Üniversite A.Ş.’ye Hayır!

YÖK tarafından hazırlanıp

57. hükümet döneminde

TBMM`ye getirilen ve kadük olan

yasa tasarısı ile ilgili

bilim insanlarının görüşleri…

Sunuş

Kapitalizm her alanı ve aslında kamusal olan her şeyi para-meta ilişkisi üzerinden açıklamaya ve yeniden düzenlemeye çalışıyor. Her dokunduğunu metaya dönüştüren, böylece her değerin parayla ölçebileceğini kanıtlamaya çalışan kapitalizm, bilgiye ve eğitime el atmış bulunuyor.  Eğitimde, Dünya ve Türkiye`de büyük bir özelleştirme furyası yaşanıyor. Eğitim ve bilimin bile parayla alınıp satılabilecek bir değer olduğu ve eğitim ve bilim üzerinden de para kazanılması gerektiğiyle hareket eden kapitalizm böylelikle temel insan hakkı sayılan kamusal eğitim hakkının tamamen ortadan kaldırılmasını hedefliyor. 

Uluslararası anlaşmalarla (MAI ve GATS) şekillenen, YÖK eliyle hazırlanan yeni bir üniversite yasa tasarısı TBMM alt komisyonlarında görüşülmeye başladı. Üniversiteleri kapitalist odaklar durumuna getirecek yeni düzenlemenin bu döneme denk gelmesi rastlantı mıdır? Eğitimin paralı bir duruma getirilmesi, özelleştirme kıskacına alınmasının IMF ve Dünya Bankası direktifleriyle yapıldığı ne kadar açıksa, siyasi iktidar ve YÖK`ün de IMF`den gelen isteklerin kararlı uygulayıcısı oldukları da o kadar açıktır. 

YÖK Kanunu`nda yeni düzenleme yapmak isteyenler, uzun yıllar süren çalışmalarının meyvelerini toplamak için bir yıl önce harekete geçmiş, toplumu ve birçok okul yöneticisini ve hocayı da maniple etmişlerdi. En son 31 Mayıs`ta bu manipülasyonun sonucu olarak, sanki tüm üniversitelerin ve hocaların talebiymiş gibi Başbakan Bülent Ecevit`e sundukları bir raporla ticarileşmenin yasasını da istemişlerdi. Üniversiteyi şirket, öğrenciyi müşteri, üretilen bilgiyi de pazara çıkaracak ürün olarak gören bu ideolojik, politik ve pratik manipülasyon, eğer biz ses çıkarmazsak başarılı olacağa benziyor.

Geçtiğimiz yıl sonunda meclise sunulan ve önümüzdeki aylarda meclisten geçirilip uygulamaya konulması beklenen, asıl olarak üniversitelerin piyasaya açılması ve şirketleştirilmesi esasına dayanan yasa tasarısı genel olarak incelendiğinde, yapılması planlanan belli başlı birkaç temel değişiklik ve yenilik göze çarpmaktadır. Bu yeni yasa tasarısıyla ilgili vurgulanması gereken en önemli nokta üniversitelerdeki mali, personel ve idari sorunların yalnızca teknik (ekonomik) birer mesele olarak algılanıp günün ihtiyaçlarına uygun çözümlerin geliştirilmesi gerektiği yönündeki anlayıştır. Getirilen çözüm önerilerinin siyasi bir tercihten çok teknik bir mesele olarak sunulması bu yasanın doğurabileceği toplumsal sonuçları düşünülemez hale getirmektedir. Oysa her türlü hizmet alanının piyasaya açılmasını öngören GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) rejimini arkasına alan bu yasa, özellikle kapitalizmin 70`lerin ortalarından bu yana girmiş olduğu yeniden yapılanma süreci düşünüldüğünde, çok önemli bir kesimi eğitim hakkından mahrum bırakmak yönünde yapılmış siyasi bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır. Bugün üretimin ve hizmetlerin düzenlenmesi sürecine bilginin çok temel bir faktör olarak girmesiyle insan emeğine ihtiyaç azalmıştır. 

Dolayısıyla artan üretkenlik herkesin eğitilmesine ihtiyaç duymamaktadır. Belli bir kesimin yüksek düzeyde eğitim verilerek uzman olarak yetiştirilmesi yeterlidir. Bu anlamda üniversitenin bu yeni sürece uygun olarak yapılandırılmasını öngören yasa tasarısının sonuçları elbette siyasetin konusudur. Çünkü bilginin metaya, üniversitenin şirkete, öğretim elemanının satıcıya ve öğrencinin müşteriye dönüştürülmesi piyasa temelli bir toplumsal yeniden yapılandırmanın siyasetidir. Bu düşünceden hareketle eğitim bilim iş kolunda taraf olma iddiası içinde olan Eğitim Sen yüksek öğretim alanında iş gören eğitim emekçilerinin örgütlenmesinde aktif sorumluluklar almaktadır. Örgütlenme ile birlikte bu alanın genel sorunları bir bütünlük içinde değerlendirilmekte yapılan çalışmalar, ortaya konan üretimler zaman zaman kamuoyu ile paylaşılmaktadır.

Bu çerçevede sendikamız üyesi değerli öğretim elemanları Doç. Dr. Hayri Kozanoğlu, Prof. Dr. Işıl Ünal, Doç. Dr. Fuat Ercan, Dr. Ramazan Günlü`nün katkılarıyla bu dosya hazırlanmış, anti-demokratik eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı bulduğumuz yeni YÖK yasasını teşhir faaliyetinin bir parçası olarak bilginize sunulmuştur. 

MERKEZ YÖNETİM KURULU
Özerk, Demokratik Üniversite, Özgür Bilim” İstiyoruz.

Doç. Dr. Hayri KOZANOĞLU
Bakanlar Kurulu tarafından Başbakan Bülent Ecevit imzasıyla TBMM`ne görüşülmek üzere gönderilen, “Yükseköğretim Kanunu” üniversite eğitiminin ticarileşmesi yolunda atılan adımların en ileri aşamasını oluşturmaktadır. Bu tasarıyla üniversitelerin öğrencilerine ve topluma kamusal hizmet üretmek sorumluluğundan tam olarak vazgeçilmekte, üniversite bir işletme, öğrenciler ise müşteri olarak tanımlanmaktadır. Artık üniversiteler fırsat eşitliği temelinde gençlerin bilgi ve yeteneklerini geliştirip, kendilerini gerçekleştirdikleri bir meslek edindikleri kamusal kuruluşlar olma kimliğini terk etmekte, üniversite eğitimi neredeyse varlıklı ailelerin çocuklarının bir ayrıcalığı haline gelmektedir.

Yasa tasarısının gerekçesinde tasarının amacı devlet üniversitelerinin “vakıf” adı altında faaliyet gösteren özel üniversitelerin sahip olduğu idari ve mali yetkilerle teçhiz edilmesi şeklinde belirtilmektedir. Halbuki özel üniversitelerin bütçelerinin yarıya yakınının devlet tarafından finanse edildiği bilinmektedir. Özel üniversitelere akıtılan kaynakların kamu üniversitelerine aktarılması yerine, tam tersine kamu üniversitelerinin yetersiz bütçesi veri kabul edilmekte, öğrencinin cebine saldırarak üniversiteleri büyük sermayenin arka bahçesi olarak tanımlayarak “mali kaynak” sorunu çözümlenmeye çalışılmaktadır. Özgür bilim üretiminin dinden, devletten, sermayeden bağımsız olması gerektiği ilkesine gölge düşürülmektedir.

Öğrenci katkı paylarının üniversiteler tarafından belirlenmesi uygulaması, üniversitelere öğrenci başına cari hizmet ödeneğinin yarısına kadar harç koyma yetkisi vermekte, üniversite eğitimini fiilen paralı hale getirme tehlikesi taşımaktadır. Örneğin, 2001 yılı itibariyle öğrenci başına ortalama fiili harcamanın 1200 dolar olduğu düşünülürse yeni tasarının yürürlüğe girmesi halinde bunun öğrenci cebinden çıkacak miktarı 600 doları budur ki, bu da çok büyük bir yük anlamına gelir. Harç belirleme yetkisinin üniversitelere bırakılması üniversiteler arasında bir hiyerarşi doğurma tehlikesi de taşımaktadır. Büyük şehirlerdeki elit üniversiteler yüksek harçlar belirleyecek, bu uygulama yoksul ailelerin yetenekli gençleri için üniversite kapısına kadar karşılaştıkları ayrımcılık bir yana, yeni bir engel oluşturacaktır.

Kanunun 58. maddesi bir işletme hesabı oluşturarak üniversiteyi bir işletme olarak tanımlamamaktadır. Bunun arkasında yatan mantık, üniversiteyi yönetme anlayışının karını maksimize eden bir işletmeyle aynılaşması, bilimsel üretimin ikinci plana atılmasıdır. Üniversitelerin hizmet ve mal üretiminden elde edecekleri tüm gelirler bu hesapta toplanmaktadır. Bu uygulama üniversitelerin otopark, market ve lokanta işletmecisi rolünü, paralı kurs düzenleme fonksiyonunu iyice meşrulaştırmaktadır. Artık üniversiteler sadece öğrencilere değil, tüm toplumun hizmetine açık bilgi üretimi yapılan, yetişkin eğitimine katkıda bulunan, tüm yurttaşların kütüphane ve alt yapısından ücretsiz yararlandıkları bilim merkezleri değil, birer ticarethanedir.

Aynı işletme hesabından öğretim elemanlarının ek ders ve sınav ücretlerinin ödeneceği vurgulanarak öğrencinin cebinden öğretim elemanlarının mali durumlarının düzeltilmesi beklenmekte, üniversitenin iki ana bileşenini karşı karşıya getirme planı sezilmektedir. Ayrıca araştırma profesörlüğü uygulaması getirilerek “holding profesörlüğü” kurumlaştırılmaktadır. Bu vesileyle sermaye ideolojisinin bezirganlığını yapanlar, tüm zamanını sermayenin hizmetine verenler ödüllendirilmektedir. Bir yandan öğretim üyelerine sermaye ideolojisi önünde diz çökmekten başka seçenek olmadığı mesajı verilirken, öte yandan tıp, eczacılık, iktisat, işletme vb. gibi büyük sermayenin araştırma profesörü istihdam etmekte “cömert” davranacağı disiplinlerle, sosyoloji, felsefe gibi itibar etmeyeceği sosyal bilim dalları arasında ayrımcılık oluşacak, öğretim üyelerinin ortak bir iradeyle özgür ve demokratik üniversiteye sahip çıkması engellenecektir.

Eğitim Sen üniversite eğitimini kamu tarafından parasız, eşit, kaliteli olarak sunulması gereken bir yurttaşlık hakkı olarak görmekte, paralı eğitimin son aşaması anlamına gelen bu yasaya ve yasanın hazırlayıcısı, savunucusu YÖK`ün varlığına tümden karşı çıkmaktadır. Bu çerçevede öğretim elemanları, öğrenciler ve aileleri, üniversite çalışanları gibi tüm üniversite bileşenleriyle birlikte bu yasaya direnmeye, “özerk, demokratik üniversite, özgür bilim” mücadelesini sürdürmeye kararlıdır.

 

YÖK ve İlgili Kanunlarda Değişiklik  Öngören Kanun Tasarısı Neler Getiriyor?

Ramazan Günlü
Kanun tasarısının genel gerekçesi altında yüksek öğretimin rekabet gücü ve toplumsal gelişmeye itici güç sağladığı varsayılarak, evrensel kalite düzeyine ulaşmak için devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerinin birbirleriyle, uluslararası ve ideal üniversite kavramı ile rekabet edebilir olması ifade edilmektedir. 

Yurt dışında 50 bin öğrencinin olduğu tahminiyle üniversitelerin bu rekabetteki zayıflığı vurgulanmakta ve bu gelişmelere yüksek öğretim kurumlarının uyum sağlayabilmesi için devlet üniversitelerine yurt dışı ve vakıf üniversitelerin sahip olduğu idari ve mali özerkliğe kavuşturulması, yeni ve ileri uzaktan öğretim teknolojilerinden geniş ölçüde yaralanmaya imkan sağlanabilmesi şart sayılmaktadır. Ayrıca bu kanunla ÖSYM`nin yeni işlevlere paralel düzenlemeler getirilmesi amaçlanmaktadır. 

Kanun tasarısının madde gerekçelerinde öğretim üyesi açığını “gezici” öğretim üyeleri ile karşılama; üniversite öğrenim harçlarının her yıl Yüksek Öğretim Kurulunca(YÖK) kurumların özelliklerine göre farklı olarak tespit edecekleri, bu miktarın T.C. uyruklu öğrencilerce Üniversitelerin bu miktarın yarısını geçmemek üzere belirleme yapabilecekleri, ödeme güçlüğünde olanların belgelendirme yoluyla rektör yardımcısının başkanlığında kredi ve burslar komitesince tespit edilmesi esasına dayandırılmaktadır. Üniversitelerin kendisine bırakılan belirleme alanı da ikici öğretim (lisans ve tezsiz yüksek lisans) ve yaz okulu öğretim ücretleridir.

 Tasarının en özgün yanının paralı eğitimin açıkça ilan edilmesidir. Bu yolla yükseköğretimin finansmanının sağlanması hedeflenmektedir. Öğretim elemanlarının sıkıntı duyulan düzeydeki durumuna, üniversitenin (çeşitli muafiyetler yoluyla) iş yaparak sağlanacak kazanç mesai saatleri dışında yapılacak projelere ve öğrencilerin ödediği fiyatlara dayanmaktadır. “İşletme hesabı” adıyla üniversiteye paralel bir yapı oluşturularak, üniversitenin oluşturduğu mal ve hizmetlerin satışı, kiralanması, işletilmesi sonucu elde edilen kaynakların bunun sağlanmasına katılanlarca bölüşülmesi esası getirilmektedir. 

Bu yeni işletme tipi üniversitenin yeni çalışanı sözleşmeli olarak çalışacak araştırma profesörü kadrosunda temsil edilmektedir. Tasarı tamamen akçalı işleri temel alarak, küresel rekabette varolabilecek üniversiteyi aramaktadır. Bu amaçla, toplumla üniversite arasındaki ilişki parasal düzeyde yapılandırılırken, onayı YÖK`e bırakılan konsorsiyumların kurulmasında, her türlü sermaye egemenliği altında çalışmaya açık karlı bir üniversite hedeflenmektedir. Bunun için temelde, müşterileştirilen öğrenci ve akademinin bir bütün olarak şirket mantığı içinde çalışan üyelerinin sağlayacağı ücret ve kar temel alınmaktadır. 

İdari ve mali özerklik, bugüne kadar, eski ÖES ve bugünün Eğitim-sen üyelerinin savuna geldiği bir anlayış ve mücadeleyi oluşturmaktadır. Ancak, görünen o ki, yeni üniversite düzeni getirdiği sözleşmeli çalışma ve sözleşmeli profesyonel rektör yardımcısı ve sözleşmeli araştırma profesörü kadrolarıyla, üniversitenin bütün bileşenlerinden özerk olarak var olan bir yapıya işaret etmektedir. Her ne kadar, her konuda yetkili üniversite yönetim kurulu görünse de paranın belli bir alanda dolaşıma girdiği bir saha olarak işletme hesabı akademi dışı bir alan olarak, üniversitenin kurullarından uzak tutulmaktadır. Üniversitede rektörlük seçimleri adı altında yürütülen çalışmanın bundan sonra gerektirdiği hakem gereksinimi şimdiye kadar olandan daha şiddetli hale gelecektir. 

Üniversiteye kaynak sağlanması adına meclis Plan ve Bütçe Komisyonu`nda bulunan söz konusu kanun tasarısı, bildiğimiz üniversitenin sonunu getirmeyi amaçladığı açıktır. Ancak kaynak sağlamanın tek yolu öğretim ücretleri ya da üniversite mal ve hizmetlerinin pazarlanması mı olmalıdır? Küreselleşmenin getirdiği rekabet ve mücadele elbette eğitimli nüfusun oluşturulması ile güçlenmektedir. Ancak bu durum, üniversiteyi tabakalaştırmaktan geçmez. Üniversite bugün hiçbir zaman olmadığı kadar parasal kaynaklara muhtaçtır. Ancak, Türk üniversitelerin sorunu sadece parasal değildir. Üniversite, kendi içinde kendini üretecek potansiyeli yitirmektedir. Paranın cazibesi, var olan bir kaynağın daha fazla harekete geçirilmesi olabilir. Oysa, bugün üniversitelerin bulunduğu durum, üniversiteleri tek tipleştirmeyle sonuçlanmış 19 yıllık YÖK uygulamalarıyla ilişkisiz mi sayılacaktır? Kendi raporlarıyla, üniversitelerin akademik durumunun açıkça olumsuz bir görünüm çizdiği ortadadır. 

Elbette yeni yasa tasarısı, küresel rekabetle birlikte, üniversitenin 19 yıllık YÖK icraatının da iflasının ifadesi olmaktadır. YÖK`ün orkestrasyonuna bırakılmış hantal bir üniversite, kendini yenileme yeteneğini yeniden kazanma sürecinde paralı eğitime geçerek sağlamaya çalışmaktadır. Üstelik üniversite kamuoyu da buna o kadar açık hale getirilmiştir ki, üniversite çalışanlarının maaşları bir bütün olarak “görevin gerektirdiği” düzeyin çok altında, bulunmaktadır. Bu sebeple, zaten üniversitede mesai içi ya da mesai dışı çalışma yaygın bir özellik göstermektedir. Söz konusu olan bunun yasa ile tanınması ve üniversite dışında yürütülen kısmının üniversite aracılığıyla yürütülmesidir.

Üniversite eğitimi artık sadece paralı değil aynı zamanda da pahalı hale getirilmektedir. Öne çıkan şey, öğretim ücreti maliyetinin yarı yarıya karşılanmasıdır. Bu öğretim ücretinin  ölçüsü olarak, yaz okulu ve ikinci öğretimde en az üç katına ulaşmaktadır. Kamusal eğitim, YÖK`ün değil hükümetin sorunudur. Her alanda olduğu gibi, ulusal perspektifte kaynak yaratmak yerine geniş toplum kesimlerinin aleyhine uygulamaları sistemlileştirmek üniversitede paralı eğitimin yürütülmesi, elbette toplumun kaynaklarının denetlenmesi ve planlanması sürecinde olumsuz bir etkiye sahip olacaktır.

Eğitim ya da bilgi sürecinin metalaştırılması ulusal bir bütün içinde düşünülen yurttaşın müşterileştirilmesi olacaktır. Hiçbir özveri temeli kalmayan toplumu bir arada tutan şey paranın gücü değil, bu gücün toplu içinde adil dağıtılmasıdır. Paralı eğitimden yaralanan elbette parası olanlar olacaktır. Burs ve kredi sistemi, üniversiteye gelebilmiş başarılı olanlara ve “muhtaçlara” uygulanacak destek olarak ne kadar başarılı olabilir. Yoksulluk ve bağımlılığı yaygınlaştığı ülkemizde, eğitim yoluyla toplumsal hareketlilik ortadan kaldırılmak mı istenmektedir?

Tasarının madde (5) f ve g bendlerinde hangi lisans üstü alanlarda katkı payı alınacağı, bilim ve teknolojideki gelişmelere göre üç yılda bir YÖK tarafından belirlenir ve araştırma görevlilerinden katkı payı alınmaz, denilmektedir. Ayrıca hangi alanlarda lisansla birleştirilmiş tezsiz yüksek lisans açılacağı YÖK`e bırakılmaktadır.

Tasarının en temel yeniliği olan(madde 6) işletme hesabı  üniversitenin geçmişle bağını tamamen kopararak kamu ya da devlet üniversitesi anlayışını kökten değiştirmek ve adı üstünde üniversiteyi özel muafiyetler tanıyan bir işletmeye dönüştürmektedir. Tasarı kanunlaştığında her üniversite ve yüksek teknoloji enstitüsü (YTE) bir işletme hesabı açarak işletmesinde (ki işletme hesabı, rektör tarafından üniversitenin aylıklı öğretim üyeleri arasından görevlendirilen ya da hukuk, ekonomi, işletme, kamu yönetimi ve maliye alanlarının birinde en az lisans mezunu ve 10 yıllık deneyimi olan kişilerden seçilerek sözleşme ile çalıştırılan bir kişi olacaktır ve bunlara ödenen sözleşme ücreti diğer rektör yardımcılarına ek ders ücreti ve işletme hesabından dağıtılacak pay hariç ödenen net aylığın iki katını geçemez ve ayrıca bu rektör yardımcılarına, aylıklı rektör yardımcılarına ödenen aylık-ek gösterge dahil-, ödenek ve her türlü tazminat toplamının -makam ve temsil tazminatı hariç-  2.5 katını geçmemek üzere üniversite yönetim kurulunca karar verilecek oranda ayrıca işletme hesabından ödeme yapılabilir) işletme hesabının üniversite yönetim kurulu kararları doğrultusunda yönetilmesi ile akademik ve idari birimleri arasında koordinasyonun sağlanması için bir rektörün başkanlığında, işletme hesabından sorumlu rektör yardımcısı, genel sekreter, idari ve mali işler dairesi başkanı, sağlık kültür ve spor dairesi başkanı, öğrenci işleri dairesi başkanı ve bütçe dairesi başkanının katılımıyla oluşan İşletme Hesabı Koordinasyon ve Yürütme Kurulu kurulur ve rektör olmadığında kurula işletme hesabından sorumlu rektör yardımcısı başkanlık eder. Bu kurulun çalışma toplanma ve karar alma konularına ilişkin esas ve usuller YÖK tarafından yönetmelikle belirlenir. 

İşletme hesabında görevlendirilecek personel üniversite yönetim kurulunca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında belirlenir. İşletme hesabı maliye bakanlığı denetim elemanları, Sayıştay ve gerektiğinde YÖK Denetleme Kurulu tarafından denetlenir. 

Tasarı, öğrencilere asgari ücretin bir saat karşılığının üç katını geçmemek üzere en fazla ayda 120 saat olmak üzere 1475 sayılı İş Kanununun işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili hükümleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun iş kazası ve meslek hastalıkları hükümleri hariç diğer hükümleri uygulanmamak üzere kısmi zamanlı çalışma  usulü getirmektedir.

Tasarı masrafların tamamı gerçek ya da tüzel kişilerce karşılanmak üzere asgari nitelikleri YÖK tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek araştırma profesörlüğü getirilmektedir. Araştırma profesörü olarak istihdam edilecek kişiye ödenecek sözleşme ücreti (kadrolu öğretim üyesi iken araştırma profesörü olarak çalışmaya başlayanlar aylıksız izinli sayılır, öğretim görevleri bakımından bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidir) ilgili yükseköğretim kurumunda kadrolu olarak dört yılını tamamlamış bir profesöre bir ayda ödenen (ek gösterge dahil) her türlü tazminat toplamının altı katını geçemez.

İşletme hesabının gelir kaynakları şunlardır:

(a)Bütçe kanunu ile belirtilen üniversite bütçesi ödenekleri, (b)üniversitenin kendi kaynaklarını değerlendirerek üreteceği hizmet ve mallardan elde edilecek gelirler, (c)üniversiteye ait veya tahsis edilmiş taşınır malların kiralanması, idare, işletme ve satılması ile taşınmaz malların kiralanması, idare ve her türlü işletmesinden elde edilecek gelirler, (d)gerçek ve tüzel kişilerce yapılan bağışlar ve yardımlar ile nemalandırma gelirleri, (e)araştırma profesörlükleri için yapılan bağışlar, (f)işletme hesabından öğrencilere kullandırılan kredilerin geri ödemeleri, (g)örencilerin katkı payları ve her türlü ücretler ve (h)diğer gelirler.

İşletme hesabından yapılacak giderler:

(a)Üniversitenin eğitim-öğretim, araştırma-uygulama ve geliştirme, uluslar arası faaliyetler, cari, yatırım ve diğer donanım ve girdilerin karşılanması; (b)kütüphane, bilgiye erişim ve ilgili hizmetlerin gerektirdiği yatırım ve işletme giderleri; (c)ulusal ve uluslar arası alanda yürütülen çok ortaklı araştırma-geliştirme, her türlü teknolojik araştırma-geliştirme, yurt içi ve yurt dışı bilimsel toplantı düzenleme, katılım ve yayın faaliyetleri giderleri ve teknopark vb. işletme ve ortaklıkların kurulması ve işletilmesi; (d)öğrencilerin beslenme, barınma, sağlık ve eğitim hizmetleri için yapılacak her türlü yatırım, cari giderleri ile muhtaç öğrencilere verilecek krediler ile muhtaç ve başarılı öğrencilere verilecek burslar ve krediler; (e)kısmi zamanlı çalışan öğrencilere verilecek ücretler; (f)işletme hesabında çalışan tam ve kısmi zamanlı personel ve araştırma profesörü için yapılacak ücret ve benzeri ödemeler; (g)öğretim elemanlarına ödenecek ek ders ve sınav ücretleri; (h)sözleşme ile istihdam edilen rektör yardımcısının ücreti; (ı)ulusal ve uluslar arası yetkili kuruluşlarca tescil edilmiş ya da ulusal ve uluslar arası alanda genel kabul görmüş ve benimsenmiş buluş veya yenilik, ulusal veya uluslar arası bilim kuruluşları ve bilimsel yayın organlarınca kabul görmüş ve yayımlanmış araştırma ve makalesi bulunma, teorik ve teknik düzeyde ispatlanmış veya kabul edilebilir katkılar sağlamış olma, eğitim-öğretim, yöntem, teknik ve araçlarında yenilik yapma gibi performansa bağlı olarak verilecek ödüller, telif ücretleri ve ek ücretler; (j)üniversite yönetim kurulunun mevzuat çerçevesinde uygun göreceği diğer harcamalar.

İşletme hesabı bütçesi mali yılın ilk gününde yürürlüğe girecek biçimde yönetim kurulunca hazırlanır ve uygulanır. Hazırlanan bütçe ve yıl içinde yapılan değişiklikler en geç on beş gün içinde YÖK aracılığıyla Maliye Bakanlığına bildirilir. Ayrıca, yatırım ödenekleri ve bunlarda meydana gelecek değişiklikler DPT`ye de bildirilir. İşletme hesabı, ana hesap olup, gelir kalemleri ve/veya faaliyetlerin yürütüldüğü birimlere göre bu hesaba bağlı olarak yeteri sayıda alt hesaplardan meydana gelir. 

Bu hesaplardaki nakit fazlaları üniversite veya ileri teknoloji enstitüsü yönetim kurulunun uygun göreceği yöntemlerde nemalandırılabilir. İşletme hesabı 1050 sayılı muhasebeci Umumiye Kanunu ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa tabi değildir. Ancak, gelirlerin belirtildiği (a),(e),(f) ve (g) bentlerinde sayılanlar ile bağış ve yardımlar dışındaki gelirlere 1050 sayılı yasanın ek 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır, denilmektedir. İşletme hesabına zamanında ödenmeyen alacaklar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

İşletme hesabının muhasebe ve saymanlık işlemleri, Maliye Bakanlığınca kurulacak saymanlık, atanacak sayman ve diğer personel tarafından yürütülür. Saymanın geçici veya sürekli olarak görevi başında olmadığı hallerde saymanlık görevi Maliye Bakanlığınca vekaleten görevlendirilecek personel tarafından yürütülür.

Madde (7) 2547 sayılı kanunun 58 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen maddeyle ilgili maddenin (b) bendinde belirtilen gelirlerin en az % 5`nin bilimsel araştırma projelerini finanse etmek için kullanılacağı ve bu miktarlar tahsilatı takiben bu amaçla açılan alt hesapta toplanarak bu amaç dışında kullanılamayacağı getirilmektedir. Alt hesapta toplanan tutarlar ile genel bütçeye gelir kaydedilmek üzere saymanlıklara yatırılacak paylardan sonra kalan miktarı(sağlık hizmetlerinden elde edilen gayri safi gelirin en fazla %60`ı), işçiler ve sözleşmeli personel hariç diğer personel arasında, personelin tabi olduğu kanun, sınıfı, unvanı, görev yaptığı birim, gelirin elde edilmesindeki katkısı, performansı ve benzeri kriterlerden biri veya bir kaçı birlikte veya ayrı ayrı dikkate alınarak üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği şekilde paylaştırılır: Paylaştırmada (a) ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek ve her türlü tazminat (makam ve temsil hariç) toplamının , öğretim üyeleri için iki buçuk katını, diğer öğretim elemanları için bir katını, 657 sayılı DMK tabi Personel için % 80`ini geçemez, denilmektedir. (b) Öğretim elemanlarına, mesai dışında (sat 16:00`dan sonra) işletme hesabına yaptıkları doğrudan katkı için yukarıdaki sınırlama dikkate alınmaz. (c) Bu ödemelerden yararlanılması için Yükseköğretim kurumlarında fiilen görev yapılması şarttır (Bu süre, yıllık izin süresince, 15 günü aşmayan mazeret izni süresince, hastalık ve hastalık sonrası kullanılacak fasılasız izinlerde her defasında bu şekilde geçecek sürelerin -bir takvim yılında toplam 60 günü aşmamak üzere- 15 günü aşmayan kısmı için bu şart aranmaz). (d) Üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü (YTE) rektörü ve yardımcıları için bu şart aranmaz.

Madde (8) Yaz okulu öğenim ücreti YÖK tarafından belirlenen en yüksek öğrenci başına cari hizmet ödeneğinin yarısını geçmemek ve kaydolunan kredi saat itibarıyla Üniversite ve ya YTE yönetim kurulunca belirlenir. Ancak öğretmen yetiştirme alanındaki programlar ilgili kulun önerisi ve YÖK tarafından belirlenir. İkinci öğretim yaz okulu ücreti, örgün öğretim için belirlenen ücretin beş katını geçemez. 

Üniversite veya YTE yönetim kurulu başarılı veya gelir düzeyi düşük öğrencilerden bu ücretin alınmamasına veya belirlenen miktardan daha az alınmasına karar verebilir. Kamu kurum ve kuruluşları adına mecburi hizmet karşılığı öğrenim görenler ile TC Devlet burslusu olarak  öğrenim gören yabancı öğrenciler ile gerek normal örgün öğretimde gerek ikinci öğretimde öğrenim gören araştırma görevlilerinden yaz öğretimi için ücret alınmaz. Yaz okulu ücretleri üniversite veya YTE işletme hesabına peşin olarak yatırılır. Görev alan öğretim elemanlarına, bu kalemde toplanan gelirlerin toplamının % 70`inden fazlası ödenemez.

Tezsiz yüksek lisans programlarına kayıtlı öğrencilerden alınacak öğretim ücretleri üniversite yönetim kurulunca belirlenir, ancak, öğretmen yetiştirme alanlarındaki öğretim ücretleri, ilgili üniversite veya YTE yönetim kurulunun önerisi üzerine YÖK tarafından belirlenir. 

Üniversite veya YTE uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımını temel alan programlar açabilir. Bu amaçla yurt içi ve yurt dışındaki yükseköğretim kurumları, telekomünikasyon, bilişim ve medya kuruluşları  ve basımevleri ile ortaklıklar ve konsorsiyumlar kurabilir. Bu tür programlarla ilgili esaslar YÖK tarafından belirlenir. Bu programlar YÖK`nun onayıyla kesinleşir. Madde(10)19.11.1992 tarih ve 3843 sayılı Yükseköğretim Kurumlarında İkili Öğretim Yapılaması, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun Bazı maddelerinde Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanunun 7 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını değiştiren hükümler paralı öğretime kabul edilecek öğrenciler ödeyecekleri öğretim ücretleri yükseköğretim kurumlarının özellikleri, süreleri ve nitelikleri dikkate alınarak üniversite yönetim kurulunca tespit edileceği ve bu ücretlerin normal öğretim ücretlerinin üç katından az olamayacağı, ücretlerin peşin olarak üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği zamanlarda dört eşit taksitte işletme hesabına ödeneceği ve bu öğretim ücretinin hiçbir surette kredi olarak verilmeyeceği hükümleri getirilmektedir.   

Yol Ayrımındaki Türkiye: Kurumsallaşan Sermaye Egemenliği ve Yeni YÖK Yasa Taslağı Üzerine

Fuat Ercan
“Yüksek öğretimde piyasanın belirleyiciliği neo-liberal ekonomi ve piyasa

kapitalizmin ilkeleri doğrultusunda dünya ölçeğinde artıyor”,

Dünya Bankası Raporu (Johnstone et al., 1998).

Giriş

Mecliste bekleyen Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı yüksek öğretimde önemli yapısal değişiklikler içerecek bir dizi düzenlemeleri öneriyor. Yasa Taslağının yazım dilini de belirleyen bu değişiklikler eğitimi toplumsal olanla bireyin kesiştiği bütünlüklü bir çerçevede analiz etme yerine, eğitim piyasa ve dolayısıyla bireysel etkinlik ve çıkar ilişkileri dolayında tanımlamakta. Hiç kuşkusuz eğitimin temel işlevlerini piyasa ve bireysel motifler dolayında tanımlama yeni bir olgu değil, belki de daha da önemlisi son yıllarda özellikle neo-liberal yönelimli sermaye merkezli yapılanma eğilimleri eğitimin fiili olarak piyasa ve bireysel çıkar ilişkileri dolayında belirlenmesine yol açmıştır. Üniversiteler ve öğretim elemanları kaynak kısıtı karşısında ayakta kalma mücadelesine girdikleri ölçüde, bir dizi mekanizma geliştirmek zorunda kalmışlardır. Eşzamanlı uygulanan bu mekanizmalar genellikle eğitim sisteminin önemli ölçüde olumsuz yönde etkilemiştir. Eğitim sistemini olumsuz yönde etkileyen tüm piyasa yönelimli gelişmeler, diğer yandan sistematik bir hale getirilerek yasal bir zemine taşınmak istenmekte. Farklı zamanlarda TBMM`ne sunulan YÖK Yasa Taslakları bu yöndeki eğilimleri ifade etmekte, fakat son yasa taslağı tüm bu yasa taslaklarına içkin olan temel espriyi oldukça derli toplu bir şekilde ifade edecek şekilde hazırlandığını kabul etmemiz gerekiyor. Eğitim sistemini özellikle yüksek öğretimin temel işleyişini önemli ölçüde etkileyecek değişiklikleri içeren yasa taslağının sahip olduğu içeriğin sağlıklı bir analizinin yapılması için, daha bütünlüklü bir çerçeveden soruna bakılması gerekiyor. 

Bütünlüklü çerçeve derken; 

-bir yandan genel olarak içinde yaşadığımız sisteme ilişkin yani kapitalizme ilişkin özelliklerde ne gibi değişiklikler oluyor,

-sisteme içkin yapısal özeliklerde gözlemlenen değişim eğilimlerinin eğitim sistemi üzerindeki etkileri nelerdir ve bu etkiler farklı ülkelerde, farklı ülkelerin özelikleri dolayında nasıl biçimleniyor,

-ve son olarak yukarıda işaret edilen dinamiklerin Türkiye`nin kendine özgü koşullarında nasıl biçimlendiğini, özellikle bu biçimlenmenin yasal zeminini oluşturan Yüksek Öğrenimin Kanunu`na ilişkin düzenlemeleri analizi edilmesi anlamına geliyor. Çalışmamızda tüm bu değişkenleri detaylı analiz etmemiz hiç kuşkusuz mümkün değil. Özellikle yasa Taslağını    anlamamızı kolaylaştıracak değişkenler hakkında kısa bilgiler vermeye çalışacağız.

II-Kapitalizmin Krizleri: Eğitimin Sermayenin Yapısal Belirlemeleri Dolayında Yeniden Biçimlenmesi

Kapitalizmi kendini önceleyen sistemlerden farklı kılan temel özelliği, sistemi tanımlayan temel mekanizmanın oldukça dinamik olmasıdır. Bu dinamik mekanizma bir yandan sistemin çok daha güçlü olmasına yol açarken diğer yandan aynı güçlülük sistemi güçsüz kılan dinamiklerin varlığına neden oluyor. Fakat süreç içinde birbiri üzerinde etkili olan bu çifte dinamik, günlük yaşam pratiklerinin çok daha fazla sistemi tanımlayan temel mekanizma içine çekmekte. Günlük yaşamın kapitalizmin temel mekanizmaları dolayında biçimlenmesi, değişim değerinin egemenliğinin artması ve dolayısıyla metalaşma-ticarileşme ve yabancılaşmanın yoğunlaşması anlamına geliyor. Kapitalizm başarılı olduğu dönemlerde yeni sermaye birikim sürecinin belirli bir düzeyde artışının sağlandığı dönemlerde, bu değişkenler yoğunluk kazanmakla birlikte, aynı süreç sistemin bir çok açıdan çıkmaza girmesine neden olmakta, sistemi çıkmaza sokan bizzat metalaşma ve ticarileşme süreci iken, krizden çıkmak için aktörler bu mekanizmalara daha bir yoğun başvurmakta. Sonuçta sermaye  birikim süreci metalaşma ve ticarileşme olgularını eş zamanlı olarak hem daha farklı mekanlara taşımakta (kapitalizmin dünya ölçeğinde belirleyici olması-sermayenin genişlemesi), hem de yaşamın farklı alanların da (ki özellikle son yıllarda eğitim ve sağlık, toplu taşıma gibi alanları sermeyenin yoğunlaşması ya da derinleşmesi) daha bir belirliyici olmakta.

Kapitalizme içkin olan bu oldukça genel eğilimler, tarihsel gelişmeler dolayında özel biçimler almakta, bir dizi değişkenin daha da önem kazanmasına yol açmakta. Eğitim sistemi ve ilişkilerinde gözlemlenen genel eğilimlerin anlaşılması için 1970`lerden itibaren kapitalizmin içine girdiği yeni süreç ve açılımların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.

Burada çok fazla detaya giremeyeceğimiz 1970`ler sonrası kapitalizmine ilişkin temel özellik, kapitalizmin 1940`lı yıllarda başlayan ve altın yıllar olarak kabul edilen yılların sona ermesidir. Özellikle erken kapitalist ülkelerde gözlemlenen kriz yönelimli dinamikler, bireysel sermayelerin bir dizi ayakta kalma stratejileri geliştirmesine yol açmış, bu stratejiler sonuçta sermayeler arası rekabetin yoğunlaşarak artmasına neden olmuştur. Aşırı sermaye birikim sürecinde açığa çıkan krizin temel belirleyeni aşırı biriken sermayenin değer yitirmesidir, buna karşılık geliştirilen temel savunma mekanizması sermayenin hareket alanını genişletecek uygulamalara olanak sağlamaktır. Tüm bu uygulamalar içinde eğitim sistemi üzerinde etkileri yoğun olan en önemli değişkenler, rekabet süreci içinde bilgi ve iletişimin öneminin muazzam ölçüde artmasıdır. Özellikle nitelikli girdi olarak bilginin rekabet süreci içindeki bireysel sermayeler için öneminin artması aynı zamanda işgücü piyasasında nitelikli bilgi donanımına sahip olmayı da öne çıkarmıştır. Her iki değişimin uğrak noktası, sistematik bilgi üreten okullar /üniversiteler olmuştur.

Okullar bu anlamda bir yandan işgücü piyasasında nitelikli yerler edinmek isteyen öğrenciler için belirleyici bir önem kazanırken, sermaye için ise iki anlamda önem kazanmıştır.

-İlk olarak değer yitiren sermayeler için yeni yatırım alanı olması yani sermayenin bu alana yatırım yapması{eğitimin ticarileşmesi},

-İkinci olarak aşırı rekabet koşulları içinde araştırma-geliştirme faaliyetlerinin yaptırılacağı yerler olarak okullar {proje yönelimli ya da girişimci üniversite modeli) önem kazanmıştır. Kapitalizmin yada sermayenin yapısal dinamiklerinin açığa çıkardığı bu sonuçlar hiç kuşkusuz farklı ülke ve mekanlarda farklı tarzlarda açığa çıkmaya başlamıştır. Eğitim sisteminin kapitalizmin temel dinamikleri dolayında biçimlenmesi yine   kapitalizme özgü rekabet mekanizmasını okullar/ülkeler arasında yoğunluk kazanmasına neden olmuştur. Genel olarak eğitim sistemi özel olarak da üniversitelerin son yıllardaki dönüşümünün temelinde yatan yukarıdaki mekanizmalar, eğitime ilişkin temel referansların önemli ölçüde farklılaşmasına neden olmuştur. Toplumsal ve etik bir dizi özellik dolayında biçimlenen eğitim sistemi, eğitimin genel olarak tasarlanmasından, içeriğine oldukça önemli değişim eğilimleri geçirmeye başlamıştır. Bu değişim eğilimlerinin Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelerde açığa çıkış tarzı ve sonuçları çok daha önemli ve vahim sonuçlar yaratmıştır/ yaratacaktır. Tüm bu sonuçları işaret eden Les Levidow son gelişmeleri akademik kapitalizm olarak tanımlamıştır. Akademik kapitalizm nitelemesinde ilginç olan özellik ise üniversite çalışanları yada kadroları genellikle kamu çalışanı olmalarına rağmen, üniversite ve çalışanları dışsal kaynaklar ya da piyasa olanaklarına ulaşmak üzere artan ölçüde rekabet ilişkilerine girmekte/çekilmekteler. T. Veblen`in erken dönem eğilimlerden hareketle işaret ettiği gibi “Farklı üniversiteler ticari eğitim trafiğinde birbirlerinin rakibi” konumuna düşmekteler. Piyasanın rekabetçi mantığı içine çekilen üniversiteler için eğitim, artık toplumsal amaç ve adalet ve eşitlik gibi kavramlarla tanımlanmayıp piyasadan referans alınan ve gündemimizde olan Yasa Taslağında da sıkça işaret edilen “rekabet edilebilirlik”, “etkinlik”, “kendi kaynaklarını yaratma” maliyet “nedeni olarak öğrencilik gibi” ifadeler içinde tanımlanmakta. Üniversiteler sundukları eğitim hizmeti dolayında tanımlanma yerine piyasaya proje üretme önem verilen ve öne çıkarılan temel olmakta. Bu anlamda üniversiteler kendi içinde uzmanlaşmaya ve dolayısıyla işbölümü içinde farklılaşmaya başlamışlardır. Bûna göre bazı üniversiteler öğrencilere eğitim pazarlamayı temel almakta ve öğrencileri de bu anlamda müşteri olarak görürken, bazı üniversiteler ise tam anlamıyla piyasanın istekleri dolayında proje üreten ve bu anlamda nitelikli bilgi pazarlanması  konusunda uzmanlaşma eğilimi içine girmişlerdir. Böylece öğrenci -öğretmen ilişkisi ö`nemli ölçüde değişirken, aynı zamanda öğrenciler, özellikle proje yönelimli girişimci üniversitelerde işgüçlerinden yararlanılan işçiler olarak sürece eklemlenmekte. Diğer yandan özellikle son yıllarda bilgisayar da gözlemlenen değişim eğilimleri uzaktan eğitim, internet ortamında eğitimin hızla gündeme alınmasına neden olduğu ölçüde bir çok sermaye kesiminin ilgisini çekmekte. Özellikle Avrupa Topluluğu içinde etkinliği çalışmalarını sürdüren işverenler Masası/birimi  bireysel esnekleştirilmiş eğitim modeli kavramlaştırması dolayında uzaktan eğitimin gerekliliği yine rekabet ve etkinlik adına savunurken, eğitim konusunun değişen içerik ve çehresi ile bu değişimin sermaye dünyası ile olan ilişkilerini daha bir gözler önüne sermekte.

II-Temel Değişim Eğilimlerinin Eğitim Sistemi Açısından Sonuçları

Kapitalizmin dünya ölçeğinde yeniden yapılanma sürecinde eğitimin genel olarak etkilendiğini söylemek önemli bir vurgu olmakla birlikte, bu etkilenmenin ülke pratiklerine göre farklılaştığını yada bazı uygulamalar aynı olsa bile ülke pratiklerinde farklılaştığı çok daha önemlisi ülkelerin eğitime ilişkin uygulamalarının farklı zamanlarda gerçekleştiğinin işaret edilmesi sürecin anlaşılması ve sürece müdahale olanaklarının zenginleşmesini sağlaması açısından özel önem taşımakta. Bu aşamada bir kaç örnek vermek anlamlı olacaktır.

Merill Lynch & Co   Eğitime ilişkin Yıllık Raporu`nda   “1970`li yıllarından itibaren eğitim endüstrisinin özel sektör için en fazla piyasa olanakları sunan sektör olduğu belirtilirken,” Massachusetts Eğitim Birliği`nin raporunda ise ABD`de Eğitimin ‘737milyar dolarlık bir piyasası olduğunu ve bu piyasanın mülti-milyarderler için yeni ve çok kârlı  olanaklar sunduğu` ifade edilmekte. Buna benzer örnekler çoğaltılabilir ama genel bir kabul olarak eğitimin ticarileşmesi diğer bir deyimle sermayenin etkinlik alanına çekilmesinin artık dünya ölçeğinde boşlayan bir süreç olduğunu belirtmek bu aşamada önemli olacaktır. Diğer yandan bu öneme atfen farklı ülkelerde eğitimin ticarileşmesini sağlayacak mekanizmalarında yogun olarak devreye girdiğini işaret etmemiz gerekiyor.

2001 yılında George. W Bush No Child Left Behind adlı eğitime ilişkin reform paketini “zengin ile yoksul kesim çocukları arasındaki eşitsizliği kapatmak, ve okullara daha fazla finansal kaynak sağlama amacına yönelik değişiklikler” olduğunu açıklarken, Tony Blair 1999 yılında yaptığı bir konuşmasında ” Yapmak istediğim önemli işlerden biri, eğitimde gelişmeyi sağlayacak şekilde özel sektörün bu alana girmesini sağlamak olacaktır.” Bir başka konuşmasında ise ısrarlı bir şekilde “Eğitim, Eğitim, Eğitim, bizim temel önceliğimiz bu alan olacaktır” yönünde bir açıklamada bulunuyor. Bu eğilimi tamamlayan değişim eğilimleri ilk elden Eğitim Eylemlilik Alanları (Education Action  Zones)  oluşturma  için  sermayenin  hareket  alanını   genişletecek  düzenekler gerçekleştiriliyor. Bu konuda Özel Finans Eylemliliği adı altında başlatılan program daha bir genişletilirken, son Yeşil Rapor `da 2001 yılı ve devamında  özel kesimin eğitim konusunda etkinliğini arttıracak yeni destek programları geliştiriliyor.

-Diğer  yandan  Avrupa Topluluğu  kapsamında  sıkça  gündeme  getirilen   bilgi  toplumu kavramlaştırması ve uluslararası rekabette etkinlik, çok daha önemlisi işgücü piyasasına uygun donanımlı emek istihdamı beraberinde eğitim sistemi için yeni vurguların yapılmasına neden olmuştur. Bu konuda yukarıda da işaret etmiş olduğumuz ve Avrupa Topluluğu`nda etkin bir konumu olan Avrupa îş Adamları Masası`nın (AIM) etkinlikleri özel bir önem kazanmakta. AIM`e göre eğitim ve meslek içi eğitim endüstrinin başarısı ve geleceği için oldukça önemli bir yatırım olarak tanımlanmakta. Küreselleşme ve bilgisayarın sağladığı olanakları işaret eden bu gruba göre eğitimin esnek yapısı ile işgücü piyasasının talepleri kolayca birleşebilir. Bu anlamda yerel işverenler ile okullar arasında yapılacak bir işbirliği Avrupa Topluluğunun küresel bir ekonomide yerel olanakları harekete geçireceği gibi, bu işbirliğine aracılık edecek bilgisayar alt yapısının gelişimi bu sektörün ivme kazanmasına olanak sağlayacaktır. Özellikle uzaktan eğitimin önemi üzerinde duran bu anlayış genel olarak kurumsal bir yapı olarak okulların işlevlerini önemli ölçüde etkilemekle birlikte, özellikle öğretim elemanlarının konumunun ve sahip oldukları donanımının olumsuz yönde etkilenmesine yol açacaktır.

-Tüm bu gelişmelerin yanı sıra eğitimde değişimin önemli ipuçlarından biri IMF ve Dünya Bankası`nın azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerle girdikleri ilişkide ileri sürdükleri şartlar içinde eğitimin ticarileşmesi özel bir yer tutmakta. Özellikle yüksek öğretimin bireysel getirisinin sosyal getirisinden fazla olduğu yönündeki vuruyu izleyen öneri, kamu harcamalarında yüksek öğrenime ayrılan kaynakların aşağıya -çekilmesi yönünde olmuştur. Piyasanın yaşamın tüm alanları için en uygun çözümleri, en etkin çözümleri bulacağı yönündeki inanç beraberinde yüksek eğitim için de ısrarla dile getirilmiştir. Özellikle soruna kamusal olarak eğitim hizmetinin yeterli miktarda sunulamaması yönünde bakılması ve beraberinde bireylerin tercih özgürlüğü yönünde yapılan vurgular eğitimde ticarileşmenin önünü açmıştır. Özellikle akademik özgürlüğü üniversitelerin piyasa koşullarında kendi olanak yada kaynaklarını yaratması olarak tanımlanması, ve kamusal kaynakların hızla kısıtlanması ister istemez üniversiteleri piyasa koşullarına uyum yapmaya zorlamıştır. Yapısal Uyum Programlan ve Uyum Kredileri için önemli değişkenlerden biri olan yüksek öğretimin ticarileşmesi yönündeki vurgu Latin Amerika özellikle de Afrika ülkeleri için önemli değişkenlerden biri olmuştur. Eğitimin ticarileşmesi bu anlamda gelişmekte olan ülkeler için bir yandan IMF ve Dünya Bankası`nın belirlemeleri dolayında belirlenirken, diğer yandan bu belirlemeler bu ülkelerin kendi içindeki sermaye kesimi için özel bir dizi mekanizmanın da varlığına neden olmuştur.

Tüm bu ticarileşme eğilimleri için eğitim tarihçisi David Labaree`nin ifade ettiği gibi kamu okullarının müdahalelere maruz kalmasının temel nedeni “etkin olmamaları değil,  kamusal olmalarıdır.”

III-Yol Ayrımındaki Türkiye: Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

Son zamanlarda bir dizi yasa taslağını onaylayan meclis “yüksek Öğretime yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Konun Tasarısı” hakkında nasıl karar alacağını bilmiyoruz, ama baştan şunu ifade etmek gerekiyor ; son çıkan yasalarla birlikte düşünüldüğünde Türkiye önemli bir değişim ama şimdiye kadar olan değişimlerden farklı olarak yasal düzenekleri ile biçimlenen bir değişim sürecine girmiş bulunmakta. Son   yasaları teker teker ele alıp analiz ettiğimizde, her bir yasanın diğer yasa/yasalarla bir dizi ilişkisi olduğunu görüyoruz. yüksek Öğretim Kanun Tasarısı bu anlamda diğer yasalarla birlikte ele alındığında, TBMM tarafından bazı değişiklikler olsa bile genel kabul göreceğini şimdiden ifade etmek yanlış olmayacaktır. Verili ilişkilerin genel çerçevesini belirleyen yasal/hukuksal düzenlemeler, Türkiye açısından ulaşılan bir aşamayı işaret ettiğini düşünüyoruz. Özellikle dünya ekonomisi ile bütünleşmenin açığa çıkardığı bütünlüklü kriz eğilimleri, aynı zamanda surece egemen olan güç ilişkilerinin daha bir rahat hareket etmesine olanak sağlamıştır. Diğer bir değişle ülke içinde egemen olan güç ilişkilerinin de içine girdiği bunalım koşulları, uluslararası sermayeler ve kurumların da destek ve müdahalesiyle yasal çerçevesi belirlenen yeni bir düzenlemenin olabilirliği doğrultusunda yasal düzenekler oluşturulmaya başlamıştır. Özellikle sermayenin, sermaye içinde de belirli işlevleri üstlenen egemen grup/sınıfların tercih ve stratejileri dolayında biçimlenen süreci, sermayenin gerçek anlamda toplumsal ilişkilerde egemenliğini inşa ettiği bir süreç olarak tanımlayabiliriz. Böyle bir süreç için eğitim sistemi özellikle yüksek öğrenim bir yandan metalaşma ve ticarileşmenin alanı olurken, diğer yandan ideolojik/meşrulaştırma sürecinin temel değişkeni olma işlevini üstlenmekte. Bu anlamda sürece bütünlüklü bakıldığında bu Yasa Taslağı`nın bir yandan yeni çıkan/çıkartılmak istenen diğer yasalarla bağlantısı ve diğer yandan kendi içinde ne anlama geldiğinin deşifre edilmesi gerekiyor. Bir bütün olarak ulusal ve uluslararası sermayenin hareket alanını genişletme amacına yönelik ve devletin açık bir biçimde sermayenin devleti olacak şekilde yeniden kurgulandığı bu aşamada Yüksek Öğretim Konunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı özenle analiz edilmesi gerekiyor.

Yasa ve İşaret Ettikleri Üzerine

Yeni Yasa Taslağı`nı tanımlayan en önemli özellik, kriz döneminde hazırlanmasıdır. Daha önce bir kaç kez Meclis`e sunulan Taslaklardan temel ayrıldığı nokta, bu yeni Taslak diğer yasalara içkin olan finansal yapıya ilişkin maddeleri oldukça açık bir şekilde işaret etmesidir. Finansal yapıya ilişkin en önemli değişiklik üniversitelerde daha önce yer alan döner sermaye hesabı (2547 sayılı Yasanın 58.maddesi, yeni yasa taslağının madde 4`ü`ne göre) işletme hesabı olarak değiştirilmiştir. Aslında bu tek maddelik değişiklik ve bu değişikliği konu edinen 4.madde üniversitelerin ve Yüksek Teknoloji Enstitülerinin gerek idari gerekse mali yapısının bütünlüklü değişmesi/dönüşümü anlamına geliyor. Dönüşüm, üniversitelerin eğitim hizmeti yada sahip oldukları diğer nitelikli bilgilerin üretimini bir meta olarak algılanması anlamına geliyor. Bir ürünün pazarlaması mantığıyla hazırlanan yasa, bu mantığın açığa çıkış tarzı olarak genel olarak

a-)  Ürünü/metaaı tanımlama(eğitim ve diğer nitelikli bilgiler), 

b-) Ürünü pazarlayacak kesimleri/müşterileri tanımlama (ön lisans- lisans- yüksek lisans-tezsiz lisans, ve piyasaya proje üretme, ve sahip olunan sabit ve diğer olanakları piyasa koşullarında kullanma-Yeni Taslak`ta 2.3.5 maddeler).

c) Ürünün fiyatını belirleme (katkı payı adı altında alınan harçlar TBMM`nden alınarak YÖK`e ve YÖK`ün belirlediği oranın belirli miktarı olarak üniversitelere bırakılmıştır. 2547 sayılı Yasanın 58.maddesi, yeni yasa taslağının madde 2`de yeniden düzenlenmiştir).

ç-) Eğitimde etkinlik kriteri olarak rekabet edilebilirlik, maliyetleri azaltma ve karlılık koşullarını gözetleme (Yeni, Taslak`ta Madde 5).

d-) Piyasa da etkinlik ve rekabet edilebilirlik için  ürün çeşitlemesine gidilmiştir(tezsiz yüksek lisans, yaz okulları, sertifika programları, uzaktan eğitim ve proje alınması)

e-) Üniversite bileşenleri motive etmek ve piyasa surecinde etkinliklerini arttırmak için elden edilen kaynaklardan yararlanma olanaklarının sağlanması (Yeni yasa Taslağında madde 5.) biçiminde özetleyebiliriz.

Yukarıda ifade edilen dönüşümlerin Yüksek Öğretim üzerindeki etkilerinin olası ifadelerini kısaca açıklamak anlamlı olacaktır.

-Yüksek öğretim özünde toplumsal olan ile özel olanın kesiştiği bir gerçekliktir, yeni düzenlenmeler eğitimi piyasa sürecinin etkilerine açtıkları ölçüde, eğitim bireylerin ekonomik donanımları dolayında tanımlanan bir gerçeklik olacaktır. Bu eğitim hakkının ortadan kalkmasına yol açtığı ölçüde, toplumsal adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesi anlamına gelecektir. Özellikle ekonomik donanım dolayında tanımlanan eğitim, ekonomik donanımı olmayan kesimlerin özellikle neo-liberal ekonomi politikalardan etkilenen kesimlerin bu süreçten daha kötü etkilenerek eğitim hakları ellerinden alınmış olacaktır. Diğer yandan özellikle eğitimin artan ölçüde parasallaşması, ailelerin ekonomik durumu iyi olan ama 17-18 yaşındaki gençlerin ailelerine bağımlı olmalarına yol açacaktır. Bu anlamda işletme hesabı eğitimin bir hak yada kamusal hizmet olma durumunu değiştiriyor. Neo-liberalizmin kullanan öder ilkesinin dile geliş tarzı olan bu düzenleme eğitimden yararlananların bu hizmete karşı bir katkı payı ödemeleri gerektiği belirtilmiştir (2547 sayılı Yasanın 46.maddesi, yeni yasa taslağının madde 4`ü`ne göre). Diğer yandan öğrenci katkı payını ödemeyen ya da ödeme sırasında bazı sorunları açığa çıkan öğrencilerin kayıtlarının silinmesi yönündeki vurgu yada öğrencilerin katkı payı kredisi borçlarını tam anlamıyla piyasa koşullarınca ödemesi yönündeki vurgular, piyasanın belirleyici olması yönündeki genel eğilimin yanı sıra, eğitim hakkının ortadan kaldırılmasını işaret ettiğinin belirtilmesi gerekiyor.

-İşletme hesabı dolayında öğrencilerin “katkı payı” ödemeleri ve ya ödemeyenlerin kredi borcu almalarına bağlı olarak işletme hesabında bir vergi numaraları almaları, artık eğitim etiği dolayında tanımlanan öğrencinin bir muhasebe kalemine dönüşmesi yasa Taslağı`nın eleştirilmesi gereken en önemli unsurlarından birini oluşturmakta.

-Her bir üniversitenin kendi öğrencilerinin katkı payını belirlemesi, üniversiteler arası rekabet ve rekabete bağlı olarak üniversitelerin elit yada depo üniversitesi olmalarına yol açacak bu hiyerarşik konumlanma ise verili konumların gerek üniversite gerekse üniversite bileşenleri açısından dengesizlikler ve belirsizliklerin artmasına neden olacaktır.

-Taslak sadece üniversiteler arasında rekabeti ve dolayısıyla belirsizliğin artmasına neden olamayacak, diğer yandan aynı üniversite içinde hem öğretim elemanları arasında hem de öğretim elamanları ile idari personel arasındaki eşitsizliklerin artmasına neden olacaktır. Eşitsizliği arttıracak düzenleme içinde piyasa ile kurulan ilişki ve proje geliştirme yönündeki vurgular yine piyasanın artan belirleyiciliğini göstermesi açısından özel bir önem taşımakta.

-Diğer yandan  öğrencilerin üniversitelerde part-time çalışmalarına ilişkin düzenleme sadece öğrencilerin asli işlevleri olan öğrenciliğin etkin bir şekilde yerine getirilmesi yerine onların emeklerin kullanılmasına neden olmayacak üniversite içinde idari personelin azaltılması ve taşeronlaşma eğilimlerinin artması anlamına gelecektir. Yemekhaneden, kütüphaneye, temizlikten basım işlerine kadar bir çok alandaki idari personelin maliyetleri azaltma adına azaltılmasına yol açacağı gibi özellikle projelerde çalıştırılacak öğrenci, yada asistanların bir başka anlamda nitelikli emek sömürüsü ve bütünlüklü projenin getirisinden yararlanmamama gibi sonuçlara yol açacaktır.

 

-Diğer yandan kamu üniversitelerinde eğitim hizmetinin maliyetinin öğrenciler için arttırılması aynı zamanda kamu okullarını tercih eden öğrencilerin sayısını azaltma ve dolayısıyla özel sermayeye ait üniversitelere yönelmelerine yol açacaktır.

-Üniversitelerin akademik özgürlükleri finansal açıdan doğrudan öğrenci katkı payları ile üniversitenin piyasadaki etkinliğine bağlanması yönündeki eğilim, finansal kısıt dolayısıyla piyasaya eklemlenme sürecini hızlandıracağı gibi paralı profesörlük vari uygulamalar sermayenin üniversite içi etkinliğini ve bilimsel özerkliği önemli ölçüde olumsuz yönde etkileyecektir.

Sonuç olarak yeni yasa taslağı sermayenin toplumsal ölçekteki artan belirleyiciliğinin yüksek öğretimde açığa çıkışını ifade etmektedir. Eğitim gibi toplumsal olanla bireysel olanın kesiştiği alanda biçimlenen bu olgunun piyasa koşuları içinde kısa erimli amaçlara bağlanması, bizim gibi eğitimin özellikle yüksek öğretimin yeteri kadar gelişemediği toplumlarda bu tür uygulamaların uzun erimli etkileri oldukça olumsuz olacaktır.  

Yüksek Öğretim Kanunda Değişiklik Yapmak Üzere Hazırlanan Yasa Tasarısına İlişkin Görüşler

Bu metin, Prof. Dr. Işıl Ünal başkanlığında bir ekipçe,

Eğitim-Sen için, bir ön rapor olarak hazırlanmıştır.

“Yükseköğretim Kanunu île Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, özü itibariyle, tüm ortadan kaldırma çabalarına rağmen bugüne dek üniversitelerin görevi olarak görülmeye devam edilen etkinlikleri (yani araştırma ve bilimsel bilgi üretme, bilgiyi yayma ve öğretimi), “girişimci üniversite”lerin “satmakla yükümlü oldukları hizmetler” olarak tanımlayan ve bunun mekanizmalarını en ince ayrıntısına kadar oluşturan bir yasa tasarısıdır. 

Tasarı, böylece, yalnızca üniversitelerin parasal kaynak sorunlarım çözmek üzere hazırlanmış gibi gözükse de, gerçekte, yükseköğretim sisteminden üniversiteleri çıkartarak, çeşitli entelektüel ve fiziksel varlıklarını satarak kazanç elde eden, merkeziyetçi yükseköğretim kurumları oluşturmaktadır. Aslında bu tasarı, 1980`lerden başlayan bir serüvenin, gelinen en son aşamasıdır. 

Bu tarihten itibaren Türkiye`de neo-liberal politikalar ağırlık kazanmış ve eğitim Yapısal Uyum Programları kapsamında düzenlenmeye başlanmıştır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, yükseköğretim sistemi için bu çerçevede tasarlananların ilk aşamasıdır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, hem ilk uygulama yıllarında hem de aradan geçen 20 yıl boyunca, TÜSİAD ve sermaye çevreleri ile üniversite bileşenleri ve kamuoyundan farklı tepkiler görmüştür. 2547 sayılı yasanın yükseköğretim sistemine getirdiği yapı ve işleyiş öğretim elemanları, öğrenciler ve çeşitli toplum kesimlerince 20 yıl boyunca sürekli olarak eleştirilmiş ve YÖK`ün çeşitli uygulamaları yine bu kesimlerce protesto edilmiştir. 

Öğretim üyeleri YÖK sistemini eleştirmekle yetinmeyerek, demokratik bir çerçevede işleyen ve özgür bir üniversite oluşturmaya dönük bir Üniversiteler Kanun Taslağı (ÜÖÜD/ İstanbul 1992) bile hazırlamışlardır. 

Diğer yandan, TÜSİAD, Kemal Gürüz`ün koordinatörlüğünde dört kişiden oluşan bir gruba, “Türkiye`de ve Dünyada Yükseköğretim, Bilim ve Teknoloji” (1994) adlı bir rapor hazırlatmıştır. Bu raporda yükseköğretim sistemi için getirilen çerçeve, Öğretim Elemanları Sendikası`nın Kasım 1994`te yayınladığı bültende, “sermaye ile iç içe geçmiş vakıf ve devlet üniversiteleri, paralı eğitim, mütevelli heyetleri ve meritokratik üniversiteler” olarak betimlenmişti. Aradan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra, “2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Taslağı” hazırlandı. Bu taslak da toplumun çeşitli kesimlerinden ve özellikle üniversite öğretim elemanları ve öğrencilerinden olumsuz tepkiler almıştır. Söz konusu taslağı incelemek üzere Öğretim Elemanları Sendikası`nın oluşturduğu bir komisyonun hazırladığı raporda (ÖES Bülten, Nisan 1996), taslağın “yükseköğretimde bilimsel özgürlüğü, özerkliği ve üniversitenin bileşenlerinin katılımını önleyen yapısına” dikkat çekilmiş ve üniversitelerin “toplumun beklentilerinden çok, sermayenin ve iş çevrelerinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde” ele alındığı vurgulanmıştır. 

Bu taslakta da üniversitelerin “mal v

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu