demokratik katılım ve kamusal denetimden geçmektedir. Etkinliklerin/işin en iyi denetim yolu; akademik topluluğun öğrencisi ve tüm çalışanlarıyla demokratik kurullar yoluyla değerlendirme ve denetimi; bilimsel özgürlüğü ve kurumsal özerkliği zedelemeden bunun kamu denetimiyle desteklenmesidir.

7. Nitelikli bilimsel çalışmalar ancak geniş salonlarda, bilgisayar ve internet altyapısına sahip, 24 saat açık,  konusunda yetişmiş nitelikli personelle hizmet üreten, ülkenin ve dünyanın önemli bilgi merkezleri ile bağlantı kurulabilen, güçlü ve güncel dermeye sahip bir kütüphane ya da bilgi merkezinde, iyi düzenlenip, oluşturulmuş arşivlerde üretilebilir. Yeni kurulan birçok üniversitenin kütüphane alt yapısının oldukça kötü durumda olduğu dikkate alınırsa öncelikle bu sorunun ortadan kaldırılması için politika üretilmesi gerekmektedir.

8. Bilimsel üretimin ve özgür, eleştirel düşüncenin geliştirilebilmesi için herkesin bilgiye ve kaynaklara özgürce erişebilmesi sağlanmalı, araştırma altyapısı geliştirilmeli, bilgiye ulaşmanın sınırlanmadığı bir ortam hayata geçirilmelidir. ADTYK, TÜBİTAK, TÜBA bilimsel ölçütlere uygun şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Kütüphanecilik en temel hizmetlerden biri olarak kabul edilip temel yayınlarla güncel yayınlara erişimleri çok daha güçlendirilmelidir.  Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı hizmetleri ülkenin bilim, sanat, felsefe gelişimine katkı sunacak şekilde yeniden yapılandırılmalı ve karşılıklı işbirlikleri artırılmalıdır.

9. İnsan-toplum-doğa yararına üniversite için üniversitelerin kurumsal özerkliğin, bilimsel özgürlüğün, tüm bileşenlerin katılımıyla yürütülen demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü özyönetimin, kamusal finansmanın ve güvenceli çalışmanın benimsenmesi gerekmektedir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu