Yükseköğretim ‘Re’for(u)mu Sempozyumu Gerçekleştirildi

Dün, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi`nde `Yükseköğretim ‘Re`for(u)umu` başlıklı sempozyum gerçekleştirildi. Sempozyumda, öğrenciler, öğretim elemanları ve üniversite yöneticileri yeni YÖK yasa tasarısını tartıştı.
 

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi`nden Gökhan Atılgan`ın oturum başkanı, Boğaziçi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi rektör yardımcılarının konuşmacı olduğu ilk oturumda, üniversite yönetimlerinin yasa tasarısına karşı görüşleri tartışıldı.

 

Nur Betül Çelik`in oturum başkanlığında gerçekleştirilen ikinci oturumda, akademisyenlerin tasarıya ilişkin görüşleri paylaşıldı.

“Kamusal, Demokratik Üniversite Talebinden Geri Durmamalıyız”

Oturumun ilk konuşmacısı İzzettin Önder, üniversitelerin, neoliberalizmin gereği olarak şekillenmesi gerektiğini dile getirerek, bu bütünü görmeden yeni YÖK tasarısını da tartışmanın mümkün olmadığına değindi. Önder, kamusal ve demokratik üniversite talebinden geri durmamak gerektiğini dile getirerek “Bu mücadeleyi, zihinlerimizi sistemin dışına çıkararak gerçekleştirebiliriz” dedi. 

“Geleceğin bilim insanlarını görebiliyor musunuz?”

Konuşmasında, yeni yasa tasarısı ile akademiyi bekleyen geleceğe değinen Emine Yönden, derslerde anlatılacakların üniversite bileşenleri dışında belirleneceğini, bilim insanlarının seçecekleri araştırma konusunu Bilgi Lisanslama Ofisleri`nin belirleyeceğini belirterek, “Geleceğin bilim insanlarını görebiliyor musunuz?” dedi. 

“Üniversitedeki Dönüşüm, Siyasal ve İdeolojik Dönüşümden Ayrı Düşünülemez”

Deniz Yıldırım ise yükseköğretimin yeniden yapılanma sürecini, Türkiye`nin bugün yaşadığı siyasal süreçten ayrı değerlendiremeyeceğine değinerek, “Yeni YÖK yasa tasarısı, salt iktisadi bir dönüşümü ya da akademi dönüşümünü ifade etmiyor. Bunun, politik hegemonyaya dair genel bir dönüşüm olduğunu görmek gerek” dedi. 

Yıldırım, konuşmasında, Tasarının sunuş biçiminin de AKP`nin son dönem argümanlarıyla sunulmasının bir tesadüf olmadığına da dikkat çekti. Sembollere ve metaforlara yaslanan siyasal iktidarın, bu sembol ve metaforları kullanarak muhataplarını kendi diline çekmeye çalıştığını dile getiren Yıldırım, tasarının da darbe karşıtı demokratikleşme olarak sunulduğunu ifade etti. Tasarı ile öngörülen Türkiye Yükseköğretim Kurumu`nun ise YÖK`ün yarattığı psikolojik olumsuzluğu giderme amacıyla gündeme getirildiğini belirtti. 

Yıldırım, tasarının sermaye ile bilgi üretimi arasında doğrudan bağ kurduğuna, daha merkeziyetçi ve yönetsel olduğuna, `81-`92 arasındaki olağanüstü hal dönemini geri getiren bir dönüşümü de beraberinde getirdiğine de değindi. 

Utku Balaban ise konuşmasında, ABD`deki yükseköğretim sistemini anlatarak tasarı ile ortaklıklarını açıkladı. 

Korkut Boratav başkanlığında gerçekleştirilen 3. oturumda, Teoman Pamukçu, Şükrü Gülfiden (idari personel), Emine Çakır (lisans öğrencisi) ve sendika uzmanımız İlker Akcasoy konuştu. 

İlk konuşmacı Teoman Pamukçu, performans değerlendirme sistemine, akademik puanlama sistemine ve Bilgi Lisanslama Ofisleri`ne değinerek üniversitelerin ticari değeri olan bilgi üretimine odaklanacağını dile getirdi. 

Şükrü Gülfiden ise tasarıda yok sayılan, hiçbir karar alma sürecine dahil edilmeyerek pasif uygulayıcı haline getirilmek istenen idari personelin durumunu ve tasarı ile tamamlanacak dönüşümle idari personelin geleceğini anlattı. 

“Üniversitelerin Gerçek Sahipleri Biziz”

Tasarıda üniversite öğrencilerinin ve onların gerçek taleplerinin yok sayıldığına değinen lisans öğrencisi Emine Çakır, üniversitenin asli bileşenlerinden olan öğrencilerin nasıl bir üniversite istediğine değindi. Tasarının öğrencilerin müşteri, üniversitelerin birer şirket olarak görüldüğünün ifadesi olduğunu dile getirdi.

AKP`nin eğitimi ve üniversiteleri bütün olarak paralı hale getirme anlayışı, derelerin- fabrikaların-madenlerin sermayeye peşkeş çekilmesi anlayışının bir parçası olduğunu dile getiren Çakır, toplumsal-kamusal tüm hizmet ve birikimlerin sermayenin hizmetine sunulduğunu, öğrencilerin piyasanın ‘en dinamik müşteri unsuru` olarak görüldüğünü dile getirerek, “Eğitim bir yatırım alanı olarak para- piyasa ilişkilerinin parçası değil; toplumsal- kamusal bir hizmet olarak kişinin kendini geliştirmesi, yeteneklerini, becerilerini arttırması, dünyayı kavrayışını derinleştirmesi için, bunu ister üretimde kullansın ister kullanmasın, çok önemli bir araçtır. Kamusal eğitim, toplumda var olan eşitsizlikler karşısında zayıf olanların haklarını korumasının da bir güvencesidir” dedi. Çakır, bugün, üniversitelerin AKP eliyle satışa çıkarılmasına karşı kamusal-demokratik, tüm bileşenlerin üniversitelerde söz ve karar sahibi olduğu bir üniversite talebini yükseltmenin, sermayedarların değil üniversitenin gerçek sahiplerinin söz sahibi olduğunu, üniversitelerin satılık olmadığını kararlılıkla vurgulamanın önemine değinerek konuşmasını sonlandırdı. 

“Mücadeleyi Üniversite Dışına Çıkarabilmeliyiz” 

Sendika uzmanımız İlker Akcasoy ise tasarıya karşı muhalefeti yükseltmek için, üniversiteyi toplumsallaştırmak için, üniversite hapsolmadan mücadele etmek gerektiğini değinerek konuşmasını gerçekleştirildi. Sendikamızın tasarıya ilişkin yürüttüğü mücadelenin de bunu hedefleyen bir mücadele olduğuna değindi. 

Panelin son oturumunda söz alan İTÜ‘lü araştırma görevlisi, İTÜ‘de sürdürdükleri direnişe dair bilgi verdi.

Sempozyumun son oturumunda ise yeni YÖK yasa tasarısına karşı mücadele üzerine forum yapıldı.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu