AKP’nin YÖK’ü Kullanarak Üniversitelerde Kadrolaşma Girişimine Karşı Hukuksal Mücadele Başlattık

AKP, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına tam egemen olmak, onlardan siyasal amaçlarının gerçekleştirilmesinde bir araç olarak yararlanmak için elindeki tüm olanakları kullanıyor. Son olarak eline geçirdiği bir olanağı da devreye soktu ve boşalan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına parti ileri gelenlerinin “ipinin çekilmesi”ni gerektirecek demeçleriyle, “yapmasın da görelim” tehditlerine boyun eğmesiyle kısa sürede ünlenen bir kamu görevlisini getirdi. Bu görevli, yine kısa süre içinde hukuka boş veren tavırlarıyla da tanındı. Ayağının tozuyla yayımladığı “türban” genelgesinin hemen ardından “kadrolaşma genelgeleri”ne ağırlık vermeye başladı. Rektörlüklere, üç gün arayla iki kadrolaşma genelgesi gönderdi. Genelgelerin ilki (15.2.2008 günlü olanı) ile öğretim üyeliği dışındaki tüm akademik unvanlar için özgülenen (tahsis edilen) kadrolardan duyurusu yapılmayanların kullanılmasını yasakladı. Bu, rektörlerin söz konusu kadrolara atama yapma yetkilerinin süresi belli olmayacak biçimde askıya alınması anlamına geliyordu. Üç gün sonra, ilk genelgenin kapsamını dar(!) tuttuğu için pişman oldu. 18.2.2008`de ikinci bir genelge gönderdi. O genelge ile kullanılma iznini iptal ettiği kadrolara “…ilan edilen ve müracaat süresi devam eden…” kadroları da ekledi. İkinci genelgeye bir ek daha yaptı. Rektörlerin öğretim üyeliklerine yapılacak atamalar konusundaki yetkilerini de süresiz olarak askıya aldı. Öylelikle, 2577 sayılı yasanın rektörlerin atama yetkilerini düzenleyen kurallarının uygulanması, YÖK Başkanı emriyle(!) durdurulmuş oluyordu. YÖK Başkanı`nın genelgeleri, sıkıyönetim bildirilerini aratmıyordu. Arada tek bir fark fardı: Sıkıyönetim komutanları, bildirilerini 1402 sayılı yasanın verdiği yetkiye dayandırıyorlardı. YÖK Başkanı ise, genelgelerini hazırlar ve gönderirken hangi yasaya dayandığını düşünmüyor ve açıklamıyordu. Çünkü ne kadar düşünülürse düşünülsün, bu genelgelere yasal dayanak bulunmazdı.

Başkan, atanmalarında belirleyici olabileceği rektörlerin sayısını artırmadıkça, kendi yandaşlarından yeterli bulduğu sayıda rektör atanmasını sağlamayı başarmadıkça ve üniversite görevlilerinin atanmaları konusundaki yetkileri onların ellerine vermedikçe, üniversitelerde bilimsel yaşamın sürekliliğini ve canlılığını sürdürmesine izin vermeyeceğe benziyor. Başkanın ilk uygulamaları; yasağı kaldırdıktan sonra üniversitelerde bilimin egemen olmasını, canlığının giderek artmasını, sürekliliğinin sağlanmasını amaçlayacağı konusunda duyulan kuşkulara haklılık kazandırıyor.

Sendikamız, YÖK Başkanı`nın hukuk tanımaz uygulamalarına karşı hukuksal mücadele başlatmıştır. O bağlamda, yayımladığı iki kadrolaşma genelgesinin öncelikle yürütülmesinin durdurulması, daha sonra da iptali için iki ayrı dava açmıştır.

1. Dava Dilekçesi

2. Dava Dilekçesi

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu