Geçtiğimiz hafta Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye kentinde valilik tarafından yayımlanan bir genelgeyle, kamu kurumlarında çalışan kadın emekçilere yönelik makyaj yasağı, bir ‘düzenleme’ değil; kadınların bireysel özgürlüklerine, kimliklerine ve kamusal alandaki varoluşlarına yönelmiş dinci, gerici, siyasal bir müdahaledir. Bu uygulama, kadın bedenini ve emeğini hedef alan; kamusal alanı laiklikten ve eşitlikten kopararak dinci-mezhepçi bir tahakküm altına sokmayı amaçlayan açık bir baskı ve denetim girişimidir.
Bu ideolojik ve gerici müdahale kısa süre içinde daha ağır bir boyut kazanmış; Lazkiye’de görev yapan öğretmenler doğrudan hedef haline getirilmiştir. Kentte çalışan öğretmenlerin neredeyse tamamı, güvenlik koşulları bulunmayan, barınma ve ulaşım imkânları olmayan bölgelere zorunlu olarak görevlendirilmiş; bu görevlendirmeleri kabul etmeyenlerin “müstafi sayılacakları” bildirilmiştir. Fiilen uygulanmak istenen bu yöntem, öğretmenleri istifaya zorlayarak işsiz bırakmayı hedefleyen açık bir sürgün ve tasfiye politikasıdır. Sürgün edilen öğretmenlerin büyük çoğunluğunu kadınların oluşturması, kadın emekçilerin bu süreçte özellikle hedef alındığını bir kez daha göstermektedir. Bu keyfi ve ayrımcı uygulamalara karşı eğitim müdürlükleri önünde oturma eylemleri ve protestolar gerçekleştiren kamu emekçilerinin yanındayız.
Öte yandan Lazkiye’deki bu tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak Suriye Eğitim Bakanlığı tarafından siyasal kadrolaşmaya dönük yeni bir uygulama da başlatılmıştır. Bakanlığın yayımladığı resmî duyuruya göre Şam kırsalı pilot bölge ilan edilerek, pedagojik formasyonu bulunmayan, hatta eğitim fakültesi mezunu dahi olmayan kişilere “mülakat yöntemi”yle öğretmenlik yolu açılmaktadır. Bu karar liyakati ve mesleki yeterliliği açık biçimde tasfiye etmektedir. Aynı zamanda kamudan dışlanan kesimlerin yerini, belirli bir siyasal-ideolojik kadrolaşma anlayışıyla doldurmayı hedefleyen açık bir kayırmacılık politikasını ifade etmektedir.
Afganistan’dan Suriye’ye uzanan hatta inşa edilen ve emperyalist güçlerin siyasal, askerî ve ideolojik desteğiyle ayakta tutulan rejimlerin ortak karakteri; laikliği tasfiye eden, kamusal alanı dinci-mezhepçi normlarla yeniden düzenleyen ve bu yolla toplumu denetim altına alan bir yönetim anlayışıdır. Bu rejimler, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere halkların eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış içinde bir arada yaşama iradesini hedef almakta; eğitim, sağlık ve çalışma yaşamını ideolojik sadakat temelinde yeniden biçimlendirmektedir. Lazkiye’de kadın emekçilere ve öğretmenlere yönelen uygulamalar, Afganistan’da kadınların kamusal yaşamdan bütünüyle silinmesine uzanan sürecin farklı bir aşamasıdır. Yöntemler değişse de hedef aynıdır: İtaatkâr, güvencesiz ve görünmez bir toplum yaratmak.
Bu nedenle söz konusu uygulamalar yalnızca Suriye’nin iç meselesi olarak görülemez. Laiklik, eşitlik ve demokratik yaşam karşıtı bu pratiklerin meşrulaştırılması ve olağanlaştırılması, bölge ülkeleri açısından olduğu kadar Türkiye açısından da ciddi bir tehlike barındırmaktadır. Eğitimde laiklikten uzaklaşma, kadınların kamusal alandaki varlığının denetim altına alınması, liyakatin yerini siyasal-ideolojik kadrolaşmanın alması; ülkemizde de uzun süredir karşı karşıya olduğumuz politikaların bölgesel ölçekte yeniden üretildiğini göstermektedir.
Eğitim Sen olarak; Lazkiye’de ve Suriye’nin diğer bölgelerinde kadınların, Alevilerin ve farklı kimlik ve inanç gruplarının kamusal yaşamdan dışlanmasına; eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin siyasal ve mezhepsel tercihler doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına; öğretmenlerin sürgün edilerek istifaya zorlanmasına ve mesleki güvencelerinin ortadan kaldırılmasına karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Kadınların kamusal alandaki varlığına dönük baskılar ile öğretmenlere yönelik tasfiye ve kadrolaşma politikaları aynı siyasal zihniyetin ürünüdür.
Eğitim Sen olarak, Suriye’de eğitim emekçilerinin güvenceli çalışma hakkının; kamusal eğitimin bilimsel ve laik niteliğinin; kadınların eşit ve özgür yurttaşlar olarak kamusal yaşamda yer almasının ve farklılıkların birlikte, eşit koşullarda yaşayabildiği demokratik bir toplumsal düzenin savunulmasının, bölgenin barışı ve geleceği açısından hayati önemde olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.










