Barış bildirisine imza attıktan sonra tutuklanan ve haklarında dava açılan 4 akademisyen, davanın bugün görülen ilk duruşmasında tahliye edildi.
Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza attıktan sonra “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanan ve haklarında 7,5 yıl istenen akademisyenlerin ilk duruşması bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görüldü. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Eğitim Sen İstanbul 6 No’lu Şube Yöneticisi Doç. Dr. Kıvanç Ersoy, üyemiz Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı ve Muzaffer Kaya iddianamenin okunmasının ardından savunmalarını yaptı.
Savunmalardan sonra mütalaasını veren savcı, akademisyenlerin TCK 301’den yargılanabilmeleri için Adalet Bakanlığı’ndan izin alınmasını, bu sırada davanın durmasını ve sanıkların tutukluluğunun devamını istedi. Daha sonra mahkeme duruşmaya ara verdi.
Savcı, Mütalaasını Değiştirdi
Aradan sonra mütalaa değiştiren savcı, 301 talebini tekrarı etmekle birlikte bu şekilde karar verilmesi durumunda dosyanın geç gelme ihtimaline karşı akademisyenlerin tahliyelerini talep etti. Söz alan avukatlar ise yaptıkları savunmada tutuklu akademisyenlerin beraatini istedi.
Mahkeme, savcının talebi doğrultusunda Adalet Bakanlığı’ndan izin istenmesine ve adli kontrol olmaksızın Esra Mungan, Kıvanç Ersoy, Meral Camcı ve Muzaffer Kaya’nın tahliyesine kararı verdi. Dava 27 Eylül’e ertelendi. 301 için de izin kararı beklenecek.
“Bizim Şahsımızda İfade Özgürlüğü Yargılanmaktadır”
Akademisyenler savunmalarında, bildiriyi savunarak barış hakkını istemeye devam edeceklerini belirttiler.
Duruşmada ilk sözü alan Muzaffer Kaya, 2212 akademisyen ile beraber barış bildirisini imzaladıkları için 40 gündür tutuklu olduklarını belirterek “Bugün bu mahkemede toplumun barış ve ifade özgürlüğü yargılanmaktadır. Bu iddianamenin yarısından çoğu bizim söylediklerimizdir. İddianamede belirtilen çözüm süreciyle, davaya konu suç isnadının bağı kurulmamıştır. 100 bin kişinin öldüğünü yazıyor savcı wikipedia’dan yararlanmış iddianamede 84 yıldan beri kayıtlarda 40 bin insan öldüğü yazıyor savcı wikipediaya bakmış daha ciddi kaynaklara bakması gerek. 2005 yılındaki çözüm sürecinin Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasındaki paradigma ile başladığı yazılıyor iddianamede. Ve Suruç’ta 20 Temmuz’da iki polisin öldürülmesi ile çözüm süreci bitti deniliyor. Bildirinin kaleme aldığı günlerde ‘analar ağlamasın’ söyleminden keskin dönüş yaptı. Haftalarca sokağa çıkma yasakları ile sağlık ve eğitime ulaşılamadı. Cenazeler sokaklarda kaldı. Çocukların ölü bedenleri buzdolabında saklandı ve tek bir soruşturma bile açılmadı. Sağlık Bakanlığı 355 bin yurttaşın evinden ayrıldığını söyledi. Biz bu ülkenin yurttaşları olarak maaşımızı alıp korunaklı hayatlarımızı sürdürmedik.” dedi.
“Gerçek Ve Kalıcı Bir Barış Talep Ediyorum”
Kaya’dan sonra ifade veren Esra Mungan, kendileri hakkında hazırlanan iddianameyi eleştirerek, “İddianamenin 11 sayfasında elle tutulur hiçbir şey yok. Ne bir delil ne bir tanık var. İddianame asıl şunu demek istiyor: ‘Sen devlet gibi düşünmek zorundasın eğer bunun aksini düşünüyorsan tutuklarım.’ Devletin parasını yediğimiz söyleniyor. Sanırım bizim ne yaptığımızı bilmiyorlar. Bizler haftada 50 -60 saat çalışıyoruz. Bizler geleceğin bilim insanlarını yetiştirmeye çalışıyoruz. Ben ne talep ediyorum? Ben gerçek ve kalıcı bir barış talep ediyorum. Yani şiddeti üreten ortamın kaldırıldığı farklılıkların hakları ve düşünceleri ile yan yana eşit olarak yaşadığı bir ülke talep ediyorum” dedi.
“İmzaladığımız Bildiri Aydın Olmanın Gereğidir”
Mungan’dan sonra söz alan Kıvanç Ersoy, imza atarak ve basın açıklaması yaparak barış istediği için terör propagandası yapmakla yargılandığının altını çizerek “Bu asılsız, mesnetsiz suçlamayı kesinlikle reddediyorum. İmzaladığımız bildiri aydın olmanın gereğidir. Bizler cansız bedeni buzdolabında saklanan çocukların, beyaz bayrakla vurulanların can güvenliği için bildiriye imza attık. Barış istediğimiz için attık. Barışı savunmak aydın sorumluluğudur. Aydın hiçbir çıkar gözetmeden hiçbir yerden talimat almadan korkusuzca fikrini savunan kişidir.” dedi.
“Üniversiteler Her Fırsatta Hizaya Çekilecek Kurumlar Değildir”
Ersoy’dan sonra söz alan Meral Camcı ise savunmasında, “Ezilenden, ötekileştirilenden yana olmak suç değildir. Ben bir halk çocuğuyum, emekçi bir ailenin çocuğuyum. Bu topluma borcum var. İnsanlar ‘temizlik operasyonunda’ temizlenen toz kir pislik değildir. Üniversiteler de her fırsatta hizaya çekilecek, muktedir söylemini papağan gibi tekrarlayacak mecralar ve kişiler değildir. Bu operasyonlarda kaybolan, insanla birlikte hayvan, doğa, mimari, tarih ve kentin belleğidir. Toplumsal eşitlik ve barışı kalıcı ve ivedilikle talep etmek suç değildir. Bu üniversiteleri de, bu toprakları da sevme hakkımızı kimse elimizden alamaz. Üniversiteden atılabiliriz ama halka açık ders verme hakkımızı kimse elimizden alamaz!” dedi.
Çağlayan Adliyesi’nde Olağanüstü Bir Gün Yaşandı
Akademisyenlerin davası ile MİT TIR’ları haberleri nedeniyle yargılanan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün yargılandığı davanın aynı güne denk gelmesi, Çağlayan Adliyesi’nde olağanüstü bir gün yaşanmasına neden oldu. Her iki davada yargılananlara destek olmak için hem yurt içinden hem de yurt dışından gelen emek ve demokrasi güçleri, adliye önünde “Demokrasi ve Barış Şöleni” adıyla adalet nöbeti tuttu.
Yurt İçinden ve Yurt Dışından Yoğun Destek
Davayı izleyenler arasında CHP ve HDP milletvekilleri, çok sayıda ülkenin konsolos ve büyükelçileri, çeşitli illerin barolarından avukatlar, Uluslararası Akademi Heyeti, Uluslararası Gözlemci Heyeti, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Eğitim Sen Genel Örgütlenme ve Yükseköğretim Sekreteri İsmail Sağdıç, çeşitli sendika, meslek örgütü ve demokratik kitle örgütü başkanları ve temsilcileri, Can Dündar, Erdem Gül ve tutuklu akademisyenlerin aileleri ile çok sayıda akademisyen ve üniversite öğrencisi vardı. Adliye önünde tutuklu akademisyenlere destek için yüzlerce kişi beklerken duruşma salonuna girmek isteyenlerin de çok sayıda olması nedeniyle izdiham yaşandı.
Saat 14.00’teki duruşma öncesinde, adliye önünde tutuklu akademisyenlerin serbest bırakılması talebiyle basın açıklaması yapıldı ve destek açıklamaları okundu. Alain Touraine, Loïc Wacquant, Noam Chomsky, Judith Butler, Immanuel Wallerstein, Etienne Balibar’ın da aralarında olduğu düşünürler destek mesajı gönderdi. Yapılan açıklamada, “Haklı barış talebine imza atan 2 bine yakın akademisyen akıl dışı iddialarla yargılanacak. Hukuk dışı uygulamaların geri çekilmesini ve arkadaşlarımızın bırakılmasını istiyoruz.” denildi.
Davayı takip etmek için gelen uluslararası konuklar adına konuşan avukat Margarit Owen, davanın siyasi kararlarla başladığına dikkat çekti. Owen, “Bu davanın amacı Türkiye hükümetine yöneltilen bütün eleştirileri terör propagandasıyla eşdeğer tutarak susturmaktır. Biz bugün bu 4 akademisyenin hapishaneden çıkarılmasını ve onlara karşı davaların düşürülmesi, aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu bu dipsiz kuyudan tekrar çıkması ve barış sürecinin yeniden kurulması için dua ediyoruz.” şeklinde konuştu.
“Barış, Kardeşlik ve Özgürlük Tutsak Edilemez”
KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, Can Dündar ve Erdem Gül’ün savaş suçlarını dünyaya duyurdukları için yargılandıklarını, akademisyenlerin barış istedikleri için tutuklandıklarını söyledi. Özgen, “Saray saldırıya geçti, arkadaşlarımız suçlu değildir. Barış, kardeşlik ve özgürlük tutsak edilemez, o yüzden bizden korkuyorlar. Çünkü suçlular. Onlar suç işledikçe biz mücadeleye devam edeceğiz.” dedi.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca da yaptığı konuşmada, “Akademisyen arkadaşlarımız için buradayız. 4 arkadaşımız hedef seçildi, antidemokratik uygulamalara karşı dostlarımızın yanında mücadele edeceğiz.” dedi.
Demokrasi ve Barış Şöleni alanına gelen üniversite öğrencileri ise “Akademisyenlere özgürlük ve “Boşlukları zihnimiz kürsüleri akademisyenler doldurur” yazılı pankartlar açtı.









