11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü Kutlu Olsun

1149

2012 yılında Birleşmiş Milletler Kurulu, Türkiye, Kanada ve Peru’nun girişimiyle, kız çocuklarının cinsiyetinden dolayı maruz kaldığı eşitsizlikler konusunda farkındalığın arttırılması, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve ortadan kaldırılması, onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla 11 Ekim’i  Dünya Kız Çocukları günü olarak ilan etti.

Dünya Kız Çocukları Günü, kız çocuklarının cinsiyetlerinden dolayı maruz kaldıkları eşitsizliklere, ayrımcılıklara,  eğitime, yasal ve sosyal haklara erişimindeki sorunlara vurgu yaparak her yıl 11 Ekim’de kutlanmaktadır.

Dünya genelinde milyonlarca kız çocuğu, hâlâ eğitime, sosyal ve yasal haklara erişememekte, erken yaşta evlenmeye zorlanmakta, çocuk işçiliğine, ev içi emek sömürüsüne, yoksulluğa, şiddete, istismara ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Türkiye’de de durum farklı olmamakla birlikte, siyasi iktidarın sorunu çözmek yerine katmerleştiren aksi yönde politikaları sonucunda giderek ağırlaşmaktadır. Öyle ki iktidar  çocuk evliliklerinin yolunu açan,  şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştırıp cesaretlendiren yasal düzenlemelerle, kız çocuklarını eğitimden, toplumsal hayattan koparıp güçsüzleştiren, geleneksel ataerkil rollere hapseden politikaları meşrulaştırmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 21. maddesinde; “Evli olanların kayıtları yapılmaz, öğrenci iken evlenenlerin okulla ilişiği kesilerek kayıtları e-okul üzerinden açık öğretim lisesine veya mesleki açık öğretim lisesine gönderilir.” denilerek çocuk yaşta evlilikler olağan kabul edilmektedir. Bu madde, ayrıca kız çocuklarının örgün eğitimden uzaklaştırılarak kamusal alandan dışlanmalarına yol açmaktadır.

20 Nisan 2021’de TÜİK’in yayınladığı İstatistiklerde Çocuk Raporu’na göre, 2002-2021 yılları arasında 16-17 yaş grubunda toplam 731 bin 16 kız çocuğu evlendirilmiştir. Nüfus kayıtlarına geçmeyen bilgilerin TÜİK verilerine yansımadığı göz önüne alındığında, psikolojik, ekonomik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan istismar ve şiddeti içinde barındıran çocuk yaşta evliliklerin çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Çocuk yaşta yapılan evlilikler, kız çocuklarına henüz hazır olmadıkları ağır sorumluluklar yüklemekte, onların sağlığını tehlikeye atmakta, eğitimden ve kamusal alandan kopmalarına sebep olmaktadır.

Tarihsel ve toplumsal değerlerin yarattığı cinsiyet eşitsizlikleri içinde yoksulluk, göç, mülteci statüsü,  engellilik, ırk, renk, etnisite farklılıkları, coğrafi izolasyon, bölgesel dağılım, eğitimin ticarileşmesi ve dinselleştirilmesi, kadınlar ve kız çocukları için toplumun geri kalanından daha dezavantajlı bir durum yaratmaktadır. Söz konusu durumlar eğitime erişim, devam ve tamamlamada kadınlar ve kız çocukları aleyhine eşitsizliklere neden olmaktadır.

Bu bağlamda, okula erişemeyen kız çocuklarına dair son resmi veriler durumun ne kadar vahim ve kaygı verici boyutlara ulaştığını göstermektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2021-2022 örgün eğitim istatistiklerine göre, eğitimin bütün kademelerinde erkek çocuklarının sayısı kız çocuklarından daha fazla. MEB’in okullaşma istatistiklerine göre ise ilkokulda 195 bin, ortaokulda 298 bin, lisede 373 bin kız çocuğu okula gidememekte. Böylelikle okul çağında 866 bin kız çocuğu eğitimin dışına itiliyor. Açık öğretimde okuyan kız çocuğu sayısını ise 636 bin 270 olarak belirten istatistikler toplamda 1,5 milyonu aşkın kız çocuğunun eğitim sisteminin dışında bırakıldığını gösteriyor.

Oysaki kız çocuklarının eğitime erişmeleri, eğitim düzeylerinin yükseltilmesi ve eğitime etkin katılımları; toplumsal alandaki konumlarının güçlendirilmesi ve eşit haklardan faydalanmaları açısından kritik önemdedir. Eğitim, kız çocuklarının ve kadınların ilgilerini ve yeteneklerini fark etmelerini ve geliştirmelerini, eve kapatan ilişkilerin dışına çıkabilmelerini sağlarken, hareket ve girişim özgürlüğünü arttırmaktadır.

Ancak, geleneksel kadınlık rollerini İslami kurallar ile meşrulaştırmaya çalışan Millî Eğitim Bakanlığı, eğitimin en önemli unsuru olan ders kitaplarıyla, aile yaşamını kutsayan ve kadını yok sayan politikaların sürdürücüsü olmaktadır. Eğitim müfredatı eleştirel düşünceyi engelleyerek sorgulamayan bireyler yetiştirmeyi hedeflemekte, kız çocuklarına ve kadınlara dayatılan geleneksel yaşam biçimi eğitim müfredatı ile yeniden üretilmektedir. Tekçi, gerici, cinsiyetçi müfredat ile ayrımcılık derinleşmekte, cinsel yönelim farklılıkları da yok sayılmaktadır. Karma eğitime yönelik müdahaleler, eğitimin dinselleşmesi ve çocukların geleneksel rol kalıpları ile yetiştirilmesine yönelik müfredatlar şiddetin ve cinsel istismarın önünü açmaktadır.

MEB ve YÖK’ün “toplumsal cinsiyet eşitliği” uygulamalarından vazgeçmesi, MEB müfredatının toplumsal cinsiyet normlarını yaratmaya ve yeniden üretmeye katkıda bulunan yapısı, kadın ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmelerin uygulanmaması ve eğitimde dinselleştirme politikaları kız çocuklarını kamusal alandan dışlamayı ve böylelikle güçsüzleştirmeyi amaçlayan politikalarının birer sonucudur.

Kız çocuklarının durumu ile ilgili derhal çözüm bekleyen ciddi sorunların var olduğu Türkiye’de, çözüme dair yaklaşımların sistematik, yapısal ve sürdürülebilir olması gerekmektedir.

Bu nedenle;

  • İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme iptal edilerek, sözleşme etkin biçimde uygulanmalıdır.
  • Kız çocuklarının ilköğretimde okul terklerinin azaltılması için önlemler alınmalı, okullaşma oranları yükseltilmeli ve eğitim öğretim müfredatı, cinsiyet eşitliği perspektifi esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.
  • Risk altındaki kız çocuklarının belirlenmesi ve korunmaları için gereken erişim ve müdahale ilgili mekanizmalar tarafından derhal sağlanmalıdır.
  • Siyasi iktidar, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu aracılığıyla uluslararası sözleşmelere atılan imzaların gereğini yapmalı, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi tüm kademelerde ve üniversitelerin tüm bölümlerinde ders olarak okutulmalıdır.
  • Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmak ve kadınların yönetim düzeylerinde yer almalarını sağlamak için cinsiyet eşitliği sağlayan mekanizmalar uygulanmalı, cinsiyet eşitliğinin esas alındığı bir çalışma yaşamı ve ortamı sağlanmalıdır.
Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu