Samandağ Eğitim Sen’in 223 üyesinin açığa alınması üzerine “Tüm Üyelerimiz Görevlerine İade Edilene Kadar Kesintisiz Eylem” şiarıyla başlattığı direniş devam ediyor. Esnafından tüccarına, dini önderlerinden avukatlarına, siyasi partilerden demokratik kitle örgütlerine, kadınından erkeğine, çocuğuna kadar tüm ilçe sakinlerince sahiplenilen öğretmenler, her gün şiirlerle, şarkılarla ve çeşitli konuşmalarla geçen bir saatlik oturma eylemi yapıyor. Çarşı merkezindeki tüm esnafın camekanlarına “Öğretmenimi geri istiyorum!” afişini asması sahiplenilmenin boyutunu gösteriyor. Birçok okulun okul aile birlikleri ise 21 Eylül Çarşamba günü çocuklarıyla birlikte okula gitme, ilk 2 saat çocuklarını derslere sokmayıp okul bahçelerinde oturma eylemi yaptılar.
Salı günü de ilçedeki tüm siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, kanaat ve inanç önderlerinin, velilerin ve öğrencilerin yoğun katılımıyla Yeni Parkta kitlesel basın açıklaması yapıldı. Açığa alınan Eğitim Sen’li öğretmenler adına açıklamayı okuyan Samandağ Eğitim Sen Başkanı Cüneyt Kayıkçı; “Emeğiyle, alın teriyle bugünlere gelen Samandağ halkı emeğin, alın terinin kutsallığını bilir ve alın terine el uzatanlara karşılık verir. 20-30 yıldır emek sarf eden, alın teri döken öğretmenlerimizin emekleri bir gecede çıkarılan KHK ile çalınmak isteniyor. 20-30 yıldır hiçbir suçlamayla karşı karşıya kalmayan öğretmenlerimiz, çeşitli ithamlarla işinden, aşından, ekmeğinden edilmek isteniyor. Nedenlerini düşündüğümüzde ülkemizin nereden nereye geldiğini gördüğümüzde bunların bizi bekleyen kara günlerin habercisi olduğunu görmekteyiz. Ne yapmış bu öğretmenler? Neden tasfiye edilmek isteniyorlar? En yetkili ağızlardan “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirilmenin hedef olduğu dillendirildiğinde; bu öğretmenler sokağa dökülüp “bilimsel eğitimden” yana olduklarını haykırdılar. Eğitimin özelleştirilmeye çalışıldığı bir zamanda bu öğretmenler sokağa dökülüp “Eğitim sadece parası olanın alacağı bir hizmet değil. Her yurttaşa ulaştırılması gereken bir hizmettir.” deyip parasız eğitimi savundular. Sevginin, kardeşliğin egemen olduğu, bütün renklerin kendi rengiyle bir gökkuşağı gibi birbirini bastırmadan yan yana, can cana olduğu bir dünya düşlediler. Yani aslında her insanın savunması gerekenleri savundular. Bunları savundukları için ödül almaları gerekirken bir sabah uyandıklarında kabul edilemez suçlamalarla karşı karşıya kaldıklarını ve okullarından uzaklaştırıldıklarını gördüler. Hepinizin huzurunda soruyorum: Ne hakkınız var buna? Ülkemiz bin bir sorunla, bin bir acıyla debelenirken hiç yoktan böyle sorunlar, böyle acılar yaratmaya ne hakkınız var? Her şeyi sizin çizdiğiniz dünyaya göre yaşamak zorunda mıyız? Amacınız buysa yanlış kapıyı çalıyorsunuz. Çünkü biz öğretmenlerimizden böyle öğrenmedik; çocuklarımıza da böyle öğretmiyoruz. Biz başı dik, onurlu bir yaşam kavgası veriyoruz.” dedi.










