Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sınav sistemlerine dair eleştirileriyle alelacele yapılan değişiklikler sonrasında YÖK’ten “Yükseköğretim Kurumları Sınavı”na dair ayrıntılı bilgi geldi. Yapılan açıklama, söz konusu değişikliğin ne kadar ciddiyetsiz ele alındığını bir kez daha ortaya koydu.
Şöyle ki, YÖK Başkanı Saraç’ın açıklamasıyla kamuoyuna yapılan ilk bilgilendirme sonrasında gelen kimi eleştirilerin, yeni açıklamayla bertaraf edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Yapılan yeni bilgilendirmeye göre;
- Türk Dili ve Edebiyatı testi içerisine 10 soruyla Tarih ve 6 soruyla Coğrafya dersleri eklenmiş,
- Sosyal Bilgiler 2 testine, 6 soruyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yer verilirken Mantık, Felsefe ve Sosyoloji derslerinin toplam sorusuna 12 soru ayrılmış,
- İlk gün sabah oturumunda yapılacak olan ve herkesin katılımının zorunlu tutulduğu Temel Yeterlilik Sınavı için “YGS’den bütünüyle farklı ve yeni bir sistem” tanımlaması yapılmış,
- İlk oturumda 80 soruya 90 dakikalık bir süre ayrılırken, ikinci oturumda en az 80, en çok 160 soru çözmesi gereken adaylar için süre 180 dakika ile sabitlenmiş,
- Sınav ücretinin ise tek fiyatlandırmayla 120 TL olmasının beklendiği ifade edilmiştir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki sınav stresini azaltacağı belirtilen yeni sistemin omurgasını oluşturan “Temel Yeterlilik Sınavı”, YÖK’ün de belirttiği gibi ““YGS’den bütünüyle farklı ve yeni bir sistem”dir.
Bu tespit dahi bizlere bir gerçeği sunmaktadır. Bugün adaylar, “Temel Yeterlilik Sınavı”nın soru tiplerini bilmemekte, neye ve nasıl hazırlanacağını öngörememektedir. Daha önce yapılmamış bir sınava dair örnek soru yayınlansa dahi bu durumun adaylar üzerinde yaratacağı baskıyı azaltmayacaktır.
Kaldı ki, YÖK ilk yaptığı duyurudan sonra Tarih ve Coğrafya derslerine de testlerde yer verileceğini yeni açıklamıştır. İki gün sonra yine bir değişikliğe gidilip gidilmeyeceğinin artık garantisi yoktur. Bu ciddiyetsizliğin de belirsizliğe ve sınav kaygısına yol açacağı açıktır.
Bir diğer önemli konu da tek güne sığdırılan sınavın süreleri ve adayların çözmek durumunda kalacakları soru sayısıdır. Bir adayın sabah oturumunda 80 soruyu 90 dakikada çözmesinin ardından, öğleden sonraki oturumda 180 dakikada 120 ya da 160 soru çözmek durumunda kalması dahi sınavın değerlendirme ilkeleri açısından güvenilirliğini ve geçerliliğini sorgulatmaktadır. Açıktır ki tek günlük sınav sistemi, sabah oturumundan sonra öğleden sonraki oturuma girecek adayların 40’ar soruluk iki test çözecekleri beklentisine göre oluşturulmuştur. Ancak istisnai durumda olan adaylar YÖK’ün bu beklentisine kurban edilmektedir.
Son olarak, vurgulayarak belirtmek istediğimiz husus şudur: Eğitim sistemlerinde her ders bir diğerini desteklemeli ve öğrencilerin kendi potansiyellerini keşfedecekleri, yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir bütünlüğün parçası olarak görülmelidir. Halbuki Tarih ve Coğrafya derslerinin sınav sistemine eklenme süreci dahi bizlere Türkiye’de durumun böyle olmadığını göstermeye yetmektedir. Tarih ve Coğrafya derslerinin bu şekilde sınav sistemine eklenmesi, “makbul” olan ve olmayan ders ayrımını ortadan kaldırmamakta, derslerin içeriği tartışmasına ise temas dahi etmemektedir. Türkiye’deki eğitim sistemi yıllardır “Kervan yolda dizilir” mantığıyla örgütlenmektedir. Ne yazık ki bu politikanın bedelini ise öğrenciler ve eğitim emekçileri ödemektedir.
Eğitim Sen olarak, YÖK’e ve hükümete çağrımız çocuklarımızın ve gençlerimizin emeğine saygı duymaları ve geleceklerini ilgilendiren böylesi önemli bir konuda alelacele hareket etmemeleridir. Bu nedenle sınav sistemindeki değişikliğin bu yıl uygulanmadan önce farklı kesimlerin eleştiri ve görüşleri alınmasını, toplumsal uzlaşıya dikkat edilerek bu ve benzeri değişikliklere gidilmesidir. Bir kez daha belirtmek isteriz ki yap-boz tahtasına dönüştürülen sadece eğitim sistemi değil, eğitim emekçilerinin emeği, öğrencilerimizin eğitim hakkı ve geleceğidir!









