`Korku kapıdan girince, eğitim bacadan çıkarmış…`Kızcağız, sarı saçlı mavi gözlü çiçek gibi güzel bir lise öğrencisi. Geçen akşam bir TV. Kanalında iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Okul sorunu varmış. Bu değiştirdiği üçüncü liseymiş. Okul yönetimleri sarı saçına takmışlar. Öğrencinin saçlarının anadan doğma sarı olduğunu kanıtlaması için veliden doktor raporu istenmiş. Getirmiş. Bu kez müdürlerden birisi, rapora helvacı kağıdı benzetmesi yaparak, kabul etmemiş. Belli ki ne rapor, ne de kızın saç rengi müdürün kafasındaki kalıba uymamış. İdeal saç kara, ten ise esmerdir diye düşünmüş olabilir… Köy Enstitüsü kökenli eski bir eğitimciyim. Öğretmenliğimden ilk kez ve ciddi biçimde utandım. İnsan vücudunun gen haritasının çizildiği, uzayda yaşam izlerinin bulunduğu, düşünce sistemimizi okuyacak bilgisayarların piyasaya sürüldü sürüleceği bir çağda bu olmamalıydı. Okullar arası paslaşılmaktan, arkadaşları ve ailesinin yanında küçük düşürülmekten ruhsal bir örselenme yaşayan çocuk intihara kalkışmış. Gerçekte intihar etmesi gereken o yavru değil, önce okul yönetimleri sonra da Milli Eğitim Bakanı olmalıydı. Demek ki eğitimin tekeri gerçekten patlamış. Güzel bir Tatar özdeyişi var: `Değişmeyen fikirler değişmeyen gömlekler gibi kirlenir` diye. Değişime karşı duran, özü reddeden biçimci bir kafa gelmiş oturmuş başımıza. Sözünü ettiğimiz bugünün meselesi değil kuşkusuz. Burada gözden kaçmaması gereken ise geçmişle güncel arasındaki diyalektik bağdır kuşkusuz. İyi bir hekim bazen hastanın yüzüne bakarken hastadan daha çok endişelenir ve üzülür. Çünkü insan bilinci kadar mutlu ve bilinci kadar mutsuz olurmuş. Hasta hastalığının farkında değildir, üstelik yoksuldur. İyi bir eğitimci burada iyi bir doktor konumundadır. Bu halkın çocuklarının eğitim açısından kimlere, nasıl bir eğitim anlayışına emanet edildiğinin bilincinde birisi olarak, dehşetli üzülüyorum. Üzülmemek elde mi? 1950`de yönünü geriye dönen eğitim anlayışı, 12-Mart darbesiyle iyice çığırından çıkarılmıştır. Çağdaş kafalı eğitimciler ya öldürülmüş, ya da düşüncelerinin kapısına kilit vurulmuştur. Irkçı şoven ve de bağnaz bir anlayışla, seri imalata geçilmiştir. Sekiz yüz bin Milli Eğitim çalışanlarının içinde Eğitim-Sen`de örgütlü öğretmen sayısının sadece yüz bin dolaylarında olması bunun kanıtı değil midir? Ne yazık ki öteki çoğunluk halen kendi sınıfının bilincine ermiş değildir. Oysa günümüzde insanı tanımlarken: `İnsan örgüt bilincine gelmiş canlıdır` deniyor… Bu anlamda örnekler çok ama yakında gazetelere de yansıyan şu örnekler gerçekten düşündürücüdür: Bir öğretmen öğrencisinin bileğine `Temizlik parasını unutma` yazmıştı. Büyük bir olasılıkla çocuk unutmamıştı. Fakat babasının parasının olmadığı kesindi. Başka bir zamanda başka bir yöneticinin karne parası getirmeyenlere karne vermediği haberi ise bildiğimiz haberi adidendi. Ya da sınıfta güldüğü için kulağı patlatılan çocuğun öyküsü. Ayrıca bütün dünyayı Türk ırkının bir yansıması gibi gören, kadın eli sıkmayan yönetici bolluğu. Eğitim-Sen`in araştırmasına göre öğretmenlerin yüzde 8`i hiç kitap okumuyor. Yüzde 28`i de sadece ayda bir kitap okuyor. Türkiye`de toplam kitap okuma oranı zaten yüzde 4,5 imiş. Yine ülkemizde 394 kütüphaneye karşın, 400 bin kahvehane var. Fransa`da 7 kişiye yıllık bir kitap düşerken, Türkiye`de 12 bin 89 kişiye bir kitap düşmektedir. Dünyada eğitime en az pay ayıran 5. ülkeymişiz. Olanlardan sakın sadece öğretmenleri sorumlu tutuğumuz anlaşılmaya! Öğretmeni de yetiştiren sistem sorgulanmadan varacağımız sonuç elbette yanlış olur. Düz mantık bizi yanlış anlaşılmalara, o da aydın düşmanlığına götürebilir. Gerçekte öğretmen ve gençlik demek gelecek demektir. Gelecek ise evrensel anlamda yarındır ve ilericidir. Eğitim ve eğitimciler aydınlığın giriş kapısı olarak bilinir. Altını çizmek istediğimiz, yanlış bir siyasetin açmazıdır. Öğretmeni tahsildar durumuna düşüren siyaseti sorgulamadan salt öğretmeni suçlamak başka bir suç olabilir. Yarım gün öğretmenlikten sonra karpuz kavun satan, tuvalet bekçiliği yapan öğretmenlerimizi bilmiyor muyuz? Sömürü sistemi yapısı gereği aydınlığa hasımdır. 12-Mart ve 12-Eylül`ün, gençliği çağdaş eğitimciyi ve kitabı yakıp yıktığı herkesçe bilinir. Kitapla silahın bir tutuluşu, dahası kitabın silahtan tehlikeli bulunuşu boşuna değildir. Bu yüzden burjuvazi halen tekelinde tutuğu bilgiyi emekçi çocuklarına vermekte çok cimridir. Onların kaymakam, vali, üst düzey yönetici olmalarının önünü kesmek için bazı fakültelere çift yabancı dil barajı koymaları da boşuna değildir. Özel Anadolu liselerinde okumayan birisi çift yabancı dili nasıl öğrenebilir ki..? Bilimin ve hukukun önünde hiç bir kişi ve kurumun dokunulmazlığı olmamalıdır. Bu öğretmen bile olsa! Özelleşmelerle eğitimde fırsat eşitliği kökten bozulmuştur. Sistem, eğitimi dolaysıyla eğitimciyi de tüccar eline düşürmüştür. Kötü yetiştirilmiş, ayrıca ekonomik açıdan zora sokulmuş bir eğitimcinin okuması çok zordur. Okumayan eğitimci ise üstünde bir şey konmayan huniye benzermiş. Yani alttan sıfır verim çıkacağı kesin olan bir sonuçtur bu…Sonuç: Yapısı gereği gençlik olağanüstü biçimde haklı bir kitledir. Biz yetişkinler onları sınavlarla, veremeyeceğimiz gelecek korkularıyla, zamanı geçmiş küflü bilgi tuzaklarıyla kuşatmış durumdayız. Dört yandan kuşatılmış canlı tehlikelidir. Üstelik bu kuşattığımız, dahası başarısız kılarak onuruyla oynadığımız dinamik kitle, kendi geleceğimiz ise! Bir de o akşam programı yapan TV`nin istemeden yaptığı, kaş yapayım derken göz çıkartmak hikayesi vardı kuşkusuz. Öğrenci kızcağızı ele aleme teşhir etmek gibi bir durum ortaya çıkmadı mı sizce? Batı, yani Avrupa TV`lerinde, onsekiz altı gençler için bir program yapılacaksa, mutlaka bir pedagog ya da psikolog bulunduruluyor. Herkes aklına estiği gibi konuşmuyor. Çünkü yanlış bir sözcük bile bir çocuğun kişiliğini zedeleyerek, geleceğini karartabilir. Bu çağda yapılan yanlışlar çocukta düşünce kanserine neden oluyor. Kolay iyileşmiyor. Tıpkı müzmin korkunun yetişkinlerde yarattığı düşünce çürümesi gibi. Eğer bugün pek de sağlıklı düşünmeyen bir toplum isek, bir yerlerimizden yaralı, yani hastalanmış olmaz mıyız? Bizimkisi sadece bilimsel bir kuşkudur.











