Öğrenci Disiplin Yönetmeliği 12 Eylül Sıkıyönetim Koşullarını Aratmıyor!

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun ` Öğrenci Disiplin Yönetmeliği 12 Eylül Sıkıyönetim Koşullarını Aratmıyor!` başlıklı açıklama metnidir:
 

1985 tarihli disiplin yönetmeliğini “demokratik” olmadığı gerekçesiyle 2012 yılında değiştiren ve 1985 tarihli disiplin kavrayışında köklü dönüşümler yapmak yerine göstermelik değişikliklerle yetinen AKP-YÖK, aradan bir yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra olağanüstü hal rejimi yasaklarına tekrar sarıldı. 

Bugünkü resmi gazetede, YÖK`ün Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği`nde gerçekleştirdiği değişiklikle bildiri dağıtmak, önleyici uzaklaştırma ve suç sayılan bir eylemi işlemek nedeniyle üniversiteden iki yarıyıl uzaklaştırma gibi cezaları yürürlüğe koydu. Yapılan düzenleme ile

· 12 Eylül cuntacılarının üniversite içerisinde bildiri dağıtmayı suç olarak algılamasını daha bir yıl önce eleştirenler yaptıkları düzenlemeyle, izinsiz afiş ve pankart asmanın yanına bildiri dağıtmayı da eklemişler ve böylelikle demokratik hakların kullanımını daha fazla kısıtlamış ve bildiri dağıtmayı da kınama cezasıyla cezalandırılacak bir suç olarak ilan etmişlerdir. Böylelikle öğrencilerin zaten kısıtlı olan ifade özgürlüklerine bir darbe daha indirilmektedir.

· “Suç sayılan eylemleri işlemek” ifadesine karşılık iki yarıyıl uzaklaştırma cezası öngören düzenleme ise hayli önemli bir durumu ifade etmektedir. Söz konusu düzenleme, İçişleri Bakanı Muammer Güler`in Gezi eylemleri sürecinde “kanun hakimiyetini sağlayacağız” diyerek hukuku ortadan kaldıran uygulamaları meşrulaştırma çabasının vücut bulmuş halidir. Evlerde “kızlı erkekli” kalınması karşısında devletin harekete geçmemesini anayasaya aykırı bir durum olarak değerlendiren, akıldan ve mantıktan yoksun bir yönetim tekniğinin, bu düzenleme ile üniversite dışında işlenen suçları bahane ederek gençlerin eğitim ve öğretim hakkını engellemek istediği açıktır. Örneğin Gezi eylemlerinde 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüş Kanunu`na aykırı hareket eden birisinin, Başbakan Tayyip Erdoğan`dan “talimat” bekleyenler tarafından üniversiteden uzaklaştırılacağını tahmin etmek güç değildir. 

· Önleyici uzaklaştırma cezası ise yine 1985 tarihli yönetmelikte “tedbir” olarak yer verilmiş, 2012`de kaldırılmış ve bugün tekrar varlık kazandırılmış bir uygulamadır. Hakim ve savcı yetkileriyle donatılmış soruşturmacıların takdir yetkisine bırakılan ve bu yetkiyi hukuksuz, keyfi biçimde kullanabilecekleri bir alan yaratılan söz konusu cezalandırma ile bir öğrencinin eğitim-öğretim hakkının elinden alınabilmesi için hakkında soruşturma açılmış olması yeterli görülebilecektir. Gerek masumiyet karinesini gerekse ceza hukukunun genel ilkelerini dahi yok sayan bu düzenleme ile yerleştirilmek istenen düzene, otoriter demek dahi naif kalmaktadır.

Şüphesiz ki bu düzenlemeleri Türkiye`nin içinden geçtiği otoriterleşme sürecinde yeni bir evrenin habercisi olarak değerlendirmek gerekmektedir. YÖK`ün söz konusu düzenlemeleri, AKP`nin “eylül korkusuna”  denk düşen günlerde, Başbakan Erdoğan`ın “hükümeti yıpratamaya dönük danışıklı dövüşleri” engellemek için uygulamaya konulacağını duyurduğu üniversitelerde polis/koruma memuru uygulaması ile birlikte ele alınmalıdır.

2012 yılında toplumsal muhalefetin barometresi olan gençlik mücadelesini “Asker kışlasına çekildi, yargı normalleşti, bir tek sokak kaldı. Bir tek sokak hareketiyle bu hükümete bir şey yapabilir miyiz hesabındalar” biçiminde yorumlayanlar,  Gezi olayları sürecinde “kanun hakimiyetini” sağlamak adına insanları öldüren, gaz bombalarına boğan, sakat bırakan, yaralayan polisin daha fazla nasıl güçlendirileceği derdine düşerek kolları sıvamışlardır. Bu kapsamda, polise “eylem yapma ve olay çıkarma ihtimali” olan kişileri savcı ya da hâkim onayı olmadan gözaltına alma yetkisi tanıyan bir yasal düzenlemenin çıkarılması için çalışmalarına başlamışlardır. 

Amaçlananın da tam olarak “önleyici gözaltı yetkisiyle” donatılmış bir “koruyucu” ordu yaratma hedefi olduğu gözetildiğinde, AKP tarafından üniversite ve stadyumlara Özel Güvenlik Birimleri yerine polisin yerleştirileceği açıklamasının gelmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü on yılı aşkındır iktidarı elinde tutan AKP, varlığını ve dolayısıyla piyasacı-muhafazakâr-otoriter politikalarını meşruiyet krizine sokabilme tehdidi gösteren her yeri ve her kesimi “resmi şiddet gücü” polis eliyle zapturapt altına almak istemektedir. Dolayısıyla ÖGB`nin şiddet kullanma kabiliyetini yeterli bulmayan AKP, doğrudan İçişleri Bakanlığı`nın (hükümetin) üniversitedeki eli/sopası olarak görev yapacak bir gücü (polis/koruma memuru) üniversitelere yerleştirmek istemektedir.

AKP`nin “danışıklı dövüşü engellemek” algısı çerçevesinde, devletin şiddet gücü olan polisi üniversiteye yerleştirmek istemesi, hükümeti eleştiren ya da hükümetin makbul görmediği faaliyetleri yürüten üniversite bileşenlerinin ifade özgürlüğünden, akademik ve bilimsel özgürlüklerine; örgütlenme hakkından, yaşam hakkına kadar en temel hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırılacağına şüphe yoktur. Kaldı ki bu gücün bir de “önleyici gözaltı yetkisi” gibi olağanüstü hal yetkileriyle donatılması, sözün bittiği yere bizlere götürecektir.

Tüm bunlara ek olarak polisin, üniversite içerisindeki fiili varlığının yanında doğrudan “görünmeyen elleri” ile de üniversitedeki demokratik ortamı yok etmek için üniversite disiplin mekanizmalarını kullandığı da unutulmamalıdır. Bunun da ötesine geçilerek doğrudan il emniyet müdürlüklerinin talimatıyla, “ihtiyaç dâhilinde görevlendirme” (13/b–4) bahanesi altında kimi personelin de sürgün edildiği örnekler yaygınlaşmaktadır.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, 12 Eylül darbecileri yargılanıyor diyerek demokrasi naraları atan AKP`nin, cuntacılar tarafından takdire şayan karşılanacak uygulamaları hayata geçirdiği açıkça görülmelidir. Sendikamız Üniversite Temsilciler Kurulu`nda da görüşülen bu konuyla ilgili üniversitelerde demokrasinin yeniden yeşermesi için olmazsa olmaz taleplerimiz şunlardır: 

· Disiplin yönetmelikleri derhal kaldırılarak, yerine üniversitenin tüm bileşenlerince oluşturulan “ortak yaşam ilkeleri” hayata geçirilmeli,

· Söz konusu “ortak yaşam ilkeleri” üniversitenin insan, toplum ve doğa yararına bilim, felsefe ve sanat yapan ve yayan niteliğini pekiştirmeli,

· Bunun için üniversitenin her bileşeninin dini, siyasi ve iktisadi yolla baskılanamayacağı, özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir ortam inşa edilmeli,

· Tüm üniversite bileşenleri yönetime ve karar alma mekanizmalarına katılabilmeli,

· ÖGB, polis ya da koruma memuru, adı her ne olursa olsun üniversite içinde hiçbir şekilde asayiş-güvenlik gücü bulunmamalı,

· Genel asayiş veya yaralama, hırsızlık gibi olaylarda yapılan kurumsal ihbar ve çağrı dışında kolluk gücünün üniversiteye girmesi engellenmeli,

· Kampus girişi ya da dış giriş vb. alanların kontrolü ise üniversitenin kadrolu çalışanlarınca sağlanmalıdır. 

AKP`ye ve üniversiteler üzerindeki maşası YÖK`e sesleniyoruz: Siz, yarattığınız olağanüstü hal rejimine yaslanıp, yıkılmaz sandığınız gücünüze tapının! Biz, eğitim ve bilim emekçileri olarak üniversite bileşenlerinin ortak mücadelesiyle örgütleyeceğimiz direnişimizle, size en iyi yanıtı vereceğimizi unutmayın! 

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu