Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin yayınladığı bildiri sonrasında akademisyenlerin, üniversitelerdeki odalarına asılan afişlerle, telefonla, notlarla ya da yerel, ulusal medya aracılığıyla tehdit edilmesi kaygılarımızı derinleştirmektedir.
Belli ki birileri hükümetin, YÖK Başkanı Saraç’ın ve Üniversitelerarası Kurul’un açıklamalarından cesaret bulmakta ve doğrudan akademisyenlerin can güvenliğini hedef alan bu eylemleri sergileyebilmektedir. Ancak vahim olan, üniversite yönetimlerinin el altından “ırkçı ve nefret dolu tehditleri” ortalığa kusan kişi ya da kişiler karşısındaki sessizliği ve tepkisizliğidir!
Üstelik kimi üniversite yönetimleri, bu tehditkar ortamı yok sayarak hali hazırdaki gerilimi büyütecek tavırlar sergilemekten de geri durmamaktadır. Örneğin Marmara Üniversitesi’nin web sayfasına girildiğinde karşılaşılan ilk şey, kendisini ideolojiden yoksun, tarafsız bir tavır olarak konumlandırıp, imzacı akademisyenleri bu tehdit ve nefret dilinin önüne atan ve Rektörlük imzasıyla paylaşılan bir duyurudur.
Belirtmek isteriz ki üniversite yönetimleri kendilerini sorumlu görmeseler dahi(!), hukuk ve yasalar nedeniyle akademisyenlere ve diğer üniversite bileşenlerine yöneltilen bu tehditkar tavır karşısında sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğu yok sayanlardan, hukuk önünde er geç hesap sorulacağı bilinmelidir. Eğitim Sen olarak, tüm üniversite yönetimlerini sorumlu davranmaya çağırıyor, akademisyenlerin can güvenliğini sağlanması konusunda göreve davet ediyoruz! Söz konusu tehdit mesajları karşısında üç maymunu oynayarak üniversitenin ve akademisyenlerin “varlık amacını” tartışmaya kalkanların, bu tartışma başlığı altında asıl olarak kendilerinin sınandıkları bilinmelidir.










