Türkiye’de Kurumsallaşmış Cinsiyet Eşitliği: Olanaklar – Riskler Uluslararası Konferansı

Türkiye`de Kurumsallaşmış Cinsiyet Eşitliği: olanaklar-Riskler konulu uluslar arası konferans 23 Eylül 2006 tarihinde İstanbul`da, İTÜ sosyal tesislerinde gerçekleştirildi. Konferansın sabah oturumundaki panelin ardından daha önce yapılmış olan atölye çalışmaları sunuldu ve farklı ülke deneyimlerine ilişkin bilgilendirmenin ardından konferans son buldu.

Konferansın sabah oturumundaki “Türkiye`de Kurumsallaş Cinsiyet Eşitliği Konsepti” konulu panele Kadın Dayanışma Vakfı/KADAV`dan Zelal Ayman ve Diyarbakır Kadın Merkezi/KAMER`den Nebahat Akkoç konuşmacı olarak katıldı.

Nebahat Akkoç`un konuşma özeti:

Kadına yönelik şiddet evrensel bir nitelik taşımaktadır. Fakat şiddetin niteliği kadınların içinde bulundukları koşullara göre değişmektedir. KAMER namus cinayetlerine ilişkin saptamalarda bulunmak üzere bir proje gerçekleştirmiştir. Projeye araştırma amacıyla başlanmış ancak sorunların ağırlığı önleme çalışmalarının içine girilmesine yol açmıştır. Bu yük çok ağır. Namus cinayetlerini ortadan kaldırmak toplum örgütlerinin işi değildir. Devlete görev düşmektedir. Toplum örgütleri sorunu tespit ederler, ihtiyaçları saptayıp analizler yaparlar, çözüm politikaları geliştirip bu politikaların yetkili mercilere ulaştırılmasını sağlarlar. KAMER bu araştırma ile sorunu tespit edip, çözüm önerileri geliştirdi.. Namus cinayetleri ile ilgili olarak hazırlanan rapor meclisteki bütün milletvekillerine ulaştırıldı.

Cinsiyet eşitliği konusu, kadın merkezli tartışılmalıdır. Aile merkezli tartışılması kadınların yaşadıklarının gözden kaçmasına yol açabilmektedir. Sorunların saptanmasında sadece üstten bakarak geliştirilmiş bir yaklaşım sonuç alıcı olamaz. Toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımının ana politikalara yaygınlaştırılması (Gender mainstreaming/GM) üstten, global bir bakışla olmamalı. Kadın örgütlerinden görüş alınmalıdır.

GM stratejisi Türkiye`de hayata geçirilirken bölgeler arası eşitsizlik atlanmamalıdır. Gelir dağılımı, kadın başına düşen çocuk sayısı, kadın okur yazarlığı vb. her açıdan bölgeler arasında eşitsizlik bulunmaktadır. Dolayısıyla bölgeler arasındaki farklılıklar ve eşitsizlikler görmezden gelindiğinde ortalama veriler üzerinden politika saptanacağı için eksik, yetersiz ve yanılgılı politikalar ortaya çıkacak, bunlar da amaca hizmet etmeyecektir.

KAMER`e başvuran kadınlar Türkçe bilmiyorlar. Bu nedenle yasal haklarını da bilmiyorlar. Kadınların yasal haklarının kendi dilleriyle öğrenmeleri sağlanmalıdır. Şiddet yaşayan kadınların kolayca ulaşabilecekleri merkezlerin kurulması zorunludur. Zaman zaman okullarda kadınlar için okuma-yazma kursları açılmaktadır. Ancak tespit ettiğimiz kadarıyla kadınlar okula gitme konusunda çekimser davranmaktadırlar. Bu nedenle okuma yazma gruplarına evlerde kurs verilmelidir. Acil başvuru durumları için sosyal hizmetler il müdürlükleri hafta sonları da açık olmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında zihniyet değişimi çok önemlidir. Bu nedenle 0-6 yaş grubu çocuklara bu yönlü dönüştürücü eğitim verilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akım haline getirilmesi için üsten, yüzeysel bakmak yerine derine bakmak gerekmektedir. Global dille bizi ezecekler.

Zelal Ayman`ın konuşma özeti:

“GM kavramının Türkçe`ye çevrilmesinde karışıklık var. Gender/toplumsal cinsiyet kavramında da benzer bir karışıklık söz konusu. Bu kavramlar zaman zaman feminizmin yerine kullanılmaktadır. Gender/toplumsal cinsiyet, bir ideoloji değildir; toplumsal hayata bakış, yorumlama ve çözümlemeye yönelik bir kavramdır. Buna rağmen feminizmin yerine, bir ideoloji olarak kullanılmaktadır. Bu problemli bir durumdur.

Her kadın şiddeti farklı şekillerde yaşar. Kadınların aynı zamanda  etnik, ulusal, sınıfsal kimlikleri vardır. Kadın politikası yaparken bunların bilgisine de sahip olmak gereklidir. 1980 sonrasında, 1980 öncesi yaklaşıma tepki olarak kadın kimliğini ön plana çıkardık. Ama bu kez de “sınıf” geride kaldı. Oysa bunun da göz önünde bulundurulması gerekir. Kadınlık konumu başka kimliklerle sarmalanmış bir şekilde yaşanıyor. Bunun göz ardı edilmemesi gerekir.  Sınıfsal konumun, bölgeler arası eşitsizliğin görülmesi gerekir. Türkiye çok dilli, çok etnili bir yapıya sahip, bu da görülmelidir.

Kimlikleri anlamak önemlidir. kimliğin sorunlarını tespit etmek gerekir ama onun içinde takılıp kalmamak gerekir. Bunu yapmazsak hizmet üreten kurumlara döneceğiz. Küçük ölçekli hizmet verme durumu da olabilir, ama esas işimiz o değildir.

Tartışma konularından birisi de erkeklerin çalışmalarımıza katılıp katılmamasına ilişkindir. Erkekler de sistem içinde mağdur durumdalar. Onlar da “erkek”leştiriliyorlar. Bu erkeklik de bir kurgu. Erkeklerin çok azı bunu sorguluyor. Büyük bir kısmı kimliklerini sorgulamıyor. Çünkü avantajlı konumdadırlar. Erkekler de çalışmalara katılabilmelidirler. Onlarla ittifak yapabiliriz.

Sunumlara İlişkin Tartışmalar:

Bu sunumlardan sonra konferans katılımcıları söz alarak görüşlerini dile getirdiler. Tartışma esas olarak kadınların sorunlarının tanımlanması noktasında yürütüldü. Her iki konuşmacı da kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunlarını etnik, sınıfsal vb. konumlarına göre farklı şekillerde yaşayabildiklerini ve bu nedenle de toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana politikalara mal edilmesi  stratejisinin (GM) ancak bu farklılıkları göz önünde bulundurarak hayata geçirilebileceğini dile getirmişlerdi. Tartışmalarda bir yandan bu yaklaşımı destekleyen görüşler dile getirirken diğer yandan da konumları ne olursa olsun bütün kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunları aynı şekilde yaşadıkları bu nedenle de sınıfsal ya da etnik kimlikleri ile ilgili tartışmalara yer verilmemesi gerektiği dile getirildi.

Tartışmada ayrıca toplumsal cinsiyet (gender) ve GM gibi kavramların yerellerdeki kadınlarla iletişim kurmaya güçleştirdiği ve bu kavramların giderek feminizm yerine kullanılmaya başlandığına dikkat çekildi. Dünya Bankası, IMF gibi kurumların bu tür kavramları kullanmaya başlamasının ise kavramların içini boşaltmaya dönük olduğu dile getirildi.

Tartışmaların ardından, “Türkiye`de Gündelik Hayatta Cinsiyet Eşitliğinin Ana Politikalara Yerleştirilmesi” konu başlığı altında daha önceden yapılmış olan atölye çalışmalarının sunumu yapıldı

“Çalışma Hayatı” Atölyesinin Sunum Özeti:

Çalışma Yaşamında Cinsiyet Eşitliğinin Ana Plan ve Politikalara Yerleştirilmesi Stratejisi (Gendermainstreaming): Çalışma yaşamında kadın, erkek ve dezavantajlı gruplar arasındaki farklılıkların, koşulları, konumları, gereksinimleri açısından değerlendirilmesi, eşitliğe yönelik olarak bu değerlendirmelerin tüm plan, politika ve eylemlere yerleştirilmesi.

Türkiye`de Çalışma Yaşamında Mevcut Durum:

Türkiye`de, istihdam piyasasında cinsiyet temelli ayrışmayı önlemek üzere kapsamlı ve sürekli bir çalışmanın yapıldığını ve bu doğrultuda gerekli önlemlerin alındığını söylemek zordur. Türkiye`de işsizlik oranının yüksekliği ve işgücüne katılım oranının düşüklüğü, işgücü piyasası açısından önemli sorunları oluştururken, kadın istihdamında düşüş beraberinde ülke genelinde işgücüne katılım oranlarını da düşürmektedir. Resmi istatistiklere göre kadınların işgücüne katılım oranları (İKO) 1950`lerden itibaren azalmaktadır.

Erkekler ve kadınlar arasında işgücüne katılma oranları arasında büyük farklar vardır. İşgücüne katılma oranları açısından eğitim düzeylerine bakıldığında ise eğitim aldıkça işgücüne katılma oranının arttığı görülmektedir.

Türkiye`de işgücü piyasasının bugün karşı karşıya olduğu iki büyük sorun: yüksek işsizlik oranı ve son derece düşük olan kadın işgücüne katılım oranıdır. Bu iki sorun birbiriyle yakından ilgilidir ve işsizlik sorununu çözmeye yönelik politikalar aynı zamanda kadın istihdamı sorununu da beraberinde ele almak zorundadır. Kadın istihdamı sorununu ele almayan bir işsizlik politikası başarısız olmaya mahkumdur. Türkiye`de sürdürülen makro-ekonomik politikaların düzenli ve güvenceli istihdam yaratma kapasitesinin yetersizliği ve toplumsal cinsiyet perspektifinden yoksunluğu, kadınların hem çalışma yaşamına katılırken hem de katıldıktan sonra yaşadıkları sorunları derinleştirmektedir. İşsizlik oranları her yıl daha da yükselmekte ve kadınların işsizliği erkeklere kıyasla çok daha yüksek düzeylerde seyretmektedir. Türkiye`de bugün için dikkate değer bir aktif istihdam politikasından söz etmek güçtür. Çok sınırlı bir kesim için hayata geçmiş işsizlik sigortası nedeniyle geniş kapsamlı pasif istihdam politikasından da söz edilemez. Dolayısıyla, işsizlik Türkiye`de bireysel bir sorun olarak geniş kitleleri etkilese de, toplumsal bir sorun olarak önemli bir politika konusu olmaktan uzaktır.

Tarım dışı işsizlik kronikleşen yapısal bir işsizliğe dönüşmüşken, iş gücüne dahil olmayan 19.264.00 kadından 13.025.00`ni kendisini “ev kadını” olarak tanımlamaktadır.  “Ev kadınlığı” sorumluluklarından/ konumlarından kalkınma süreci içerisinde kurtuldukları anda aslında bu kadınların büyük çoğunluğu işgücüne katılmaya hazır hale geleceklerdir. Yani Türkiye`de ciddi boyutlarda gizli bir kadın işsizliği vardır. Bu kadınların çalışmaya hazır olarak işgücü piyasasına girmeleri, zaten tehlikeli boyutlara ulaşmış olan işsizlik sorununu daha da arttıracaktır. Bundan dolayı da işsizlik sorununu çözmeye yönelik aktif istihdam politikalarının aynı zamanda toplumsal cinsiyet bakış açısını içermesi ve istihdam politikalarının içinde kadın istihdam politikalarının yer alması gereklidir.

Kadınların kazançları ve işteki konumları da kadınların aleyhine sonuçlar göstermektedir. UNDP, 2005 İnsani Kalkınma Raporuna göre ücretlerde hesaplanan cinsiyet farkı % 46`dır. Ayrıca yine aynı rapora göre idari ve yönetim kademelerinde bulunan kadınların oranı % 6   iken profesyonel ve teknik alanlarda kadın oranı ise % 30`dur.

Kadınların tarım dışı alanlarda iş bulamamasının önünde pek çok neden bulunmaktadır. Bu nedenler içinde kamu hizmetlerinin yetersizliği ve kadın işgücüne olan talebin azlığı sayılabilir. Türkiye`de yeterli istihdam olanaklarının yaratılmaması, istihdam yaratmayan ekonomik büyüme de kırsaldan kente göçle beraber kadınların işsiz kalmasına neden olmaktadır. Kadın istihdamının önündeki diğer nedenler ise; cinsiyete dayalı iş bölümü ve bu işbölümünü yeniden üreten tercihler ve yasal düzenlemelerdir. Çalışma yaşamını düzenleyen yasalarda çocuk bakımı kadının sorumluluğunda görülmekte, çalışma yaşamı ve aile yaşamını uyumlaştıracak düzenlemeler bulunmamaktadır. Çocuk bakımı nedeniyle iş piyasasından ayrılan kadınların, işgücü piyasasına geri dönüşünü sağlamak konusunda bir politika olduğunu söylemek güçtür. Doğum ve analık izninden dönen kadınların aynı veya eşdeğer pozisyonlara dönmesini garanti altına alacak, iş piyasasına döndüklerinde mesleki eğitimlerini sağlayacak düzenleme de mevcut değildir.  Bakım yalnızca çocuk bakımı olarak değil hasta, yaşlı ve özürlü bakımı olarak da kadının omuzlarındadır. Bununla ilgili bir devlet politikası bulunmamaktadır. Ayrıca cinsiyete göre ev içi yeniden üretim faaliyetlerine ayrılan zamana ilişkin veriler, çalışan kadınların bu faaliyetlere günde ortalama 2 saat 43 dakika ayırdığını, buna karşın erkeklerin 45 dakika ayırdığını ortaya koymaktadır.

Türkiye`de Şubat 2001 krizi sonrasında formel sektör iyice daralmış enformel sektör alanı genişlemiştir. İstihdam edilenlerin sosyal güvenlik kurumlarına kayıtlılık durumlarına bakıldığında  toplam istihdamın % 50,1`inin kayıt dışı olduğu tespit edilmiştir ve bu oran tarımda % 88,2 iken tarım dışı alanlarda %34,2`dir.  Kadınlarda neredeyse erkeklerin iki katı olan işsizlik oranı, kriz sonrasında kadınların formal piyasada iş bulmalarını iyice azaltmıştır. Ücretli çalışan kadınlar erkeklere kıyasla daha düşük ücretlerde ve enformel sektörde ev eksenli çalışmaya başlamışlardır.

‘Gelişmekte olan ülkeler` için, küresel bir ekonomide var olabilmenin koşulu daha düşük ücret maliyetleri ve daha ağır çalışma koşulları olarak görülmektedir. Bu rekabet anlayışı çocuk ve kadın emeğinin istismarını beraberinde getirmektedir.   Türkiye`de enformel sektörün yaygınlığının yarattığı en önemli sorun bu sektörün geçici bir istihdam alanı olmayıp işgücü piyasasının yapısının da enformel sektör üzerinden tanımlanıyor olmasıdır.  Esnek çalışma biçimleriyle beraber kayıt dışı istihdam da Türkiye`de yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Çalışanların yasal haklarından bahsedemeyeceğimiz kayıt dışı istihdamda cinsiyet ayrımcılığı da belirgin bir biçimde yaşanmaktadır.

Öneriler:

Türkiye`nin Avrupa İstihdam Stratejisi dahil olabilmesi için dikkate alması gereken noktalardan ikisi istihdam edilebilirliğin ve kadınlar ve erkekler arasında fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Türkiye`de özellikle istihdamın yapısının, ekonomik ve demografik yapılardaki değişmelerin, kırsal alandan kente göçün ve dolayısıyla da buradaki işgücünün yer değiştirmesinin, kentlerdeki sanayi yapısının ekonomik büyümeye rağmen istihdam yaratma özelliğinin olmayışının, küreselleşmenin emek yoğun sektörlere etkisinin, yasal düzenlemelerin kadın istihdamına etkisinin, meslek içi eğitimlerin ve yeniden eğitimin  öncelikli olarak sorgulanması gereklidir. Bu bağlam da kadın istihdamı ayrı bir politika alanı olarak istihdam politikalarına eklenmeli ve kadınların yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadeleleri bağlamında da ele alınmalıdır.

Kadınlar ve erkekler arasında cinsiyet eşitliğinin sağlanması için öncelikle Ulusal İstihdam Stratejisi içine kapsamlı bir kadın politikasının dahil edilmesi gereklidir. Bunun içinde somut ve zaman sınırlı hedeflerden oluşan bir planlama yapılmalı ve belirlenecek fırsat eşitliği politikalarının hayata geçirilmesi için bu konu ile ilgili mekanizmaların finans ve insan kaynağı açısından yeterli hale getirilmesi sağlanmalıdır ve bunun içinde bütçeden ayrı bir kaynak ayırımına gidilmelidir.

Kadın hareketinin  talepleri istihdama girişte kadınların önündeki engellerin kaldırılması ve bu bağlamda hayata geçirilen fırsat eşitliği politikalarının uygulanabilir olması için kadının çalışma yaşamındaki konumunun güçlendirilmesidir. Bu konumun güçlendirilmesi için eğitimden, toplumsal cinsiyet rollerine ve çalışma yaşamındaki yatay ve dikey ayrımcılıktan meslek yönlendirmelerine ve seçimine kadar pek çok alanda ayrımcılık yapmama ilkesi altında kadınların ve erkeklerin sorumluluklarının ve becerilerinin cinsiyet eşitliği perspektifinde yeniden ele alınması gereklidir. Bu bağlamda özellikle aile yaşamının ve iş yaşamının uyumlaştırılması ve bu alanlardaki görev dağılımının düzenlenmesinde yasalardan güç alınabilmesi önemlidir. Örneğin ebeveyn izni düzenlemesi ile çocuk bakımına dair bütün sorumlulukların ebeveynler arasında eşit paylaşılmasının sağlanması,  kadınların üzerinedeki çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi sorumlulukların bakım hizmetleri çerçevesinde karşılanması ve bu bakım hizmetlerinin devlet politikası olarak düzenlenmesi gereklidir. Okul öncesi eğitim kurumların yaygınlaştırılması ve bunda işveren, devlet ve yerel yönetimlerin sorumluluk alması gereklidir. Yine kadınların toplumsal cinisyet önyargılarından kaynaklı yaşadıkları, çoğu zamanda dolaylı ayrımcılık olarak karşımıza çıkan hemen her türlü ayrımcılık biçimlerinin tanımlanması, yasaklanması şarttır. Ayrıca kadının insan hakları bağlamında eğitimler verilmeli, yaygınlaştırılmalıdır.

Özetle yapılması gerekenler, kadınlar için eğitimden, çalışma yaşamına ve siyasette temsiliyete kadar hayatın her alanında fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Burada önemli olan ise bu politikaların sonuçta eşitliği sağlayabilmesi için toplumsal yaşamda kadınların eşitliğini sağlayıncaya kadar geçici özel önlem politikalarının alınmasıdır. Ayrıca kadınların doğurganlığının çalışma yaşamında kadınlar için  dezavantajlara yol açan bütün yasal düzenlemelerin kaldırılması gerekmektedir. Bu bağlamda yalnızca kadınlar için doğum izni düzenlemesi yapmak yeterli değildir kadınların doğum izninden döndükten sonra değişen iş koşullarına uyumunu sağlayacak hizmet içi eğitimlerin işveren tarafından verilmesini sağlamak ve kadını aynı veya eşdeğer pozisyonda çalışmasını garantilemek gerekmektedir.  Eşit ücretten eşit muameleye kadar cinsiyet nedeniyle yapılan her türlü ayrımcılığa ilişkin yeterli yasal düzenlemeler ve yaptırımlar uygulamaya konulmalıdır. Parlementoda kadın erkek eşitliği daimi komisyonunun kurulması kadın hareketinin bugün en önemli taleplerinden birisidir ve bu komisyonun meclise intikal eden bütün yasaları cinsiyet eşitlği perspektifinden değerlendirmesi gerekliliği istihdamda cinsiyet açığını kapatmak için şarttır.

Cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılık yapmama başlıklarında yapılması gerekenler şu şekilde özetlenebilir;

ÖNERİLER

SORUMLU KURUM

İŞBİRLİĞİ YAPILACAK

KURUM/ KURULUŞ

YASAL REFORMLAR

Yasalarda cinsiyet eşitsizliğine neden olan maddelerin kaldırılması;

·         İş kanunun kapsamının genişletilmesi,

·         İş kanunun işe alma sürecini kapsaması,

·         İş güvencesinin sağlanması,

·         Ebeveyn izni düzenlemesinin yapılması,

·         Doğrudan ve dolaylı ayrımcılığın tanımlanması,

·         Kreş ve oda açma yükümlülüğünün toplam işçi üzerinden tanımlanması ve bu konuda işveren, devlet ve yerel yönetimlere sorumluluk tanımlanması

·         İş yerince cinsel tacizin tanımlanması,

·         İş sürelerinin haftalık 35 saat olacak şekilde düzenlenmesi,

·         Esnek çalışma biçimlerinde insan onuruna yakışan iş ve ücret olması, sosyal güvenlik ve sosyal hakların tanımlanması, kanunda kısmı zamanlı çalışan işçi tanımlamasının yapılması

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,

İşveren

Yerel yönetimler

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Üniversiteler, Sendikalar, Sivil Toplum Kuruluşları

ÖZEL ÖNLEM POLİTİKALARI

İşe almada, terfide, meslek içi eğitimlerde ve yeniden eğitimlerde kadınlar için pozitif ayrımcılık uygulanmalı

Parlamento, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İşveren ve işçi temsilcileri

Sivil Toplum Kuruluşları, KSGM

Kadın erkek eşitliğine aykırı politikalar, yasal düzenlemeler ve uygulamalar kaldırılmalı, toplumda kadın ve erkek eşitliği sağlanıncaya kadar, kadınlara pozitif ayrımcılık yapılması bir devlet politikası olarak kabul edilmelidir.

Başbakanlık ve Diğer İlgili Tüm Kamu Kurum ve Kuruluşları

Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları

Erkek mesleği olarak görülen alanlarda eğitimden başlayarak kadınlar için kota uygulaması yapılması

Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları

 

KURUMSAL HİZMETLER

 Cinsiyet eşitliği eğitimi temel eğitimden başlayarak eğitim ve öğretimin her kademesinde, meslek içi eğitimlerde verilmeli

Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İlgili tüm bakanlıklar

Üniversitelerin Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezleri, Sivil Toplum Kuruluşları

Bakım Hizmetleri devletin sorumluluğunda hayata geçmeli ve yaygınlaşmalı

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü

Milli Eğitim Bakanlığı, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları, Özel Sektör

Toplumsal cinsiyete duyarlı politikaların devletin bütün ana plan ve programlarının içine entegre edilmesi, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğinin sağlanması, programların ve sonuçların izlenme ve değerlendirilmesi için gerekli mekanizmaların oluşturulması ve var olan mekanizmaların işler hale getirilmesi sağlanmalıdır.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları

 Kadınların istihdam olanakları ve iş kurmak için gereksinim duydukları kredi almalarını kolaylaştıracak düzenlemeler yapılmalıdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kamu ve Özel Sektör Bankaları, KOSGEB

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sivil Toplum Kuruluşları

Aile ve iş yaşamını uyumlaştıran politikaların hayata geçirilmesi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

Sivil Toplum Kuruluşları, Üniversiteler

Kadın Girişimci oranının arttırılması için kadınların krediye erişiminde kolaylık sağlanması ve danışmanlık verilmesi

Özel Sektör, Bankalar

KSGM, STK

Kayıt Dışı Sektörle mücadele edilmesi

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu